Zirvede mutlu beraberlik

Zirvede mutlu beraberlik
Zirvede mutlu beraberlik
Puan tablosunun ilk iki sırasındaki Beşiktaş ile Fenerbahçe arasındaki derbide gülen çıkmadı. Kanarya şampiyonluk ilanını bir hafta ertelerken, Kartal da Galatasaray'la farkını 2 puana çıkardı.
Haber: BAĞIŞ ERTEN / Arşivi

Bu sezonun şu ana dek en başarılı iki takımı, ligin lideriyle ikincisi, kuvvetle muhtemel şampiyonuyla Şampiyonlar Ligi’ne gidecek takımı karşı karşıya geliyor, sezonun en iyi oyuncuları sahada, yani bu yılın en önemli maçı oynanıyor, heyecan dorukta!..

Hiç de öyle değil işte. Kimse bu gaza gelmiyor. Çünkü her şey iyi, güzel de sahne de bir sıkıntı var. Memleketin en şık derbisi, Olimpiyat Stadı denen ucubede, şehrin en uzak köşesinde, e-bilet maskaralığı yüzünden üçte ikisi boş tribünlere karşı oynanıyor ve istiyorlar ki biz bundan heyecanlanalım, havaya girelim. Pöh! Olsa olsa öfke duyarız, heyecan değil.

Daha maçın başında; fişlemesini, güvenliğini geçtim, düpedüz bir pazarlama peşkeşine dönmüşe benzeyen e-biletli taraftarlar ortaya bir coşku koymaya çalışıyor ama şehre yağmayan ama stadı sağanağa tutan yağmur yüzünden onların da hevesi yarım. Olimpiyat Stadı zaten futbol aşkımızın ‘kriptoniti’ sayılır, bir de üstüne bu rezillikler olunca, hevesleneceğimize depresifleşiyoruz. Yazık!..

Yine de biz Gabriel Garcia Marquez’e selam gönderip, Yüzyıllık Yalnızlık’ı hatırlayalım: “Her şeye rağmen sevecek bir şeyler kalmıştır.”
Oysa rakamlar ne kadar da vaatkar. İki takım arasında oynanan son 20 maçta 62 gol izlemişiz. Son üç maçta en az bir takım üç gol atmış. Son on maçta golsüz biten derbi yok. İlk yarıdaki 3-3 biten maçın tadı damağımızda.

Neyse ki karşılaşma namına yaraşır bir hızla başladı. Gerçi, 9 dönülürken gelişen Almeida girişimini saymazsak, çok da pozisyon yaratan bir tempo değildi bu. Ama en azından memleket standartlarından daha akıcıydı. Gelin görün ki; bir süre sonra yağmur, rüzgar, fauller ve demini alan saha derken oyunun durma frekansı arttı. Yine de maçın ‘futbolu güzelleştirme’ misyonuna uygun goller izledik. 24’te Kuyt’ın neden bu takımın en çok forma giyen oyuncusu olduğunu gösteren bir incelikle attığı pası Sow çok şık ‘gollendirdi’. Devre biterken 44’te art arda nefis paslaşmalarla yüklenen Beşiktaş , Motta’nın güzel vuruşuyla ödülünü aldı. Devre 1-1 kapanmıştı. Tribünler havaya girmişti. Maç memleketin üstünde bir arzu sunuyordu, kalite bir tık artsa tam olacaktı. İkinci yarıyı bu eksik parçayı bulmak için bekledik. O da oldu nitekim.

Futbolun adaleti var
Yeni devrede rüzgâr da arkalarındaydı Siyah-Beyazlıların, tribünler de. Bu sayede art arda koridorlar buldular. Direkt kaleye çıkmadı yolları, ama iyi dehlizler kazdılar. Tam kazanmaya hevesleniyorlardı ki 10 kişi kaldılar. Golü atan Motta atılmıştı ve maçın formatı bir anda bozulmuştu. O ana dek Emre-Alper değişikliğiyle hızlı çıkmaya koşullanmış olan Fenerbahçe artık daha özgüvenliydi. 54’te Topal’ın kaçırdığı cinsten duran top organizasyonları yetmiyordu, fazlasını göstermek istiyorlardı. Ama Kara Kartal da iyi direniyordu doğrusu. 10 kişi kalmak geri adım attırmamıştı ve Pektemek değişikliği de gösteriyordu ki, galibiyet istiyorlardı. Maçın son 15 dakikası nefes kesti. Sanki iki takım da bulundukları yeri hak ettiklerini göstermek için oynuyordu. Özellikle de galibiyeti daha çok isteyen taraf olarak Beşiktaş. 84’te Pektemek atsa bu sezonun en güzel galibiyetine çok yaklaşacaklardı. Olmadı. Son bölümde Fenerbahçe kaçırdıklarına yandı derken sezonun en sıkı mücadelelerinden biri birlik ve beraberlik içinde sona erdi.

Son söz: Memlekette adaletten bahsedemez hale geldik malum. Ne yargıya, ne kurumlara, ne de insanlara güveniyoruz. Ama futbolun adaleti bu görüntüyü tekzip ediyor gibi. Ligin en iyi ve yerini en çok hak eden iki takımını izledik dün. Sezonun en büyük kazancı bu sanırım.