YAKINDAN KUMANDAN

YAKINDAN KUMANDAN
YAKINDAN KUMANDAN
Bence Fazıl Say gitmesin. Ama mutlaka gidecekse, o zaman gitsin ama yerine Tuncay Şanlı gelsin. Ocak ayı transferleri bitmeden Boro'nun hocası Southgate ikna edilsin, Tuncay'ın kulübüne reddemeyecekleri bir teklif...

Fazıl Say'ın yerine Tuncay
Bence Fazıl Say gitmesin. Ama mutlaka gidecekse, o zaman gitsin ama yerine Tuncay Şanlı gelsin. Ocak ayı transferleri bitmeden Boro'nun hocası Southgate ikna edilsin, Tuncay'ın kulübüne reddemeyecekleri bir teklif verilsin, Fazıl Say'ın besteleyeceği M'boro kulüp marşı da promosyon olsun.
Aslında 'Halkın Efendisi Aydın' markasının 'Kırılgan' segmentinde piyasaya sürülen bu modeli için başta firma olmak üzere herkes çok iddialı konuşmuştu. "Mahalle baskısına dayanıklı, askeri müdahalelerde tank gibi dolaşabilen, koy yağını suyunu, satana kadar kaput açmazsın" diyordu kullananlar. "Yolda bırakır ama benzin koymazsan" demişlerdi, bir keresinde. Gerçi her ne kadar seçim sonuçları bu ürünün satışını
olumsuz etkilemişse de, ulusalcı piyasada her zaman değerinin üzerinde gidiyordu. Ne yalan söylemeli, bu mahallede, askerin küçük bir demecinin bu ürüne duyulan ihtiyacı canlandıracağına dair 'sıhhatli' bir beklenti -hâlâ bile- vardı.
İşte Fazıl Say'ın gideceği yolundaki açıklama, tam da bu beklentinin ortasına düşüverdi ve bu tür orta yere düşüvermelerin yapacağı aynı etkiyi yaptı: bomba! Her ne kadar son açıklamasında "Teslim olmayalım Halilim, aman kurşun sıkalım" türküsü mealinde ileri çıksa da, bu çıkışı, tüm bir yüzde 70'in kırılan hevesini onarmaya yetmedi, gibime geliyor.
Biz tabii, haliyle 'sazını silah gibi kullanan' bir sanatçı ekolüne alışık olduğumuz için, aletini böyle kullanan sanatçıları halk olarak severiz. Piyanonun saz, keman, gitar gibi kavgada kullanılamaması, piyanist sanatçıların halkla bütünleşmesi anlamında ciddi sorunlar yaratmıştır gerçi. Mesela Pekinel kardeşler çok istemelerine rağmen, piyanolarını bir silah gibi kullanamamışlardır. Halbuki çok da iyi badi olurlardı; biri nişancı, öbürü ateşçi!
İşte Fazıl Say, piyano-silah ilişkisine en azından sanat-toplum diyalektiğinden bakmayı, modernist paradigmanın içinden yaklaşmayı becerebilen (bu cümle benim değil, ben böyle yazmam), belki de son 'çılgın'dı. Ben böyle çılgınların çok kolay yetiştiğini, fakat bu kadar kolay elden çıkarılmaması gerektiğini düşünüyorum.
Demirel'in dediği gibi nasıl "Devletin tepesinde küskünlük olmaz" ise sanatçı da yeri geldiğinde küspe yemeli ama halkına küsmemeli. Kalmalı ve halkına gerekirse -ki gerekiyormuş- kafasına vura vura doğruları öğretmeli.
"Burası Türkiye! Yok öyle!"
Adama, "Nereye gidiyon lan" derler. Hayır yani halk demez de...