Yes Jamaika no cry!

Yes Jamaika no cry!
Yes Jamaika no cry!
Rusya'da sona eren Dünya Atletizm Şampiyonası, keyifli yarışlara sahne oldu. Jamaika'nın Usain Bolt ve Shelly-Ann Fraser-Pryce ile zirveye çıktığı organizasyona biz ülke olarak 10 atletle gidip finalsiz döndük.
Haber: EMİR İNCEGÜL / Arşivi

Bir spor ülkesi olan Rusya, 14. Dünya Atletizm Şampiyonası’na ev sahipliği yaptı ve bayrağı 2015’teki şampiyonayı düzenleyecek Pekin’e teslim etti. Dört dörtlük şampiyonayı özel kılan birkaç önemli nokta vardı: Rusya’daki ilk dünya şampiyonası olması, Yelena Isinbayeva’nın belki de son kez bir müsabakaya katılıyor oluşu -hem de kendi seyircisi önünde- ve Rusların ilk kez Usain Bolt’u izleyecek olmaları gibi. Şampiyonayı yerinde izleyenlerin büyük çoğunluğu, müsabakalardan tatmin olmuştur. Ama aynı çoğunluğun Moskova’dan keyif aldığını söylemek zor. Konuştuklarımız Moskova’dan, pahalılıktan ve hizmet kalitesinin düşüklüğünden bahsetti. Benim de görüşlerim farklı değil. Çok büyük bir kent olan Moskova’da şampiyona atmosferi de sadece stadyum civarında Rusya’nın simgelerinden olan ayı desenli bayrak satan birkaç satıcıdan ibaretti. Bazı metro vagonlarında Bolt ve Isinbayeva üzerinden şampiyonanın duyurusu yapılsa da yetersizdi. Son iki gün dışında stadyumun ancak yarısı doldu. Moskova’ya rağmen unutulmayacak şampiyonadan öne çıkan başlıklar...

Lenin heykelinin gölgesinde

Organizasyona ev sahipliği yapan tarihi Luzhniki Stadyumu, güzelliğiyle beni büyüledi. Eski adı Merkez Lenin Stadyumu olan ve girişinde dev bir Lenin heykeli bulunan stadyum, Luzhniki Olimpik Kompleksi içinde yer alan birkaç tesisten birisi. Moskova Nehri kenarında çok geniş bir park içinde bulunan kompleks, iki farklı metro durağının arasında yer alıyor. Gün içinde bisiklete binenlerin, koşanların ve paten yapanların bolca görüldüğü kompleksin tarihi yapısı çok iyi muhafaza edilmiş. 1950’li yıllarda inşa edilen tesisler ve stadyum hâlâ o yılların ruhunu taşıyor. Moskova 1980 Yaz Oyunları’nda pek çok sporu ağırlayan bu alan adeta bir açık hava sanat galerisi. Parkın her köşesinde anıtlar, ünlü sporculara ait heykeller, dikilitaşlar ve önemli müsabakaların anısına yerleştirilmiş plakalar görmek mümkün. Luzhniki Stadyumu’nu ayakta tutan kolonlarda ise 1980’deki oyunlarda her branşta şampiyon olanların ismi yazılı. İçinde iki spor salonu, açık yüzme havuzu, tenis kortları, fitness merkezi ve 80 bin kişilik stadyum bulunan kompleksi gezerken, aklıma Türkiye ’deki stadyumların vaziyeti düşüyor, dertleniyorum. Ali Sami Yen’i, İnönü’yü yıkan, Spor ve Sergi Sarayı’nı bozan ve aynı hoyratlığı başka tarihi stadyumlara da göstermekten imtina etmeyen zihniyet, sonunda İstanbul’da ya da Türkiye’de hiçbir tarihi spor tesisi bırakmamayı başardı. Hiçbir ruhu ve yaşanmışlığı olmayan 2010 model spor tesislerimiz hayırlı olsun.

En kalabalık tribün: Ukrayna

Şampiyonaya ilgi çok düşüktü. Usain Bolt’un ve Yelena Isinbayeva’nın yarıştığı iki akşam da nispeten kalabalık olan stadyum, genelde boştu. Bu konu bir basın toplantısında Sergey Bubka’ya soruldu. Yaz aylarında Rusların daça adı verilen yazlık evlere gittiğini, bu yüzden tribünlerde boşluk olduğunu söyleyen Bubka, tanıtım anlamında yapılan çalışmaların yeterli olduğunu savundu. Tribünlerde altın madalya ise iyi organize olmuş Ukraynalılara gitti. 

Bolt ve Fraser-Pryce

Usain Bolt, Moskova’da da ilgi odağıydı. Yağış altında, şimşekler çakarken kazandığı yüz metre yarışında belki de spor tarihinin en unutulmaz fotoğraflarından birinin modeli oldu. Bolt’a 200 metrede de yetişebilen yoktu. Bir başka Jamaikalı Shelly-Ann Fraser-Pryce da kadınlar sprintte 100-200 dublesi yaparak Moskova 2013’e damga vurdu. Dev adam Bolt ve cep roketi Fraser-Pryce (1.52 boyunda) 4x100 bayrak yarışında da zirveye çıkan takımdaydı. İkili, Luzhniki Stadyumu’na bol bol Bob Marley’den ‘Three Little Birds’ dinletti. Onlar için her şey çok güzeldi.
Şampiyonanın yüzlerinden olan Yelena Isinbayeva da hayranlarına bir altın madalya daha hediye etti.
Londra 2012’den sonra Moskova’da da 5 bin-10 bin dublesi yapan Britanyalı Mo Farah, peş peşe dördüncü kez dünya şampiyonu olan Yeni Zelandalı gülleci Valerie Adams, şampiyonluğunu dünya rekoru ile taçlandırmak isteyen 23 yaşındaki Ukraynalı yüksek atlamacı Bohdan Bondarenko şampiyonada iz bıraktı. Amerikalı Lashawn Merritt ise 400 metrede yılın en iyi derecesini koşarak kazandığı altın madalyanın yanına 4x400 bayrak şampiyonluğunu da ekledi.

Felix çok üzdü

Yıldız sprinter Amerikalı Allyson Felix, tarihe geçmek için geldiği Moskova’dan mutsuz ayrıldı. Büyük favori olarak girdiği kadınlar 200 yarışında startın hemen ardından sakatlanıp yerde kalan Felix, sahayı ağabeyinin kucağında terk etti. Felix sakatlanmasaydı 4x100 hatta 4x400’de bile piste çıkabilirdi. Kazanacağı bir altın madalya, 27 yaşındaki Felix’i Dünya Şampiyonası tarihinin kadınlarda ve erkeklerde en fazla altın madalya kazanan atleti yapacaktı. Şampiyonanın yüzlerinden olan, Londra 2012’nin şampiyonu yüksek atlamacı Anna Çiçerova’nın 1.97’de kalıp bronz madalya alması ve yine 400 metrenin son olimpiyat şampiyonu Kirani James’in yedinciliği şaşırtan performanslar arasındaydı.

‘Gökkuşağı oje’ krizi

Yelena Isinbayeva iki basın toplantısı yaptı, ikisi de olay oldu. Şampiyon olduğu gece spora ara verip, doğum yapacağını söyleyen Isinbayeva, ikinci kez basın karşısına geçtiğinde ufak çaplı diplomatik kriz yarattı. Rusya’da yürürlüğe giren ve eşcinsel propagandayı yasaklayan düzenlemeyi destekleyen Isinbayeva, “Rusya’da, geleneklerimiz gereği, bahsi geçen konulara bakış açımız, Avrupa’dan farklı. Bizde normal olan, kadınla erkeğin beraber olmasıdır. Buradaki herkes buna saygı göstermeli” demişti. Isinbayeva, bazı İsveçli atletlerin düzenlemeyi protesto etmek için tırnaklarına gökkuşağı renkli oje sürmelerini de Rusya’ya karşı saygısızlık olarak gördüğünü söylemişti.

Hemen İtalya’ya koştu!

Şampiyonaya gelirken Moskova Şeremetyevo Havalimanı’na geç saatte inmiştik, kalabalık yoktu. Ama dönüşte tam bir izdiham vardı. Bilet kuyruğunda önümüzde bir süperyıldız olduğundan haberimiz yoktu, ta ki sprint kraliçesi Shelly-Ann Fraser-Pryce’ı görene kadar. Fraser-Pryce, kuyruktan çıkıp, ekstra bagaj ücreti için koşarak (hâlâ koşuyor) ödeme noktasına gidiyordu, pembe saçlarını savurarak. 1.52’lik boyuyla onu ilk anda fark edememiş olmamız çok normaldi. Ama iki olimpiyat, beş dünya şampiyonası altını bulunan Jamaikalı atleti havalimanında tanıyan da yoktu. Pembe saçlı rüzgâr kız işlemlerini bitirip, Rusya’ya giden herkes gibi, hediye için matruşka bakmaya başladı. Biz de biletimizi kestirdikten sonra Fraser-Pryce’ın yanına gittik ve kendisini kazandığı üç altın madalyadan dolayı tebrik ettik. Kısa bir sohbet yaptığımız Fraser-Pryce, hiç dinlenmeden İtalya’ya geçip, çalışacağını, 29 Ağustos’ta Zürih Grand Prix’sine katılacağını söyledi. Cep roketi, İtalya’ya ekonomi sınıfında uçtu. Kendisi hem hızlı, hem de ekonomik.