YAKINDAN KUMANDAN

YAKINDAN KUMANDAN
YAKINDAN KUMANDAN
Haftanın gerçekten de en enteresan gelişmesi, Trabzon'dan yapılan bir araştırmanın sonuçlarıydı. Atatürk'ün bugüne kadar 'resmi tarih'in bize söylediğinin tersine FB'li, GS'li, BJK'li değil, Trabzonspor'lu olduğunu öğrendik.

Cerrah'a karşı omuz omuza
Haftanın gerçekten de en enteresan gelişmesi, Trabzon'dan yapılan bir araştırmanın sonuçlarıydı. Atatürk'ün bugüne kadar 'resmi tarih'in bize söylediğinin tersine FB'li, GS'li, BJK'li değil, Trabzonspor'lu olduğunu öğrendik. Araştırmacı bilim adamı, elinde belgeler bulunduğunu belirttikten sonra, her elinde belgesi olan gibi, "Üstüme gelmeyin, belgeleri basına verirsem ben yanarım ama, en az elli kişiyi de yakarım" demiş. Kulübe yakın kaynaklar ve Trabzonspor'u iyi bilen uzmanlar, kongreden önce gündemi değiştirmeye matuf bu türden hareketlere prim verilmemesini tavsiye etseler de, halkın tarihi gerçeklere susuzluğu (bazı yayınlar da 'açlık' diye de kullanılıyor) bir kez daha gözler önüne serildi.
Ancak bu ve benzeri araştırmalar tek merkezden ve Yusuf Halaçoğlu komutasındaki bir karargâhtan yapılmadığı müddetçe, Atatürk'ün Samsun amatör küme takımlarından Atakent Belediyesporlu mu, yoksa Havza Belediyesporlu mu olduğu yönündeki tartışmalar da bir nihayet bulmayacak. Bir de Akhisarspor girdi mi işin içine, çık çıkabilirsen. Çünkü her iki taraf da "Elimde belge var" diyor. İşin kötüsü "Belgem var" diyen bir sürü 'kulüp tarihçisi'nin elindeki o kâğıtların, aslında 'rapor' olduğu yolunda 'yakışıksız' beyanatlar da havada uçuşuyor. Yusuf Halaçoğlu ve onun gibi geniş bir bilim kadrosu raporla belgeyi ayıramadığı sürece, takım tartışması artık rejimi tehdit noktasına ulaşmasa bile, bilimi yaralayacak. Halbuki ne gerek var?
Aynı soruyu kendi içimden tabi ki, pazar gecesi Lig TV'yi izlerken sordum. Polis tarafından dövülen ve 40 bin avroluk kamerası kırılan kameramanlarıyla ilgili yakınan Şansal Büyüka ile Erman Toroğlu, "Şikâyetçi olsan ne yazar ağbi 'kafasını duvara vurmuş, almış kamerayı yere savurmuş' der geçerler" dediler. Ardından 'Cerrah Müdür'lerine bağlandılar, Müdür, "Sayın Şansal" diye topa girdi. Bir müdürden beklenen dirayet ve en önemlisi olgunlukla her ikisine de "Ne diyon lan sen, gelmiim oraya" demeye getirdi lafı. Ne yalan söyleyeyim, polisle bile karşı karşıya gelse sayın Toroğlu'nun yanında yer alacağım aklıma gelmezdi. Kendimi toparladım ve zalimin bile ağzından çıksa, o doğruya sahip çıkmak gerektiğini düşündüm. "Halbuki ne gerek var bırak ne halleri varsa görsünler" demedim, diyemedim.
Hatta şimdi olayı daha da büyütmek yanlısıyım. Cerrah Müdür yayında biraz daha kalsa, kesinlikle Marksist Leninist olacak Büyüka-Toroğlu ikilisine sahip çıkılmalıdır. Acaba diyorum, 2007 İnsan Hakları Ödülü, belki öyle hemen olmaz ama, ne bileyim en azından bir mansiyon şeklinde verilemez mi? Teşvik mahiyetinde yani. Teşvik bu ağbi, şike değil ki!