'Herkes var, biz yokuz' demokrasisi

Nasıl bir demokrasidir ki "herkes" içinde, "biz" yokuz? RTunceli Üniversitesi rektörünün bahsettiği ne türden bir "herkes"?
Haber: HÜSEYİN KETE / Arşivi

Gazetelerde Dersim’le ilgili çıkan haberlerin konu başlıklarını tek tek açıklamaya gerek yok. 38 Katliamı, Seyit Rıza’nın hâlâ bilinmeyen mezarı, Munzur nehrinin üzerine kurulması düşünülen barajlar, HES’ler, yaşanan çatışmalar, çocuklarının kemiklerini arayan aileler vs. Gazeteleri okuduktan sonra, arşivleyenler ve olayın mağdurları yalanlasın beni.

Neyse lafı çok uzatmadan asıl anlatmak istediğim mevzuya geleyim. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Ben Alevi rektör de atadım” diye özellikle vurgu yaptığı Tunceli Üniversitesi Rektörü Durmuş Bozdağ’ın, Radikal gazetesindeki açıklamalarına dair birkaç kelam etmeyi, Dersimli bir Kürt Alevi olarak borç biliyorum. Önce Rektörün yaptığı açıklamadan kısaca söz edeyim, sonra da ortada neden eleştirilmesi gereken bir durum olduğunu izah edeyim.

“Dediler ki burası ’Dersim’, burada herkes solcu olsun, burada herkes Dersim Alevisi olsun, herkes Kürt olsun, herkes bizim gibi olsun. ‘Hayır’ dedim. Burası Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir üniversitesi, burada herkes olacak, siz olmayacaksınız. Biz bunu evvel Allah’ın izniyle yasaların kanunların bize verdiği yetkiyle bu birlikteliğimizi kardeşliğimizi daha da geliştireceğiz. Sevgili Pertekliler, ben bu hizmetleri söylediğim zaman diyorlar ki, efendim rektörümüz hükümeti övüyor. Sevgili Pertekliler ben başka bir ülkenin hükümetini mi öveyim?” Evet bu açıklama olduğu gibi Sayın Rektör’e ait.

Dersim’in tarihini, Kürtlerin, Alevilerin, solcuların bu ülkede neler yaşadığını bilmesek, yapılan açıklamaların ilk okunduğunda büyük bir demokratlık örneği olacağını düşüneceğiz. Zaten solcu ve Alevi kimliklerinden dolayı işten kovulan, aşağılanan gırla insanın varlığından haberdar olan biz sevgili Pertekliler ve Dersimliler, konuşmanın içinden geçen cümlelerin ne anlama geldiğini, kimlerin hizmetine adandığını gayet iyi biliyoruz. İnsanlar Alevi bir ana babadan dünyaya gelebiliyor ancak kimse durduk yere solcu olmuyor. İktidarı övmekse daha birkaç hafta önce Sivas davasından çıkan zaman aşımı kararından canları yanan, gereklilik halinde dilenen bir özre tabi tutulan, 38 katliamında vücutlarına saplanan hançerlerin iziyle dolaşan, sürgündeki çocuklarını arayan yoksul Dersimlilerin değil de, ancak makam mevki sahibi olan insanların tercihi olur.

Meraklandığım bir şey daha var. Birileri, bir şeye karar verirken dillerine neden Allah'ın izni cümlesini pelesenk ediyor? Herhangi bir akademisyenin işine son verilirken Allah’tan nasıl izin alınabiliyor? Bunun cidden bir yolu varsa ben de Allahın izniyle Tunceli Üniversitesinde öğretim elemanı olmak isterim.

Açıklamadaki bir diğer dikkat çekilesi nokta ise “…burada herkes olacak, siz olmayacaksınız” ifadesi. Sayın rektör, “çoğunlukçu” ve “eşitlikçi” söylemlerle süslediği ve herkesi “kucakladığı” açıklamasında, o kadar güzel bir felsefi argümana imza atmış ki, mevzuyu felsefecilere havale etmek gerek. Şöyle ki, “herkes olacak” kavramı yeterince açık gibi. Ne kadar güzel. Güzide üniversitemiz, her türlü kesimi barındıran, fikirlerin özgürce çarpışacağı bir mecra. Rektörümüzden bir demokrasi dersi. Ama “biz olmayacakmışız”. Nasıl bir demokrasidir ki “herkes” içinde, “biz” yokuz? Rektörün bahsettiği ne türden bir “herkes”? Önce onu belirtmesi lazım diye düşünüyorum naçizane ki, “biz”, kendimize başka kavramlarda yer bulalım. Felsefeye selam verip yolumuza devam edelim.

Sayın Rektöre sormak lazım, hiç böyle bir şeye tanık oldunuz mu? Mesela başka bir üniversitenin rektörünün çıkıp da ben sağcı akademisyenleri kovdum, burası Sunnilerin yaşadığı yerdir, herkes bana sen solcuları çok övüyorsun dediğinde ne yapayım başka ülkelerin solcularını, muhaliflerini mi öveyim türünden bir açıklama yaptı mı?

Bilim insanlarından beklenen şey, iktidarları ya da muhalefeti öven-yeren açıklamalar değil, üniversitenin kurulu olduğu şehrin tarihsel, antropolojik dokusunu da göz önüne alarak, akademik çalışmalar yürütmek. Örneğin adı geçen üniversitenin çevre mühendisliği bölümü varsa, Munzur’a yapılması düşünülen barajların doğaya ne denli zarar verdiğini, Bezuvar keçilerinin, bitki örtüsünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu rapor etmesi ya da sosyoloji, psikoloji bölümlerinin Dersim’deki insanların yıllardır yaşadığı travmaların nedenlerini irdelemesi. Öğrenci kapasitesinin artmasıyla, bina sayısının çoğalmasıyla üniversitelerin gelişeceğini düşünecek saflıkta değiliz. Çeşitli gerekçelerle, akademisyen kovmakla fabrikadan işçi çıkarmak arasında da fark olduğunu düşünmüyorum. Bir de Dersimlilere sormak lazım nasıl bir üniversite istediklerini. 

Son olarak konuyla ilgisi yok gibi görünse de, başka bir durumdan söz edeyim. Bir süre önce tartışılan, alternatif olarak da kendilerine dindarlık seçeneği sunulan “tinerciler” vardı. İşte 90’lı yıllardan beri sırf siyasetle uğraşmasınlar diye tinerci yapılan yüzlerce çocuk yaşıyor Dersim’de ve o çocukların neredeyse tamamı kendilerini Alevi olarak tanımlıyor. Diyanet İşleri, Aleviliği din olarak görüyorsa, Tunceli Üniversitesinin yapacağı en somut bilimsel faaliyet, Tinerci Dindarlar başlıklı sosyolojik bir çalışma yürütmek olacaktır.

“Allah sizi inandırsın ki, olmayan demokrasi yüzünden solcu olduk, Kürtlük ve Aleviliğimiz de ana babamızın suçu”