Şincan meselesinin ekonomik boyutu

Pekin'in Şincan'a yönelik ekonomi politikası "bir siyah, bir beyaz" politikası olarak adlandırılıyor. Burada siyah olan petrol, beyaz ise pamuk. Çin'deki pamuk üretiminin yüzde 40'ı Şincan'da gerçekleştiriliyor. Başka bir deyişle Çin tekstili bugün tüm dünyayı sarsan bir güce sahipse, bunda önemli bir pay Şincan'a ait.
Haber: ALTAY ATLI / Arşivi

Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşanan gelişmeleri tahlil ederken iki hataya düşmemek gerekiyor. Bunlardan birincisi meseleyi sadece etnik ayrımcılık boyutunda ele almak. Böyle yapıldığında Çin hükümetinin Şincan’a bakış açısını tam olarak anlamak mümkün olmuyor ve tartışmalar Pekin’in despotizmi ve Han şovenizmi düzleminde takılıp kalıyor. Çin hükümetinin Şincan’ı nasıl gördüğünü anlayabilmek için bölgenin Çin ekonomisi açısından önemini de incelemek gerekiyor; ancak bunu yaparken de sadece bölgenin yeraltı zenginliklerine odaklanıldığında yapılan tahlil hem yetersiz kalıyor, hem de Çin’in ekonomik açıdan Şincan’daki derdinin ‘hammadde emperyalizmi’olduğu gibi yanlış olmasa da eksik kalan bir sonuca ulaşılmasına yol açıyor.

Şincan, yeraltı kaynakları açısından oldukça zengin bir bölge. 1993 yılına kadar petrol açısından kendine yeter bir ülke olan Çin, hızla büyüyen ekonomisinin artan ihtiyacı nedeniyle giderek dışarıya bağımlı hale geldi ve şu anda tükettiği petrolün sadece yarısını kendisi üretir durumda. Doğalgaz ve kömür açısından ise farklı bir durum var, Çin bu kalemlerde ne kadar üretiyorsa aşağı yukarı o kadar tüketiyor. Şincan’ın her üç yeraltı kaynağında da Çin’in ekonomik güvenliğine önemli bir katkısı var. Petrolde Şincan, Çin’deki üretimin yüzde 14’ünü gerçekleştiriyor. Ancak bu oranın hızla artacağını öngörmek mümkün, çünkü Çin’deki tüm petrol rezervlerinin sadece yüzde 33’ünün keşfedilmiş olduğu, geriye kalanların ise büyük bir kısmının Şincan’daki Tarım Havzası’nda bulunduğu ifade ediliyor. Diğer yandan Şincan, tüm ulusal üretimin yüzde 31’i ile Çin’de en fazla doğalgaz üreten bölge konumunda. Çin’in tüm enerji tüketiminin yüzde 69’una karşılık gelen kömürde ise Şincan’ın 2020 yılına kadar tüm Çin’deki tüketimin yüzde 20’sini karşılar hale gelmesi bekleniyor.

Pekin’in Şincan’a yönelik ekonomi politikası “bir siyah, bir beyaz” politikası olarak adlandırılıyor. Burada siyah olan petrol, beyaz ise pamuk. Çin’deki pamuk üretiminin yüzde 40’ı Şincan’da gerçekleştiriliyor. Başka bir deyişle Çin tekstili bugün tüm dünyayı sarsan bir güce sahipse, bunda önemli bir pay Şincan’a ait.

Tüm bu zenginlikler çok önemli ve Şincan’ı, örneğin bir Tibet’ten farklı olarak, Çin hükümeti için ayrı bir konuma getiriyor. Ancak tüm resmi görebilmek için Şincan’ın jeoekonomik konumunu da değerlendirmek gerekiyor. Öncelikle Şincan, Çin’in Orta Asya’daki eski Sovyet cumhuriyetlerine komşu olan tek bölgesi olarak, Çin’in Rusya ve Kazakistan’dan ithal ettiği petrolün ülkeye girdiği nokta konumunda. Aynı şekilde Türkmenistan’dan alınmaya başlanan doğalgaz da Şincan’dan geçtikten sonra ülkeye dağıtılıyor.

Diğer yandan Şincan, Çin’in ihraç ürünlerinin dış pazarlara ulaşımında da bir avantaj sağlıyor. Çin’in ihracatındaki lojistik gideri toplamı, ülke GSYİH’sinin yüzde 18,5’ini buluyor ki bu oran kalkınmış ülkelerde bunun yarısı kadar. Bu durum da çok doğal, çünkü Çin ihracatının büyük bir kısmını deniz yoluyla yapıyor ve çok yüksek navlun ücretleri ödemek durumunda kalıyor. Bu masrafları düşürmek için Çin hükümeti, artık Şincan ve Orta Asya üzerinden Avrupa’ya demiryolu aracılığıyla ihracat yapma imkanlarını geliştiriyor. Bir örnek verecek olursak bir konteyner Pekin’den Hamburg’a deniz yoluyla 40 günde giderken, demiryolu ile Şincan üzerinden taşındığında bu süre 18 güne düşüyor. Dolayısıyla masraflar da ciddi bir şekilde azalıyor ve Çin ihraç ürünlerinin halihazırda yüksek olan rekabet gücü daha da artıyor.

Özetleyecek olursak, Şincan, Çin’in ekonomik güvenliği açısından önemli bir konuma sahip. Ancak bu önemin nedeni sadece bölgenin sahip olduğu zengin kaynaklar değil. Böyle olsaydı Pekin istediğini alıp gerisini umursamayabilirdi. Bölge bir yandan da giderek Çin’in küresel ekonomiye açılan pencerelerinden birisi haline geliyor. Bu nedenle Şincan’da ne kadar çok istikrar, ne kadar çok huzur olursa Çin hükümetinin o kadar işine geleceği sonucuna varmak mümkün. Peki o zaman neden Şincan’da gerginlik azalacağı yerde artıyor ve hatta onlarca insanın sokaklarda öldürülmesine kadar varan bir seviyeye geliyor?

Bu sorunun iki cevabı var. Birincisi, Çin’in özgürlüklere yaklaşımı ile ilgili. 1989’da Tiananmen’de hükümet Çin halkına çok net bir mesaj vermişti: “sizlere ekonomik özgürlükleri sonuna kadar vereceğiz, ancak siyasi özgürlük istemeyin!” Artan ekonomik refahın demokrasi taleplerini bastıracağı düşünüldü. Bu formül tam olarak işlemediği gibi siyasi özgürlüklerin olmayışı, etnik farklılıklarla birleştiğinde Han olmayan toplulukların üzerinde giderek artan bir baskı oluştu. İkinci olarak ise, siyasi özgürlükler alanında zaten sıkıntı varken, Şincan’ın ekonomik özgürlüklerden ve refah artışından da yeterince faydalanamadığını belirtmek gerekiyor. Çin’in büyümesinden daha çok ülkenin denize yakın Doğu eyaletleri fayda sağlarken, diğer kesimler geride kaldı. Bir örnek verecek olursak, resmi rakamlara göre ortalama bir ailenin yıllık geliri Çin genelinde 11,800 yuan iken, Pekin’de 20,000 yuan, Şanghay’da 20,700 yuan, Urumçi’de ise sadece 8,800 yuan. Diğer yandan Şincan’da enflasyon oranı da Çin ortalamasının üzerinde. Başka bir deyişle Şincan, önemli derecede ekonomik zenginliklere sahip, ama bunun meyvesini yiyenler Şincanlılar değil, Şincanlı Uygurlar hiç değil.

Şincan Uygur Özerk Bölgesi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin ekonomik güvenliği için hem sahip olduğu kaynaklar hem de jeoekonomik önemi açısından anahtar bir konuma sahip. Buna karşılık Uygur Türkleri, ne siyasi ne de ekonomik açıdan haklarını yeterince alamıyorlar. Kazan kaynıyor ve artık taşmaya da başladı. Bölgedeki gerginliği giderecek ve istikrarı sağlayacak olan ise tabii ki Çin hükümeti. Bunun başaramazsa, sadece uluslararası alanda itibarı ciddi bir darbe daha almayacak, bütün olarak Çin’in ekonomik güvenliği de tehlikeye girecek. Pekin’in Han olmayan etnik gruplara sempatisinden olmasa bile en azından ülkenin ekonomik geleceği için Şincan’a istikrar ve huzur, Uygur Türklerine daha fazla refah ve daha fazla siyasi ve kültürel özgürlük getirmesi gerekiyor.


Altay Atlı: Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü doktora öğrencisi