Türk eğitim ajandası ve ekonomik strateji

Türkiye tamamen ideolojik bir yöne gitmeye karar verdi ve "dindar gençlik" yetiştirmeyi öncelikli mesele yaptı.
Haber: ŞAHAP GİZLEN* / Arşivi

Dünyadaki yatırımın yönünü etkileyen Amerika’daki NASDAQ ve Dow Jones gibi endekslerin köküne indiğinizde, bir ürünün fiyatını belirleyen ya önemli bir teknoloji, ya yeni bir pazarlama şekli ya da farklı bir yönetim stratejisidir. Birçok yalan haber ve spekülasyon da uğraştırır borsacıyı. Fakat yatırımcıya en güvenceli bilgileri, ülkedeki kayıtlı işçi sayısı ya da bir başka deyişle işsizlik oranı verir. Bu yüzdelere bakarak ekonominin dinamosunu teşkil eden ve endüstrilerin talebine uygun şekilde yetişmiş olan işçi, sanatkar ve beyaz yakalıların genel durumu hemen gözler önüne serilir. Bu genç ve dinamik kadrolar kazandıklarıyla eve-arsaya yatırım yapar, araba alır, bayramlarda alışverişe gider ve en nihayetinde bir aile kurar. Demokrasi deyince de Türkiye ’de yaşadığımız sorunlara medyada özellikle Amerika örnek gösterilir. Sistemin çoktan yerine oturmuş ve halkın genelinin hayatından memnun olduğu görünen ABD, son olarak 4+4+4 yasası tartışılırken de örnekler havuzu oldu. Bu yasaya göre artık zorunlu eğitim üç aşamaya bölünüp 4. sınıftan itibaren öğrenciler imam hatip orta okulları dahil farklı eğitim programları olan okullara ayrılabileceklerdir. Fakat bu denli teknik olan bir konuda yapılan Amerika örneklemeleri, daha çok inanç ve ibadet özgürlüğü üzerine oldu. Bu yaklaşım şekli sadece halkı yanıltmakla kalmıyor, aynı zamanda Türk ekonomisine de büyük zararlar veriyor.

Türkiye son on yılda, özellikle Kemal Derviş’in 2001’deki ekonomik kriz sonrası üç yıllık yapılanma programını benimseyip devam ettirmesiyle birlikte, bölgede yatırımın ve yeniciliğin merkezi haline dönüştü. Aynı yıllarda internetin ve bilgisayarın da dünyada ve Türkiye’de ucuzlayıp yaygınlaşması, Türk insanını birdenbire bilgiye kolayca ulaşabilir ve anında paylaşabilir hale getirdi. Bunun üzerine bir de Avrupa Birliği uyum süreciyle gelen finansal destekler, Türkiye’yi tam anlamıyla Avrupa ile Asya’yı birbirine bağladı ve Başbakan Erdoğan ’ın liderlik gücü sayesinde benzer ekonomik şartlarda olan diğer “ikinci dünya” ülkeleri arasında lider konuma getirdi.

Fakat Türkiye her açıdan dünya sahnesinde kademe atlamak için avantajlı hale gelmişken geleceğin üretim ve tüketim şeklini belirlemede en önemli rol oynayan eğitim sistemi konusunda tamamen ideolojik bir yöne gitmeye karar verdi ve “dindar gençlik” yetiştirmeyi öncelikli mesele yaptı. Şimdiki standartlarda bile eğitim sektörüne bu kadar eksik ve bu kadar karmaşadan dolayı ayrıca bir önem verileceği düşünülürken, çarenin bu dünyadan çok öbür dünyayı düşünen bir gençlik yetiştirmede aranması, yapılacak özel yatırımları da aynı yöne çekecektir.

Amerika’da 50 eyalet var ve bunların 48’inde toplam 3143 kontluk (county) yani özerk yönetim bölgesi haritalandırıldı. Dahası, bunların her birinin kendi politikalarını belirleyen birer eğitim bakanlığı var. Bunun üzerine üç bin kadar üniversite ve dünyanın dört bir yanından eğitmen ve bilim insanını ithal eden bir yapı ile ülkenin araştırma ve geliştirme harcaması, 2008 itibarıyla, 320 milyar doları aşarken, Türkiye’de aynı yıl 7 milyar rakamına ulaştı. Yani eğer Amerika’nın her köşesinde farklı din ve mezhepten okul ve ibadet yerinin var olması, bu eğitim politikasına destek olarak örnek gösterilecekse, aynı ülkede bunların kat kat fazlası bilim merkezinin, derginin, gazetenin, derneğin, vakfın ve sivil toplum kuruluşunun yanyana yaşadığı da unutulmamalı.

Demokrasi ve Felsefe (Democracy and Philosohphy, 2007) adli makalesinde Richard Rorty, demokrasi terimini iki anlama böler. Birincisi “anayasalcılık” dediği hür irade ile seçilmiş kişilerin yönetim gücüne ulaşma şekli, diğeri ise “egalitercilik” (esitçilik) yani bireylerin doğuştan eşit fırsatlara sahip olmaları ve tabiatından veya yaşam tarzından dolayı hiç bir ön yargıya tabi tutulmadan yaşaması olarak. Türkiye siyaset tarihini meşgul eden ana unsurlar her zaman esitçilik anlayışının yerleşememesinden doğmuştur. Ama ilginçtir ki bu sorunları gidermeye çalışırken toplum ve kanaat önderleri ağırlıkla ülkedeki seçme, seçilme ve söz sahibi olma konularıyla ilgili meşgul olmuşlardır. Özgürlükler konusunda fikir yoranlar ise mini etek giymek ve sigara yasağı gibi yüzeysel konulardan biraz daha derine indiklerinde kuyulardan çıkamaz oldular. Halbuki başta çok mantıklı gelmese de bu serbest düşünceli insanlardır toplumun diğer kesimlerine de özgürlükleri aşılayacak olan. Muhafazakarlık konusunda Amerika’daki Protestan ahlaki ve Avrupa’daki Hristyan Demokratları örnek gösteren medya figürleri bunların hangi tarihsel, ekonomik ve aykırı düşünsel oluşumlardan geçerek bu seviyeye geldiklerini de anlatması gerekmez midir? Edgar Morin’in dediği gibi, bilgi hakkında bilgi olmadan bilgi olmaz.

Serbest ve kuresel piyasa ekonomisinde başarının seviyesi bilim, üretim ve yönetim kadrolarının dünya piyasasına adaptasyonu ve yeni standartlar ihraç edebilme kabiliyetiyle ölçülür. Fakat Türkiye’de kurulan eğitim sistemi bu hedeflere doğru yönelme iradesini gösterememektedir. Aynı geçmişteki hükümetler gibi, şimdiki hükümet de ideolojik olarak belli bir çerçeve içersinde hareket etmesini istediği bir öğrenci ve öğretmenler ağı kurmak istemektedir. “Çocuklar ailenindir ve aile çocuğuna ne eğitim vereceğine kendi karar vermelidir” deniliyor. Doğrudur. Peki çocuklar ailenindir de aileler kimindir? Demokratik bir ailede gideceği okulun hangisi olacağına çocuğun kendisi mi karar verecek? Bir aile kendini ne kadar bağımsız zannetse de uygulamada devletin kaynaklarına, alt yapısına ve korumasına ihtiyacı vardır. Sonuç olarak, devletin seçenek olarak sunduğu ve yatırımına ağırlık verdiği oluşumların dışında bir seçim yapmak sadece manevi değil aynı zamanda maddi olarak da zordur.

Bir eğitim sisteminin kamuya ve ekonomiye etkisini tam anlamıyla görebilmek için en az on yıl geçmesi gerekmektedir. Okula yeni başlayan bir öğrenci bu süre içerisinde üniversite çağına gelmiş olacaktır. On yıl sonra gençlerimizin önüne çıkacak fırsatlar veya zorlukların neler olacağını kimse bilemez. Fakat bilinen şudur ki bir toplumun ilerleyebilmesi farklı dini inançlarla yetişenlerin ayrışması ile değil, aynı ahlaki değerlere sahip olan insanların birlikte çalışmasıyla gerçekleşir.


*Yönetim ve Strateji Uzmanı