YAKINDAN KUMANDAN

YAKINDAN KUMANDAN
YAKINDAN KUMANDAN
Bu haftaya damgasını, tartışmasız, Roberto Carlos Halk Oyunları Ekibi vurdu. Hemen herkes, derbinin kendisinden çok, yengeç dansı tabiriyle (ben, 'yengeçlerin dansı' derdim) medyada karşılanan bu ritmik hareketleri konuştu.

Anadolu Ateşi duruma el koysun
Bu haftaya damgasını, tartışmasız, Roberto Carlos Halk Oyunları Ekibi vurdu. Hemen herkes, derbinin kendisinden çok, yengeç dansı tabiriyle (ben, 'yengeçlerin dansı' derdim) medyada karşılanan bu ritmik hareketleri konuştu. "Önceden çalışıldığı belli" hareketlerdeki eşsiz ritim uyumu, bize adeta yengeçlerin Rio sahillerinde gün batarken denize koşuşturmalarını hatırlattı. İşte tam o anda, sanırım hepimiz, 'Çukulata renkli şarkıcıdan' bir parça dinlemek istedik. Ama olmayınca olmuyordu.
Gol dansının giderek artan bir ivme kazanacağı esasen belliydi. Ancak bunun hemen ertesi günkü Trabzon-Gaziantep maçına sirayet edeceğine de, doğrusu kimse inanmazdı. Gerçi Antepli topçuların karafatma hareketi, aslında yine Carlos'tan temellük edilmişti. Carlos, 2005-2006 sezonunda Alaves deplasmanında Ronaldo'nun attığı golden sonra Robinho ve Ronaldo'yla birlikte sırtüstü düşmüş karafatma taklidi yaptılardı. Anteplilerin karafatması, sırtüstü düşeninden çok, gıdıklananını çağrıştırdı bize. Ama olsun, onların da bir yerden başlamaları gerekiyordu.
Gerçi hemen her takım, zaman zaman dansın o zengin imkânlarından yararlanmış, bir tür oyunlar, hareketler arası ilişkiler kurulmuştu. Bebek sallama ve timsah yürüyüşü gibi klasikleri saymıyorum çünkü onlar, dans formatında değildi. Dans anlamında Trabzon'dan yerli bir iki unsur horon oynamaya çalıştı, bir iki harmandalı yapan oldu ama nedense fazla geliştirilmedi.
Şimdi pazar sabahından bu yana, gol danslarını nasıl endüstriyel bir ürün yapabiliriz üzerine yoğun tartışmalar yaşanıyor, ciddi mesailer harcanıyor. Bunu hissedebiliyorum.
İşte bu konuyu, daha ortada 'yengeçlerin dansı' yokken, perşembe akşamı uzmanına sordum. Aydınlıkevler'in şahsiyetli mekânlarından Uzayan Sokak'tan kadim kardeşimiz Mustafa Erdoğan'a, "Mahalli motiflerden evrensel dokuya giden bir yol olmalı" dedim, "bunu bir tetkik edebilir misin?" Davetli olduğum 'Anadolu Ateşi'nden sonra biraz laflarken, "Bak Ankarasporlu topçuları gördüm, bana bir şeyler olacak, bunlar burdan iki figür kapacak gibime geliyor" dedim. (Bu haftayı golsüz kapadılar, bir şey göremedik gerçi) Mustafa'ya, bu işte çok ekmek olduğunu, olayın burda kalmayacağını, özellikle pahalı prodüksiyon peşinde koşan büyük takımların gelip kendisini bulacağını, işi aceleye getirip, sanat yanını ihmal etmemesini hatırlattım, ama ortaya da 'lezzetli' bir iş çıkarmasını da hassaten rica ettim.
Lafımı bitirir bitirmez, avcumun içine sıkıştırdığım tam altını montunun cebine bıraktım. "Uzatma Mustafa" dedim, "Atlas yeğenimdir, bunu önden al, gelip ayrıca seveceğim."