Medyanın Ergenekon'a bakışının kökenleri

Daha Ergenekon soruşturması ortada yokken kavram iki farklı kanat tarafından iki farklı anlamda kullanıma sokulmuştur
Haber: ALİ BALCI / Arşivi





Türk medyası bağlamında bugün karşı karşıya olduğumuz resim basitçe şu iki saptamayla özetlenebilir. Birincisi, medya temelde iki kampa bölünmüş durumdadır. İkincisi, bu kutuplaşma somut olguların dahi değiştiremediği bir çıkmazla karşı karşıyadır. Bu durumda kritik soru şu; böyle bir resim nasıl ortaya çıkmıştır? Malum soruya cevap vermenin en yetkin yolu, Ergenekon konusunun medyadaki tarihsel seyrini bir “yeniden okumaya” tabi tutmak olacaktır.

Bir kavram olarak “Ergenekon” ülkenin yakın tarihindeki faili meçhul cinayetler, adam kaçırmalar, suikastlar gibi somut olgulardan hareketle ortaya atılmış olsa da, temelinde bizzat medyanın keşfettiği, kavramsallaştırdığı, tanımladığı ve “yeniden tanımladığı” bir şeydir. Kavramın ilk kez kullanıldığı metin, Erol Mütercimler’in Aydınlık dergisine verdiği meşhur röportaj olmuştur. Bundan iki gün sonra 7 Ocak 1997’de Can Dündar’ın sunumuyla Show TV’de yayımlanan “40 Dakika” adlı bir belgeselde Ergenekon ifadesi yeniden kullanılmıştır. Her ikisinde de Ergenekon ifadesi 1970’lerdeki “sağcı” kontrgerilla gruplarının 1980 sonrası yeni oluşumlarını anlatan bir kavram olarak kullanıma sokulmuştur.

2001’e gelindiğinde o zamana kadar daha çok seküler ve Kemalist yazarların tekelinde olan kavram ilk kez “İslamcı” basın tarafından kullanılmıştır. Fehmi Koru, Taha Kıvanç takma adıyla yazdığı 1 Mayıs 2001 tarihli bir yazısında Ergenekon terimini Kemalist yönü olan ve sivil toplum düzleminde faaliyet gösteren bir hareketi tanımlarken dile getirmiştir. Bu yazıdan yaklaşık iki hafta sonra Aksiyon dergisinde çıkan “Sivil Ergenekon” başlıklı bir yazıda da kavram benzer şekilde kullanılmış ve anti-Kemalist oluşumlarla mücadele eden ve 28 Şubat’ın arkasındaki girişimin ismi olarak dile getirilmiştir. Makalede ayrıca Can Dündar’ın kavramı kullanma biçimi eleştirilmiş ve bunun çetenin sol boyutunu bilinçli olarak gizlediği ileri sürülmüştür.

Bu iki kullanım arasındaki temel fark açık bir şekilde ortadadır. Birinci gurup kavramı Susurluk benzeri devlet içinde yuvalanmış 1980 sonrasının sağcı çetelerini tanımlamak için kullanırken, ikinci gurup aynı kavramı daha çok seküler ve rejim yanlısı bir boyutu olan oluşumu anlatmak için kullanmıştır. Dolayısıyla daha Ergenekon soruşturması ortada yokken kavram iki farklı kanat tarafından iki farklı anlamda kullanıma sokulmuştur.

Kavramın yeniden medyanın gündemine gelmesi 17 Mayıs 2006’da Danıştay’a yapılan saldırıdan sonra olmuştur. Bu süreçte de seküler ve Kemalist basın kavramı Susurluk benzeri çeteleri tanımlamak için kullanırken, İslamcı yazalar Ergenekon terimini akademi, medya ve iş dünyasında kolları olan ve AKP iktidarını devirmeyi amaçlayan geniş bir projenin adı olarak dile getirmiştir. Danıştay saldırısı ilk gurup tarafından sağcı ve İslamcı bir tepkinin ürünü olarak sunulurken, ikinci grup saldırıyı ülkeyi karıştırarak AKP hükümetine karşı bir darbenin koşullarını hazırlamak amaçlı bir girişim olarak tanımlanmıştır.

Ergenekon ifadesinin medyada yeniden geniş yer bulması 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir eve yapılan baskında büyük miktarda cephaneliğin ortaya çıkarılmasıyla olmuştur. Bu ve devamında yaşanan benzeri olaylar basının Ergenekon kavramını kullanma şekillerini değiştirmemiştir. Yine aynı şekilde, seküler-Kemalist medya olaylarla Susurluk arasında bir bağlantı kurarak bu tür çetelerin sağcı ve milliyetçi boyutunu öne çıkarmış ve Ergenekon kavramını bu oluşumları anlatmakta kullanmıştır.

23 Ocak 2008’de Ergenkon adı altında bir operasyon düzenlemesi kavramın günden güne artan bir şekilde medyanın gündemine yerleşmesi ve yaygın olarak kullanılması ile sonuçlanmıştır. Susurluk vurgusu bir kez daha seküler-Kemalist medyanın Ergenekon kelimesini kullanımına hâkimdir. Ergenekon yine devlet içinde yuvalanmış çeteleri tanımlamak için kullanılan bir kavramdır ve seküler-Kemalist basına göre kamuoyunda saygın olan sivil isimlerin çetelerle özdeşleşmiş bu kavramla bir arada kullanılması yanlıştır. İslamcı basın ise seküler-Kemalist medyayı Ergenekon karşısında sessiz kalmakla suçlamış ve Ergenekon’a ilişkin önceki tanımlamalarını tekrarlamıştır.

Fakat önceki dönemlerden farklı olarak bu kez liberal eğilimli basın da Ergenekon kavramını etkin bir şekilde dillendirmeye başlamıştır. Özellikle Taraf gazetesi ve Murat Belge’nin başı çektiği, Radikal, Sabah ve Milliyet’teki bir kısım liberal yazarların oluşturduğu bu gurup Ergenekon’u temelde “darbe yapma amaçlı bir oluşum” şeklinde tanımlamıştır. Buna göre, Ergenekon İslamcı AKP iktidarını devirmek amacıyla 2009’da darbe yapmayı planlayan ve sivil ayağı olan silahlı bir oluşumdur.

21 Mart 2008 tarihli Ergenekon operasyonunun İlhan Selçuk başta olmak üzere ulusalcı sol kesimi gözaltına alması ise Ergenekon’un seküler-Kemalist medyada yenide tanımlanmasını beraberinde getirmiştir. Can Dündar bu operasyonun derin devleti ortadan kaldırmak değil sivil muhalifleri sindirmek amacıyla yapıldığını dile getirirken gelinen noktanın kendi Ergenekon tanımından uzaklaştığını belirtmiştir. Bu görme biçimi seküler-Kemalist yazarların tümü için geçerlidir.

İslamcı ve liberal-eğilimli basın ise operasyonu “dokunulmaz sanılanlara dokunulabileceğinin bir göstergesi” olarak sunarken, operasyona ilişkin tek eleştirileri İlhan Selçuk’un gözaltına alınma biçimi olmuştur. Kısacası, bu operasyon başından beri var olan bir “ayrılığı” derinleştirmiş ve sınırları netleştirmiştir. Yine önemli bir fark da, liberal eğilimli basınla İslamcı basının Ergenekon algılamalarının örtüşmesi olmuştur.

İki generalin tutuklandığı ve iddianamenin açıklandığı Temmuz 2008’de de durum değişmemiş, sadece aynı argümanlar daha net bir şekilde dillendirilmiştir. Liberal-eğilimli ve İslamcı basın olayları Türk demokrasi tarihinde bir dönüm noktası olarak sunarken, seküler-Kemalist basın süreci Kemalist devrimden uzaklaşan ve muhalefetin büyük gözaltına alındığı bir cadı avı olarak tanımlamıştır. Bu keskin farklılığın doğal sonucu ise seküler-Kemalist basının Liberal-eğilimli ve İslamcı basını AKP yanlısı “yandaş medya” olarak tanımlaması, ikincilerinde ilk gurubu “Ergenekon’un avukatı” şeklinde sunması olmuştur.

Bugünlerde Türk basını için gelinen noktanın ciddi bir kutuplaşma olduğu ve medyada somut olguların da değiştiremediği bir çıkmaz yaşandığı yorumları yapılmaktadır. Fakat bu kısa analizden hareketle söylenebilir ki, bu kutuplaşma başından beri vardır ve son yirmi yıldır belirgin bir şekilde var olan Kemalist ve İslamcı medya arasındaki keskin eksen üzerine oturmaktadır. Son yaşananların tek ve en önemli farkı Ergenekon konusunda liberal-eğilimli yazarların ikinci gurupla benzer bir söylem geliştirmiş olmasıdır.

Ali Balcı: Araştırma görevlisi, Sakarya Üniversitesi.