Kemalizmi Zürcher ile Tanımlamak...

Kemalizmi, bugünkü şekliyle anlamak istiyorsak, Kemalizmin içine düştüğü çıkmazları tartışıyor, "Hangi Kemalizm?" sorusuna yanıt verebiliyor olmamız gerekiyor.
Haber: OĞUZ ALYANAK / Arşivi
ÜMİT KURT / Arşivi

Türkiye’de herhangi bir ideolojinin sağlıklı (ve eleştirel) bir şekilde tartışılabilmesi, doğru yerde, doğru insanlarla ve doğru zamanda toplanabilmeyi gerektiriyor. Aksi takdirde tartışmada öne sürülen argümanlar, reaksiyoner olmaktan öteye gidemiyor. Söz konusu Kemalizm olunca, bu gerekliliklere verilen önem daha da artıyor. Oysa Kemalizm de diğer düşünce akımları gibi kendi içerisinde tutarlılıkları ve tutarsızlıkları bulunan, bazen zamanın gerçeklerini tanımlayan ve anlamlandıran bazense anakronik bir yapıya bürünen bir ideoloji değil midir? Evet, fakat bir farkla: Her ne kadar Kemalizmi kendi dönemi içerisinde değerlendirmek gerekiyorsa da, bir ideoloji olarak Kemalizm, kendi dönemini aşan ve farklı yorumlamalar sonucu farklılaşarak söyleme ve eyleme aktarılan mesajlar taşıyor. Bu mesajlar, devlet politikasından bireysel eylemlerimiz ve söylemlerimize kadar hayatın her alanında karşımıza çıkıyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin eleştirel ve alternatif değerlendirmelere dayalı bir tarih okumasına sahip olduğunu söylemek son derece güç. Önemli girişimler olmasına karşın özellikle akademik mecrada bu alan sorun olma özelliğini koruyor. Akademik çalışmanın içermesi gereken eleştirel, mesafeli ve yorumsamacı yaklaşım farklı yönelimlerin kuşattığı bir yaygınlığa erişmiş değil. Tabi ki bunu etkileyen en önemli unsur modern Türk ulus devletinin ve rejiminin kurucu ideolojisi olan, temelde “altı ok” olarak bildiğimiz, okullarda “Atatürk İlke ve İnkılâpları” adı altında okutulan Kemalizm. Kemalizm üzerine bu topraklarda çokça konuşuluyor, tartışılıyor ancak hala enikonu bir biçimde Kemalizmin ne olduğu sorgulanmıyor. Kuşkusuz bu kısır döngüyü kırmaya çalışan ve bu alanda önemli katkılar sağlayan araştırmacılar da yok değil.
14 Ekim 2009’da ARI Hareketi’nin düzenlediği yuvarlak masa toplantısına konuşmacı olarak katılan ve hemen her siyaset bilimi öğrencisinin referans kitap olarak kullandığı Modernleşen Türkiye’nin Tarihi’nin yazarı Erik Jan Zürcher bu araştırmacılardan bir tanesi. Kemalizmi, ortaya çıktığı dönemi ve tarihsel bağlamı çerçevesinde bir Türk modernleşme projesi olarak değerlendiren ünlü Türkolog Zürcher, Kemalizme ve Türk modern siyasi tarihine eleştirel bir gözle bakmayı başarabilen ve bu alanda kayda değer çalışmalara imza atan değerli bir isim. Türkiye’nin sosyolojik değişimi ve köyden kente göç ve sosyal devrimi ile oluşan modernleşmeyi Türkiye’ye özgü gören ve “dönüşümsel ve sosyolojik Türk Modernleşmesini” kutsayan bir tarihçi. Aynı zamanda, özellikle “Milli Mücadelede İttihatçılık” ve “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” başlıklı çok önemli yapıtların da yazarı.
Zürcher’in Kemalist dönemle ilgili altını çizdiği hassas noktalardan bir tanesi Cumhuriyet döneminin ağır bir endoktrinasyon ve yerine göre tek adam, yerine göre tek parti, yerine göre tek ideoloji kültü yaratmak üstüne kurulmuş olduğu. Bunun temelini özellikle 1919’la başlatılan ve sınırlarını bizzat Atatürk’ün Nutuk’la tayin ettiği yaklaşım oluşturuyor. Bir modernleş(tir)me paradigması olarak Kemalizmin içinde yaşadığı dönemin de etkisiyle pozitivist, tekçi, elitist ve sınırlı bir demokrasi anlayışına sahip olduğunu ifade eden Zürcher’e göre Kemalizm rasyonel bir toplum mühendisliği projesinin unsurlarını bünyesinde taşımıştır. Toplumsal bir tabana sahip olmayan Kemalizm ideolojik hegemonyasını sağlamak ve onu temsil eden bürokratik zümrenin çıkarlarını devam ettirmek adına toplumsal ve kurumsal bir dizi değişiklik yapmıştır. Örneğin tarih Kemalizm tarafından yeniden yazılmıştır.
Zürcher’e göre bu sebeplerle Kemalizm, bir modernleşme projesi olarak bugün takip edilemez. Kendi döneminin ihtiyaçlarına yönelik çözümler sunan fakat bugünün demokratik ve çoğulcu gerçeklerinden hayli uzak bir içeriğe sahip bir ideolojidir. Elbet bunun karşısına çıkan ve tartışmaya renk katan argüman, Kemalizmin yeniden yorumlanabileceği ve Kemalist öğretilerin çağın getirdiği yeniliklere adapte olacağıdır. Fakat bu karşı argümanın çıkmaza girdiği nokta, hangi Kemalizmin (hatta neo-Kemalizmin), ya da kimin yeniden tanımladığı şekliyle Kemalizmin bir modernleşme projesi olarak izleneceğidir. Kemalizm erken Cumhuriyet dönemindeki politikaları anlamak adına bize bir yol haritası sunuyor olabilir. Kaideleri tek kalemden çıkmış ve denetiminde uygulanmıştır. Bugünün Kemalizm yorumları ise, yer yer kendi içinde çelişen söylem ve eylemlerle karşımıza çıkmaktadır. Örneğin yüzünü Batıya dönen erken Cumhuriyet dönemi Kemalizmi, bugün aynı coşkuyla Batıya bakabiliyor mu? Ya da toplumu hala yekvücut bir yapıda ele alabiliyor mu?
Kemalizmi, bugünkü şekliyle anlamak istiyorsak, Kemalizmin içine düştüğü çıkmazları tartışıyor, “Hangi Kemalizm?” sorusuna yanıt verebiliyor olmamız gerekiyor. Aksi takdirde Kemalizm, Zürcher’in de belirttiği gibi, modernleşen Türkiye’nin tarihinin yalnızca bir dönemine ışık tutuyor ve bize o dönemin realitesini tüm çıplaklığıyla sunuyor.

Oğuz Alyanak – Boğaziçi Üni. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans

Ümit Kurt – Boğaziçi Üni. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora