YAKINDAN KUMANDAN

YAKINDAN KUMANDAN
YAKINDAN KUMANDAN
Nobre'nin son dakika oyuna girmesine koyduğu muhalefet şerhi, ister istemez akla 'Futbolcu hakları' gibi bir kavramı getiriyor. Nasıl hastanın tedaviyi reddetme hakkı varsa...

Son dakika mevzusu
Nobre'nin son dakika oyuna girmesine koyduğu muhalefet şerhi, ister istemez akla 'Futbolcu hakları' gibi bir kavramı getiriyor. Nasıl hastanın tedaviyi reddetme hakkı varsa, topçunun da oyuna girmeme hakkı olabilir mi? Görünen o ki, endüstriyel futbol, önümüzdeki günlerde (veya ilerleyen haftalarda) belli ki bu konuyu çok tartışacak. Yani ne bileyim maçın bitmesine bir dakika kalmış, oyunu soğutmak üzere beni oyuna alacaksın, ben derim ki, "Hoca, iyi kötü âlemde ismimiz var, bari bana bunu
yapma." Bence çok tesiri olur. Yani oyuna ben girecek olsam, biraz da
isyankâr ruhumuzun etkisiyle, "Şimdi mi aklına geldim" gibisinden sert
bakışlar gezdiririm hocanın üzerinde.
Gerçi belli de olmaz, büyük konuşmamalı.
Bizim başkan da bana sordu, "Acaba" dedi, "topçu mukavelesine madde koyabilir mi, diyelim ki '85. dakikadan sonra Abbas, bağlasan durmaz' diye bir madde tarafları ne derece bağlar (çok sever böyle kıta sahanlığı üzerine müzakere eder gibi konuşmayı)."
Günümüz futbolunun bence de tartışmalı noktalarından birini teşkil etmekte bu durum. Sözleşme değil mi, istediğini koymalısın bence. Mesela 70. dakika oynanıyor, kale arkasında ısınırken ağır ağır kulübeye geleceksin, çantanı ağır hareketlerle hazırlarken, yan gözle de hocaya bakacaksın. "Hoca bak aldın aldın, yoksa gidiyorum" bakışı da denir buna.
Hoca sinirli bir şekilde kulübeden fırlamış, topçulara bağırıp çağırıyor, gidip kendini fark ettireceksin, kedi gibi sürüneceksin. Abartıp evin köpeği gibi orta yere teşaşür etmek de var ama, bu pek tavsiye edilmiyor. 80. dakika dolduğunda kalkıp teknik heyetle, masörle yine ağır hare-
ketlerle vedalaşmaya başlarsın. Yardımcı hocaya, asıl hocanın duyacağı şekilde, "Nasip değilmiş hocam, zorlamamak lazım, olmayınca olmuyor işte" dersin.
Bu arada masörün gözleri dolar, sen o dolu gözlerde "Ağbi neden böyle olduk" cümle yapısını görürsün. İdari menajer "Otur ya, daha karpuz keseceğiz, nereye böyle" der. İşi gargaraya verip eyyamcılıkla olayın büyümesine engel olmaya çalışmaktadır. Sen ona, "İdare-i maslahatçılar esaslı devrim yapamazlar" lafını hatırlatırsın. Daha uygun bir yerde bu lafı kullanman daha iyi olacaktır belki ama, senin de sinirlerin yıpranmıştır. Bir yere kadardır yani her şey. Öte yandan son ana kadar bir umut taşırsın aslında. Kulübeden soyunma odasına giden yolu uzatırsın ki, hoca arkandan seslensin. "Tamam koçum" desin, "gel hadi, gir bakalım". O arada sarılmalar ağlaşmalar, oyuna girecen diye, hâlâ oğlun kenarda koç kesiyor. Ablanın kocası tribünde Keskin davulu çaldırıyor, Bergama gırnatası üfletiyor.
Olur mu olur yani...