Zdovc: Galatasaray'ın kapısından döndüm

Zdovc: Galatasaray'ın kapısından döndüm
Zdovc: Galatasaray'ın kapısından döndüm
Dünya Şampiyonası'nda çeyrek finale kalmayı başaran ve ABD ile karşılaşacak Slovenya'nın Koçu Jure Zdovc, eşleşmelerden, Türkiye macerasına, Avustralya'nın ABD ile eşleşmemek için kaybettiği maçtan Galatasaray'a transferinin neden gerçekleşmediğine dair açıklamalarda bulundu.
Haber: UĞUR OZAN SULAK / Arşivi

RADİKAL - Türkiye 'de Royal Halı Gaziantep’te görev yapan Slovenya Milli Takımı Koçu Jure Zdovc'un sorulara verdiği yanıtlar şöyle:


Takımınız, turnuva öncesindeki beklentilerinizi karşıladı mı? Dönüp baktığınızda, “Bir çeyrek final maçı öncesi tam da bu konumda olmak isterdim” der misiniz?

Bu oldukça zor bir soru. Adil olduğunu kabul etmeliyim ama cevaplamak hiç de kolay değil. Zira Gran Canaria’daki grup aşamasında olan bitenler tuhaftı. Tam tarif edemiyorum. Daha önce hiç başıma gelmedi.

Ancak büyük resimde, çeyrek finali ABD’ye karşı oynayacak olsak bile, takımımın performansını baz alıyorum. Bu da beni memnun ediyor. İyi basketbol oynadık. Şimdi de öyle bir konumdayız ki, en kolay maçımıza çıkacağız. Rakibimiz ABD, kaybedecek hiçbir şeyimiz yok. Yenilsek, bizi kim yargılayabilir ki?

ABD’ye karşı iyi hazırlandığımızı düşünüyorum. Halihazırda onlarla bir hazırlık maçı oynadık, bu az da olsa bize diğer takımlardan farklı bir perspektif kazandırıyor. Neyi yanlış yaptığımızı görmek sadece bir video kaydı uzaklığında. Bunun avantajını hissediyoruz.

Kalp kırıcı Litvanya yenilgisi, Slovenya’ya çapraz eşleşmeden ABD’yi getirdi. Avustralya’nın, grubu karıştıran Angola mağlubiyeti sizce de bilinçli miydi?

Eğer biz Angola’ya kasten yenilseydik, grubu üst turlar için daha avantajlı bir pozisyonda bitiriyorduk. Ama yenilmedik. Adil oynadık, kazandık. Avustralya ise Angola’ya bilerek kaybetti. Evet, sırf ikinci olmamak, ABD’den kaçmak için bunu yaptılar.

Litvanya’ya karşı oynadığımız maç tüm bu sebeplerden ötürü biraz farklıydı. Onlar bize karşı galip gelip, son 16’da Türkiye’yle eşleşmemek istiyordu. Biz de hâliyle son 16’da ABD’yle karşı karşıya gelmeyi tercih etmezdik. Kazanmalıydık ve ilk üç periyotta da bu doğrultuda bir performans gösterdiğimize inanıyorum. Sonrasındaysa hakikaten şanssızdık. Aynı son Dominik maçındaki gibi, kolay turnikeler kaçtı; oyunun kontrolünü bir anda yitirdik.

Her şey bittiğinde biz kaybetmiştik. Ve kabul etmeliyim, psikolojik anlamda bu mağlubiyet bir süre bizi içten içe yiyip bitirdi. Çünkü o anda şampiyonanın bizim için son bulduğunu düşündük. ABD’yle eşleşmiştik. Öbür türlü, yine çok iyi ve motive bir takım olan Dominik’le oynayacaktık ama ABD’nin sadece ismen etkisi bile ortada.

Tekrar aynı yere döneceğim ama her şey orada başladığı için yeniden dile getirmekte bir sakınca görmüyorum. İyi oynuyorsunuz, kazanmaya yakınsınız ama üst tur eşleşmesinde çekindiğiniz rakibin gelmemesi için kaybediyorsunuz. Bu zor, bununla baş etmek benim için oldukça zor…

Avustralya maçı için halihazırda fikrinizi belirttiniz ama ben o konuyu tamamen kapatmadan Goran Dragic’in tweetine değinmek istiyorum. Basının infial yarattığı o anlarda bile “Goran keşke bu tweeti atmasaydın” demediniz mi?

Twitter’da neyin olup bittiğinden haberdar değilim çünkü orada yokum. O kadar sosyal değilim. Aile adamıyım ben.

Goran da takımın lideri. Litvanya mağlubiyetinden sonra da bu ekibin yeniden bir araya gelmesinde büyük payı var. Böyle yenilgilerden sonra, takımda koçun ihtiyaç duyduğu türde oyunculardan o. Duygusal bir sporu icra ediyoruz, antrenöründen oyuncusuna kadar herkesin desteğe ihtiyacı var. Goran’ın varlığı da bu yönden önemli. Tweetinin, en azından benim gördüğüm kadarıyla, takıma olumsuz bir etkisi olmadı.

Slovenya, son 16’daki en düşük savunma ribaundu ortalamasına sahip takımdı. Erazem Lorbek, Mirza Begic ve Gasper Vidmar gibi oyuncuların yokluğu, ana planı nasıl etkiledi?

Bakın, ribaundlar elbette önemlidir ama o kadar da mühim değildir. Senin de söylediğin gibi, böyle bir istatistik var işte. Ama biz yine de iyi basketbol oynuyor ve kazanıyoruz. Fizikli bir takım olan Litvanya’ya karşı bile bu alanda problem yaşamadık.

Öte yandan kağıt üzerinde elbette ribaundlar bizim zayıf yönümüz. Hayati önem taşımasa da, uzun oyuncuların eksikliğini hissediyoruz. Mesela Gasper Vidmar’ı ele alalım. Gasper öyle bir oyuncu ki, sırf ribaund kategorisindeki yeterizlikten ötürü onu arıyoruz demek haksızlık olur. Vidmar bunun çok daha ötesinde, fazlasıyla özel bir uzun. Slovenya için kilit rol üstleniyor. Eksikliğini hissediyoruz.

Erazem Lorbek’in diz sakatlığı son iki yıldır olduğu gibi devam ediyor, değil mi?

Evet, dizindeki sakatlık onu rahatsız ediyordu. Esas problem o. Bu yıl ayak bileği sakatlığı nedeniyle kadroya katılmadı ama dizinin yine iyi durumda olmadığını söyleyebilirim. Milli takımda yine bir MR çektik; takım doktoru bana o dönem ayak bileği probleminden değil de, daha çok Erazem’in dizinden sıvı alınması gerektiğinden ısrarla bahsetti. Umarım gelecek yıl Slovenya adına oynayabilecek durumda olur.

Türkiye, ABD maçının ilk yarısını eşleşmeli alan savunmasıyla oyunu epey kontrol altında tutarak geçti. Slovenya’dan da benzer bir strateji beklemeli miyiz?

Maalesef hayır. Türkiye, hem boyalı alanda hem de perimetrede fizikli bir takıma sahip. Bizden daha farklı profilde oyuncuları var. Herkes iki metrenin üzerinde, 2-3 numaralar fazlasıyla esnek. Böyle bir yapıya sahip olmadığımız için bu riski alamam. Normal basketbolumuzu oynamak zorundayız. Antrenmanda nasılsak, öyle.

Ergin Ataman’ın, “Hand-check ve steps pozisyonlarında ABD’ye iltimas geçiliyor. Bunlara ihtiyaçları yok” yorumuna katılıyor musunuz?

Kesinlikle. Ergin’e %100 katılıyorum. ABD elbette bizden farklı, onların bazı ayrıcalıkları olmalı. Ancak bu da bir spor. Kural, kuraldır.

Biz de onlarla bir hazırlık maçı oynadık, maç boyunca hakemlerle kavga ettim. Dayanamadım çünkü çalınan düdüklere. Ama ne yapalım, hakem hatalarını düzeltmek de işimin bir parçası. Bundan gocunmuyorum.

Bugün, Gran Canaria’da 101-71 biten maçtan farklı ne olacak?

Kesinlikle çok daha keskin, çok daha sert oynayacağız. Daha önceki maçın bir hazırlık karşılaşması olduğu her halinden belli oluyordu. Orada sadece son durumumuzu görmek için, neleri geliştirebileceğimizi düşünerek oynadık.

Burada daha farklı olacak. Neden mi? Burada her top için savaşacağız. Acı çekeceğiz. Hayal kuracağız. Bugün bunlar olacak. Ayrıca Barselona’da bizi desteklemeye gelen 3-4 bin Sloven’in yanı sıra, tüm salonun da takımıma destek çıkacağını düşünüyorum. Bu hususta ekstra enerji de yaratma şansına erişeceğiz.

Türkiye’nin mevcut durumunu nasıl bulunuyorsunuz? Litvanya maçı için bir öngörünüz var mı?

Türkiye şu anda diğer tüm takımlara karşı psikolojik bir avantaja sahip. Çünkü bir şekilde de olsa kazanıyorlar. Bu da takıma büyük bir özgüven getiriyor hâliyle. Biz bu yıl Litvanya’yla ikisi hazırlık maçı olmak üzere, üç kez karşılaştık. Kazlauskas iyi ve tecrübeli bir takıma sahip ama kişisel olarak, çok iyi oynadıklarını düşünmüyorum. Yine de kazanıyorlar. Aynı Türkiye gibi.

Biz Litvanya’yla yaptığımız maçlarda boyalı alanda problem yaşadık. Zira fizikli bir takım olmadığımız ortada. Ancak Türkiye böyle bir sıkıntı çekmeyecektir. İki takımı da çok denk görüyorum. Şanslar için %50 - %50 diyelim.

Gaziantep’e gelmeden önce başka teklifler de aldığınızı tahmin ediyorum. Neden burayı seçtiniz?

Gaziantep’le anlaşmadan önce bazı teklifleri reddettim. Bu doğru. Gaziantep’e ilk gittiğimde de bunun kariyerim için en doğru adım olmadığının farkındaydım. Ancak mevcut ekonomik krizde, bir antrenörün rahatça çalışabileceği bir takım bulması kolay değil. Ben kendimi hâlâ genç bir antrenör olarak görüyorum. O yüzden benim için en önemlisi, iyi ve sağlıklı bir yerde koçluk yapıyor olmak.

Çok hırslı biriyim. Bu bağlamda Gaziantep benim ideallerimi, hırsımı karşılayabilir mi onu bilmiyorum. Ancak bu takımın gelişimine yardım etmek de beni son derece memnun ediyor.

Antrenör olarak hedefim, Euroleague şampiyonluğu. Türkiye’de daha önce hiç çalışmadığım için burayı da tanımak istedim. Hem Türkiye Basketbol Ligi, tartışmasız Avrupa’nın en güçlü ve en iyi ligi. Evet, kesinlikle öyle düşünüyorum.

Peki, bu güçlü ligde hedefiniz ne?

Euroleague’e katılmak çok zor. Bizim bütçemiz tepedeki takımlarla yarışabilecek düzeyde değil. Yine de iyi bir takım oluşturduğumuza inanıyorum. Playoff mücadelesi vereceğiz. Hedefimiz 5. ya da 6. sırada yer almak.

Antep her türlü olanağa sahip, harika bir şehir. Şehrin dört bir yanında parklar var. Yemek olağanüstü. Bu yıl ailemi de yanıma, Antep’e getireceğim. Ama daha önce söylediğim gibi, ben aile adamıyım. Evde zaman geçiririm.

Spartak’a imza atmadan önce Galatasaray ’la yaptığınız görüşme hâlen gizemini koruyor. Oktay Mahmuti’nin teklifini neden kabul etmediniz? Olanaklar mı yetersizdi?

Olayı size olduğu gibi aktarayım. Oktay Mahmuti benim Galatasaray’ın yeni antrenörü olmamı istiyordu. Bunun üzerine İstanbul ’a geldim, Galatasaray’la sözlü olarak görüştük.

Görüşmelerden sonra Oktay Mahmuti benden cevabımı hemen iletmemi istedi. Hatta ben de ona, “Tamam, imzalayacağım” dedim ama biraz süre istedim. Eve dönüp, nihai kararı orada vermek istiyordum. Oktay ise kararımı İstanbul’dan ayrılmadan önce ona net bir şekilde iletmemi istedi. Ben İstanbul’dan herhangi bir ön protokol ya da yazılı bir anlaşma imzalamadan ayrıldım.

Eve geri döndüğümde, Spartak’ın teklifini değerlendirmeye aldım. Spartak hem daha uzun süreli, hem de maddi olarak daha iyi bir sözleşme teklif ediyordu. Ayrıca, Galatasaray yardımcımı da yanımda getirmeme izin vermemişti. Spartak, asistanımı da Rusya’daki teknik ekibe katma olanağı sundu.

Oktay Mahmuti’ye büyük saygım var, kendisi kesinlikle harika bir koç. Bana o dönem çok kızmıştı, bunu da anlayabiliyorum. Ama verdiğim karardan ötürü pişman değilim. Şartlar öyle gerekti.

Galatasaray da çok büyük bir kulüp, Türkiye’ye geldikten sonra bunu daha iyi öğrendim. Böyle olağanüstü taraftarlara sahip bir takımın antrenörlüğünü yapmaktan ancak onur duyabilirim.

Peki iki olağanüstü sezonun ardından Spartak’ta işler neden daha kötüye gitti?

Politik. Tamamen politik. Biliyorsunuz, şu anda Spartak St Petersburg neredeyse kayboldu. O zamanlar kulübe bir adam getirdiler; o adam hepimizi gönderdi. Beni, genel menajeri, oyuncuları, hatta başkanı… Ama bir ay, ama altı ay sonra hepsi Spartak’tan ayrıldılar. O adam takımı mahvetti, tüm bunların ardından şimdi kendisi de gitti.

Yaşı fazla büyük olmayanlar, Eurobasket 1991 şampiyonu Yugoslavya takımından yarı finali oynamadan ayrılışınızı Vladimir Stankovic’in yazılarıyla ya da Once Brothers belgeseliyle hatırlıyor. Yazıldığı gibi, siyasi bir emir aldığınız doğru mu?

Bana kamptan ayrılma emri vermediler. Sadece bir öneriydi. Bu öneri de Olimpija’nın direktöründen geldi. Olayın yansıtıldığı gibi hükümetle hiçbir ilgisi yok. Olimpija’dan da bu telkin, “Ayrılırsan, ülkemiz için güzel bir jest olur” şeklinde geldi.

Ortada emir, komut ya da buna benzer zorunlu tutulan bir durum yok. Tamamen benim kararımdı. Elbette çok kötü hissettim. Ama diğer yandan, bu kararımdan ötürü hâlâ gurur duyuyorum.