Marx neden ateist değildi?

Kafayı Tanrı'nın varlığı ispatlarını yanlışlamakla bozmuş idealist maddecilik, teoloji gibi 'bir başka soyutlama' biçimiydi. Dolayısıyla Marx ateist değildi, biliyorduk. Ama teolojiye ihtiyacı olmayan bir devrimci olarak, Tanrı hipotezleriyle de işi olmazdı
Haber: EMRAH GÖKER / Arşivi

 

 ‘MARX'IN GERÇEKTEN ATEİST OLDUĞUNU MU SANIYORSUNUZ’ YAZISI İÇİN TIKLAYIN

Bilgi ile kanaat arasında neredeyse hiçbir sınır kalmadığı, kanaat teknisyenlerinin cafcaflı retoriği ile dört bir yandan çevrelendiğimiz şu zamanlarda, Karl Marx, başlıktaki soruyu bugün cevaplamak zorunda kalsa, homurdanarak herhalde şöyle derdi: “Gazete yorum sayfalarından uzak durmak için!”

Lakin ben iyi bir Marx öğrencisi değilim. 20 Mayıs tarihli Radikal’deki “Marx Neden Ateist Değildi?” başlıklı yorumu okuduktan sonra bazı hususlarda bildirilmiş kanaatlerin izahatle düzeltilmesi gerektiğini düşündüm.

Önce şunu söyleyeyim: Fikirlerle yaşamayı seçmiş insanların uğraştıkları zanaata dair bir takım sorumlulukları olması gerektiğini düşünenlerdenim. Bu sorumluluklardan biri de, mesela gazete gibi bir ortamı kullanarak ahaliye fikir arz etmeden önce, bu fikirler hakkında doğruluk, sarihlik, gerekçelendirilebilirlik gibi kıstaslarla kontroller yapmak olmalı. Atalay Girgin’in “Marx’ın ateist olmaması” ile ilgili aktardığı fikirlerin bu kıstasları sağlayamadığını, iyi temellendirilmemiş kanaatler olarak ahalide Marx’ın pozisyonu hakkında ciddi bir yanlış-tanıma etkisi yarattığını düşünüyorum.

Hedef merak uyandırmak

Fikirlerle yaşayan birinin kanaat tüketicileri piyasasına arz ettiği fikirlerle sansasyon ve heyecan hedeflemesi kabul edilebilir gözükmüyor bana. Sol entelektüel üretim içinde modalaşan tabirle “ezber bozmak” adına bir flaş haber veriliyor: Marx ateist değildi, yanlış biliyorsunuz! Bütün yorum, bu önermeyi gerekçelendirmeyi değil, manşetin merak uyandırıcı, şaşırtıcı biçimini güçlendirmeyi amaçlamış.

Girgin’in yazısında Andy Blunden’in aynı başlığı taşıyan makalesindeki argümanları arayıp durdum. Niye ateist değil? Makalenin reklamı ve ezber bozmanın önemi dışında bu argümanları bulamadım. Diğer yazıları ışığında da kendini sosyalist gören biri olduğunu düşündüğüm Blunden’in makalesini yine de sürprizler bekleyerek okudum.

Neyse ki karşıma, Marx’ın Yahudiliği ve masonik bağlantıları ile ilgili pespaye bir komplo analizi değil, benim bildiğim kendine Marksist diyen hemen herkesin ayırdında olduğu bir temel argüman çıktı: Marx’ın, en açık haliyle Alman İdeolojisi’nin iki cildinden takip edilebilecek “felsefe” eleştirisi, teolojik spekülasyonu ve çağdaşı olan Fransız ve Alman materyalizmini (ki Marx, ateist düşünceden, Hegel ilhamlı bu Hıristiyanlık eleştirisini anlıyordu) aynı düzlemde karşısına alır, daha devrimci, daha tarihsel, daha “bize dair” bir maddecilik adına... Kafayı Tanrı’nın varlığı ispatlarını yanlışlamakla bozmuş bir idealist maddecilik de, Marx’ın 1844 Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları’nın girişinde açıkça ifade ettiği gibi, teoloji gibi “bir başka soyutlama” biçimidir.

Ateizm, düşman kardeşinin ideolojik ikizidir

Tanrı’dan boşalan kutsallık tahtına "insan"ı oturtan, spekülatif bir uğraş olarak ateizm, düşman kardeşinin ideolojik bir ikizidir. Ateizmin felsefi pozisyonundan kutsadığı İnsan, somut insan yaşamlarını olumlayıcı, pratik bir insan felsefesinde yaşamaz, bir tür “negatif teoloji” ikonası haline gelir.

Yani, Blunden’in Marx’tan sarih biçimde aktardığına göre, sosyalistlerin meselesi örgütlü dinlerin sabit fikirleri ile felsefi düzlemde uğraşmak, dindarlığın her biçiminin uzlaşmaz düşmanlığını yapmak olamaz. Sosyalistler insanı kucaklarken teolojiden olduğu kadar idealist maddecilerin koltuk felsefesinden de kopar, fikirlerinin insana dairliğini dünya içindeki gerçek mücadeleler içinden çıkarırlar. Örgütlü din, muktedirlerin çıkarlarını kollamalarına, halkın da çıkarlarını yanlış tanımasına hizmet ettiği zaman devrimci eleştiri ve müdahalenin konusu olur.

Bu menzilde Marx ve Engels’te ziyadesiyle sert (özellikle “Hıristiyan Sosyalizmi” ucubesine karşı) ama somut bir ecclesia eleştirisi vardır zaten, ki günümüzde AKP’nin, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yahut Harun Yahyacılık gibi örgütlü dezenformasyon akımlarının, dini nasıl bir iktidar teknolojisi olarak kullandığının ifşaatı için ilham verici bir eleştiridir.

Sosyalistlerin meselesi din düşmanlığı değil

Marx’ın yine pek yanlış anlaşılmış meşhur “Yahudi Sorunu Üzerine” makalesini hatırlarsak, sosyalistlerin meselesi din düşmanlığı, toplumu dindarlıktan temizlemek değildir. Mücadele, bu dünyada ızdıraptan ızdıraba savrulanların kurtuluşu ölümden sonra arama ihtiyacını anlamsız kılacak ızdırapsız bir dünya yaratmak için olmalıdır. Marx’ın makalesinden şu alıntıda “Yahudi” yerine “Hanefi”, “Şafi” vs. de koyabilirsiniz:

“Toplum Yahudiliğin ampirik varlığını, pazarlıkçı ticareti ve bunun ön koşullarını aşarak dönüştürmeyi başarır başarmaz, Yahudi imkansız hale gelir, çünkü bilincinin artık nesnesi yoktur. Çünkü o vakit, Yahudiliğin öznel temeli, pratik gereksinim, insanileştirilmiştir ve çünkü insanın bireysel-duyusal varoluşu ile türsel-varoluşu [gattungsexistenz] arasındaki çelişki aşılmıştır.”

Marx ateist değildi, biliyorduk. Reel sosyalist rejimlerde tektanrılı din kurumlarına karşı o ülkelerdeki “resmi Marksizm-Leninizm görüşü” ne olursa olsun. Ama teolojiye ihtiyacı olmayan bir devrimci olarak, Tanrı hipotezleri ile de işi olmazdı. Zira Marx filozof da değildi. Biliyor muyduk?