Yeni bir 'İnönü savaşı'na doğru

En büyük dert parasızlıktı. Evden yollananların yanına üç ayda bir, en azından birkaç günü kurtaran krediler eklenir, ama yine de çözüm olmazdı.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

En büyük dert parasızlıktı. Evden yollananların yanına üç ayda bir, en azından birkaç günü kurtaran krediler eklenir, ama yine de çözüm olmazdı. Üstüne üstlük bir yandan da kültürel gelişimin sürdürülmesi gerekiyordu. Sinema, tiyatro ya da müzik... İşe bakın ki, üçünü de aynı çatı altında bulabilirdiniz. Böylece gelecekte hangisi üzerine yoğunlaşacağınız, yola devam ederken hangisiyle daha çok hasbıhal edeceğiniz, işte o dönemdeki hamleleriniz sonucu ortaya çıkardı. Cuma akşamı, şef Erol Erdinç yönetimindeki konserler (ki cumartesi sabahı tekrarı da vardı), tiyatro oyunları (mesela Uğur Polat'ı, ilk kez Shakespeare'in 'Fırtına'sında, orada izlemiştim), ya da konsoloslukların yardımıyla düzenlenen toplu gösteriler ('Sovyet filmleri haftası'ndaki upuzun kuyruk hâlâ gözümün önünde); hepsi ama hepsi AKM'nin bize sunduğu nimetlerdi. Lakin işte bu AKM, son dönemde bir histeri halini alan 'Yıkalım' mantığıyla yerle bir edilmek isteniyor.
'Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır' diyen ve yoğurt yiyişiyle 'uyumayı' kast ettiğini defalarca gösteren Kültür Bakanı Atilla Koç, gerekçesini çok da iyi açıklayamadan bir simgesel yapıyı tarihin çöplüğüne göndermek istiyor. Daha doğrusu bir gerekçesi var; daha iyi, daha modern, daha büyük bir bina yapmak. Basındaki benzer bilgi ve görgü donanımına sahip birkaç kalem de bu sığ mantığa, 'ünlü bir mimara' vurgusunu ekliyor. Sinan'ın memleketinde, 'ünlü bir mimar' sözü elbette komik kaçıyor. Üstüne üstlük Türk mimarlık tarihi literatürüne giren Atatürk Kültür Merkezi'nin tasarımcısı da, geçmişin 'ünlü' mimarlarından Hayati Tabanlıoğlu.
'Vandal saldırıları' sürüyor
Gümüşsuyu hattından Taksim'e girişte insanları karşılayan, kimi zaman bir buluşma noktasına dönüşen (kim bilir kaç kişi ilk, son ya da bilmem kaçıncı sevgilisine onun önüne randevu verdi, bilinmez), gerektiğinde de asıl işlevi olan kültürü sahaya süren bu yapı, yakında yeni bir 'vandal saldırısı'na hedef olacak. Binanın estetiğini beğenmeyen ve 'Canım, bu bina da savunulur mu?' diyenlere de 'Ne yapalım, Cumhuriyet mimarisinin de bir ifade biçimi var, bu biçim de AKM'nin bütününde kendini dışa vuruyor' cevabını vermek mümkün.
Bir spor sayfasında AKM'nin kaderi üzerine kalem oynatmanın anlamı ne? Anlamı şu, geçen hafta Beşiktaş'ın yeni yönetiminde yer alan isimlerden biri, asbaşkan Levent Erdoğan İnönü'yü yıkıp yeni bir stat yapacaklarını açıkladı. Mantık aynı, AKM'yi yıkan zihniyetin futbol alanındaki yansıması. Benzer cümleleri Ekim 2002'de, o zamanki Beşiktaş Yönetim Kurulu'ndan istifa eden Fikret Orman kurmuş, kararını açıkladıktan sonra bir temennide bulunmuştu: "Bir an önce yıkılıp Avrupa standartlarına uygun bir şekilde yenisinin yapılması." Naçizane ben de 15 Ekim 2002 tarihli Radikal'de, bugünküne benzer savunmayı içeren bir yazı kaleme almıştım. Aradan dörtbuçuk yılı aşkın bir süre geçmiş, bu kez bir başka yönetici, yine 'Yıkmak' fiiliyle karşımıza çıkıyor ve taraftarına şirin görünmenin yeni cümlelerini kuruyor.
Beşiktaş'ın içişlerine karışacak değilim, ki o zaman da ifade etmiştim, Wembley'in bile yıkıldığı bir dünyada İnönü'ye ağıt yakmanın bir manası var mıdır, bilemiyorum. Ama yine de İtalyan mimar Viali'nin 1947 tarihli muhteşem yapıtı, İstanbul'un siluetinden silinirse ve bu statla birlikte hem bendeki, hem de şehrin hafızasındaki birçok anı da çöplüğü boylarsa, üzülürüm. Üstelik böyle bir karara Anıtlar Yüksek Kurulu, tarihi özelliğinden dolayı izin verir mi, onu da bilemem (ki Erdoğan söz konusu açıklamasında, bir hukukçu olmasına karşın 'Anıtlar Kurumu' diyor, orası da ayrı bir konu).
İnönü, Beşiktaş yönetimlerinin (ve de Siyah-Beyazlı basının) her yenilgi sonrası değiştirmeyi düşündüğü teknik adamlardan (mesela Tigana gibi) birisi değildir, onu değiştirmek, çehresiyle oynamak tehlikeli ve gereksiz bir iştir, bütün muhafazakârlığımla hatırlatmayı bir borç bilirim...