Zenginin malı züğürdün çenesini yorar

Fakat insanı kuşkuya düşüren şey, maliyet. Neden Fenerbahçe, Roberto Carlos'a Real Madrid'den, Galatasaray, Lincoln'e Schalke 04'den daha fazla para ödüyor?
Haber: AHMET ÇİĞDEM / Arşivi

Fakat insanı kuşkuya düşüren şey, maliyet. Neden Fenerbahçe, Roberto Carlos'a Real Madrid'den, Galatasaray, Lincoln'e Schalke 04'den daha fazla para ödüyor? Çünkü, burası Türkiye; Birleşik Arap Emirlikleri ya da Katar değil, ama yine de bu kadar çok paranın talep edilmesini ve verilmesini haklılaştıran özelliklere sahip. Kimse kimseyi kandırmasın, ister başkanlar ceplerinden bu parayı karşılasınlar, ister hayırsever işadamları cemaati, kâh o kulübe, kâh bu kulübe yardımsever ellerini uzatsınlar, sonuçta bir para ödeniyor. Bu ödenen paranın nasıl karşılanacağını bilemiyoruz. Fenerbahçe, seyirci geliri, forma satışı gibi ikincil kazançlarla iki-üç yıldır bir iddia sahibi. Yine de, Fenerbahçe'nin toplayabildiği para, ulusal pazarla sınırlı. Hatta gerçekçi olmak gerekirse, takımların bu kalem gelirlerinin kaynağı büyük oranda İstanbul. Orada da işler sanıldığı kadar büyük değil. Şampiyonlar Ligi'nde ilk gruplardan bile çıkmayan bir takım nasıl büyüyebilir?
Türkiye neresi?
Tartışmayı yukarıdan sürdürelim. Roberto Carlos, Fenerbahçe teknik direktörünün vatandaşı olması, takımda çok sayıda Brezilyalı futbolcunun bulunması nedeniyle Türkiye'yi tercih etmiş olabilir. Ancak diyelim İngiltere gibi bir ülkeden ona B ve C düzeyindeki takımlardan gelen tekliflere dönüp bakmaması bile anlamlı değil mi? Türkiye lehine kullanılan tercih, artık oraları bile paranteze alabiliyorsa, durup düşünmek gerekir. Tamam 'yaşlı' futbolcuların, Premiership'in ağır rekabet koşullarını tercih etmemesinde anlaşılır bir taraf var ama bu futbolculara bu kadar kıymetli kontrat öneren kulüpler de çok değil anlaşılan.
Takımlar elbirliğiyle ligin değerini düşürüp, kendilerini lig şampiyonluğuyla tanımlamaya karar verdikten bu yana, bu işlerin dengesi bozulmuştur. Her ligin özel bir tarihi, tadı ve folkloru vardır; illa Avrupa'da başarılı olmak, evrensel bir tanınırlığa kavuşmak filan gibi hedefleri her takımın önüne 'Bunları gerçekleştireceksin' diye koyamayız ve futbollarını da buna göre yargılayamayız. Son birkaç senedir, neden şampiyonluk sadece ligin son günü yaşanan, ondan sonra hatırlanmayan bir hüviyete bürünmüştür? Neden takımlarımız, şampiyonluklarını biraz öteye beriye hissettirmeden kutlamaya başlamışlardır?
O zaman soruyu daha doğrudan sorabiliriz; ligin total değeri düşüyor olmasına rağmen, takımlar, bu kadar çok pahalı transferleri neden ve nasıl yapabilmektedirler?
Anlamsız tepki
İşin ilginci, çok para ödeniyor diye, mesela Roberto Carlos'un iyi takım savunması yapabilen, güçlü bir takım olmaksızın etkisinin sınırlı olacağını, yahut, bir takım oyuncusu olarak Lincoln'un getirdiğinden çok götürebileceğini söylemenizin neredeyse yasak edilmesi. Elbette bunlar, futbolcunun şimdiye kadar oynadığı futbol, çizdiği profille ilgili düşünceler ve yanlışlanabilir. Roberto Carlos, Fenerbahçe'yi tek başına şampiyon yapar, Galatasaray Lincoln'le dirilir. Gelgelelim, bir gün bir insaf sahibinin, bu işler bu kerteye gelmeden, takımlarımızın, mesela Galatasaray'ın çok değil, şu son beş yıl içinde, bu türden umutlara ne kadar para yatırdığını ve kaybettiğini ortaya koyması zihinlerimizi açar mı, yoksa şimdi yapıldığı gibi, 'Zenginin malı züğürdün çenesini yorar' mı denecektir.