YAKINDAN KUMANDAN

YAKINDAN KUMANDAN
YAKINDAN KUMANDAN
Yanlış anlaşılmasın, "Babaları olmasaydı o işte orada olabilirler miydi" demek istemiyorum. Ne hakikat böyledir, ne de fıtri yapımız bunu dile getirmeye müsaittir.

Baba-oğul gazeteciliği
Yanlış anlaşılmasın, "Babaları olmasaydı o işte orada olabilirler miydi" demek istemiyorum. Ne hakikat böyledir, ne de fıtri yapımız bunu dile getirmeye müsaittir. Söylemek istediğimiz mesele şudur: Yeni çıkan Taraf gazetesinin spor sayfasında Can Belge ve Kerem Altan imzasını görünce, ben de bir baba olarak gururlandım, gözümün önüne iki baba formatında, Murat Belge ve Ahmet Altan geldi, gözlerim doldu, kelimeler boğazımda şişti. Bu hissi baba olmayan zor anlar.
Gerçi Ahmet Altan'ın daha önce kızı spor servisinde gazeteciliğe başladığı için, bu konuda tecrübeli sayılırdı. Ne bileyim oğlu Kerem'in yazısıyla ve resmiyle 'kendi' gazetesi de olsa, karşılaştığında, duygularına hâkim olabilecek kadar 'kaşar' sayılırdı belki. Ama ya Murat Belge gerçekliği? İşte o anda, oğlum Ege'nin ilk dava dilekçesiyle karşılaşacağım anı gözümün önüne getirdim. Ne yalan söyleyeyim, daha şimdiden, duygularıma hâkim olamadım.
Olaya, ayrıca benim bir türlü beceremediğim, belki de layıkıyla bakamadığım 'kuşak çatışması' ekseninden yaklaştığımda, ortaya çıkan manzara da hoşuma gitti. Çünkü (benim durumum zaten çok özeldir, ona hiç değinmeyeyim) bizim kuşakta biz oğulların babalarımızla çatışması, Marks başka bir bağlamda kullanmış olsa da, Otuz Yıl Savaşları'nı çatlatacak cinstendir. Kimi mahalle derneklerindeki eğitim notlarında, 'antagonist çelişki' diye, emek-sermaye yerine, baba-oğul çelişkisinin örnek gesterildiği rivayet olunurdu. Anlayın artık. O günlerden, baba-oğulun gazeteye el ele tutuşarak geldiği günlere geldik. İnsan haliyle mütehassis oluyor.
Gerçi Altan ve Belge'den bir alt kuşak olarak bizim jenerasyon, çocuklarıyla peder-şahi bir ilişki kurmayacağının ilk işaretlerini, kendi eşlerinin (arkadaş eşlerinin doğumuna girmek, bugün bile uygun olmaz sanırım) doğumlarına bizzat girerek vermişti. Ben, tüp sektöründe olduğumdan bu tür kültürel açılımlardan uzak kalsam bile, Rıfat Ağbi vasıtasıyla gelişmeleri izleyebiliyordum. Herkes birbirine "Sen girdin mi?" diye sorarmış.
Geldiğimiz noktada bizden bir üst kuşağın çocuklarıyla kurduğu ilişki, eğer bakmasını bilirsek, sayısız derslerle doludur. O bakımdan İsmet Berkan'ın gereksiz bir gerginlik yaşamasına bir mana veremediğimi daha önce de söylemiştim. Bak oldu işte. Yol açıldı. O da şimdi 4 yaşındaki oğlu, sevgili yeğenimiz Ömer Onno'yu 10, bilemedin 15 yıl sonra spor servisinden âleme sokacak. Ama onun için İsmet beyin de biraz çaba göstermesi lazım. Ne bileyim bu, ufaktan ufaktan 'iddaa' tahminine çalıştırmak olur, yenge de müsaade ederse alıp Çarşı'nın orta yerine
götürmek olur.
Altyapı hazır yani. Bir el atmaya bakıyor iş.