Türkiye'de Kürt Sineması: Min Dît öncesi Min Dît sonrası

Yılmaz Erdoğan'ın Vizonteleleri niye Kürt filmleri sayılmaz. Yine Yeşim Ustaoğlu'nun Güneşe Yolculuk, Handan İpekçi'nin Büyük Adam Küçük Aşk Filmlerini Kürt filmleri içinde göstermenin nedeni nedir? Kürt Sorunu temalı olmaları onları Kürt filmi yapar mı? Kısacası Kürtçesiz Kürt filmi olur mu?
Haber: MESUT ONATLI / Arşivi

İran ve Iraklı Kürt yönetmenlerin filmleri sayesinde artık dünyada “Kürt Sineması” kategorisi kabul edilir hale geldi. İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi, “Kürt Sineması” kategorisinin oluşmasında önemli bir yere sahip. Irak Kürt Bölgesinde de “özgür” ortamın etkisiyle Kürt sineması ivme kazandı. Diasporadan ise Hiner Saleem, Yüksel Yavuz ve Hisham Zaman dikkat çekiyor. Bu yönetmenlerin uluslararası festivallerde ödüller de alması ve filmlerinin Türkiye’de gösterilmesiyle beraber Türkiye’deki Kürt gençlerinde ve yönetmenlerinde de “neden biz de yapmayalım?” fikrini tetiklediği görülüyor.


Kürtçesiz Kürt Sineması olur mu?

Fakat Türkiye’deki Kürt sineması henüz emekleme döneminde. Dahası Türkiye’de bir “Kürt Sineması”ndan bahsedilebilir mi, tartışılır. En büyük problem de Kürtçe sorunu. Kürtçenin yasaklı olmasından dolayı Kürtçe filmler yapılamadı. Peki Kürtçe olmayan bir filme Kürt filmi denilebilir mi? Ulusal sinemanın kabulü için filmlerin o ulusun dilinde olması önemli bir kriter değil mi?
Lakin Türkiye’de içinde tek kelime Kürtçe geçmediği halde bazı filmler Kürt temalı diye ya da yönetmenlerinin Kürt kimliğinden dolayı Kürt filmleri olarak kabul ediliyor. Daha da vahimi Kürt temalı olup da Kürtleri aşağılayan, tek kelime Kürtçe içermeyen filmlerin bile kimilerince Kürt filmleri içinde değerlendirilebiliniyor olması. Bütün Kürtler günlük yaşantıda bozuk bir Türkçeyle konuşuyorlarmış gibi Türkiye’de yapılan Kürt temalı (ki doğu deniliyor) filmlerin çoğunluğunun dili bozuk, aksanlı Türkçe. Kürtlerin yaptıkları filmler ise içerik olarak farklı olsalar da dil konusunda Türk yönetmenlerin yaptıklarıyla örtüşüyorlar. Handan Öztürk’ün “Benim ve Roz’un Sonbaharı” bu anlamda iyi bir örnek. Kürt oyuncular normalde konuştukları gibi değil yapay bozuk bir Türkçe aksanıyla, Türk oyuncular da doğulu karakterleri canlandırıyorlar diye bozuk Türkçe aksanıyla konuşturulmuşlar (filmin geçtiği yer Hasankeyf’te halkın büyük çoğunluğunun Arapça konuştuğunu da belirtelim). Sonuçta ortaya bir dönem Flash-TV’deki (hala var mı bilmiyorum) canlandırma sahnelerini aşmayan “bir filmim olsun” çıkmış.
Bu durum Kürtçenin yasak olmasından kaynaklı tabiki. Ama o hale geldi ki insanlarda “demek ki o insanların dili bozuk-Türkçe” veya “Kürt dediğin kaba saba bir Türkçeyle konuşan cahil, dağlı Türklerdir” inancını yarattı. Kürtlere dışardan bakan ve aşağılayan bütün dizi filmler (Mardin mekanı ve ağalık teması vazgeçilmezdir), Mahsum Kırmızıgül, Gani Rüzgar Şavata filmleri “dil” açısından bu minvalde değerlendirilebilinir. Kürt yönetmenler Yılmaz Güney , Kazım Öz ve Hüseyin Karabey sinemalarını yine Türk yönetmenler Yeşim Ustaoğlu ve Handan İpekçi’nin Kürtleri anlatan filmlerini ayrı tutmak lazım. Zira filmlerindeki Türkçe konuşmalar en azından Kürtlerin Türkçe konuşması. Ve izin verilebildiği kadarıyla Kürtçe diyaloglara yer veriyorlar. Lakin yine de “Tümüyle Kürtçe bir film yapılamaz mı? Bu filmlere Kürt filmleri denilebilir mi?” soruları Kürt izleyicinin kafasını kurcaladı hep.
Örneğin Kürt yönetmen olarak bilinen Yılmaz Güney’in (dönem itibariyle Kürtçe kullanmanın mümkün olmadığını da belirterek) Sürü ve Yol filmlerini Kürt filmleri yapan nedir? Bir kültürü anlatan bir film yapılırken o kültürün en önemli öğesi olan dilde olmaması onu o kültüre ait bir film yapar mı? Buradan hareketle Yılmaz Erdoğan’ın Vizonteleleri niye Kürt filmleri sayılmaz. Yine Yeşim Ustaoğlu’nun Güneşe Yolculuk, Handan İpekçi’nin Büyük Adam Küçük Aşk Filmlerini Kürt filmleri içinde göstermenin nedeni nedir? Kürt Sorunu temalı olmaları onları Kürt filmi yapar mı? Kısacası Kürtçesiz Kürt filmi olur mu?


Kürt Filmleri için bir Çıtadır Min Dît

Bu sorulardan çıkabilecek sonuç Kürtlere içerden veya dışardan bakmanın filmleri “Kürt Filmi” olarak kabul etmede kriter olarak alındığıdır. İçerden bakan filmler Kürt filmleri kabul edilirken dışardan bakanlar Kürt filmi kabul edilmiyor. Fakat şimdiye kadar Kürtlere hem içerden hem de dışardan bakan olsun gerek zorunluluktan gerekse de isteyerek dil konusunda ortaklaştılar. Uzun metrajlı tek bir Kürtçe film yapıl(a)madı Min Dît’e kadar.
Min Dît bu nedenle her açıdan bir ilk. Film diğer filmlerin aksine olması gerektiği gibi (Diyarbakır’da geçen Kürt çocuklarını anlatan bir film zira) Kürtçe. Arada olması gereken sahnelerde Türkçe diyaloglar mevcut filmde. Filmin Kürtçesi diğer filmlerdeki Kürtçe gibi sırıtmıyor. Kürtçe Diyarbakır’da sokakta nasıl konuşuluyorsa aynen öyle. Filmin başlarında bir afallama yaşasa da izleyici kısa süre sonra Kürtçe bilenler Türkçe alt yazıyı okumayı bırakıyor. Kürtçe bilmeyenler ise hiç bilmedikleri “kendilerine uzak farklı bir dilde” Türkçe altyazılı filmlerden birini izler gibi filmi izliyorlar. Film aynı zamanda sanatsal anlamda da doruk noktasında. Uluslararası film festivallerinde ödüller alması ve yine 29. Uluslararası İstanbul Film festivalinde “en iyi yönetmen”, “en iyi kadın oyuncu” ve “en iyi müzik” ödüllerini alması bunun göstergesi.
Kürt sinema izleyicisi örneğin Kazım Öz sinemasını dil ve içerik olarak benimsese de sanatsal açıdan çok amatör buluyordu. Min Dît, bu açıdan da izleyicileri şaşırtmayı başardı. İlk kez profesyonel Kürtçe bir Kürt filmi Min Dît. Ve Türkiye’de kabul görüp ödüllendirilen bir film. İzleyicilerce de kabul gördüğü görülüyor. Festivalde salonu hınca hınç dolduran bütün izleyicilerce uzun uzun alkışlanması bunu gösteriyor.
Türkiye’deki Kürt Sineması bundan sonra Min Dît öncesi ve Min Dît sonrası anılacaktır. Bu tarihten sonra Kürt filmleri yapacaklar için bir çıtadır Min Dît. Kürt filmi iddiasıyla yapılacak her film bundan böyle hem dil olarak hem de sanatsal açıdan çıta olarak Min Dît’ i dikkate almak zorundadır. Yapılabildiğine göre Kürt temalı olup da Kürtçe olmayan her film absürt kaçacaktır artık. Kürt film eleştirileri bundan böyle Min Dît baz alınarak yapılacaktır.
Miraz Bezar, Türkiye’deki Kürt Sineması için yapılamaz denileni başardı ve ismi gibi “umut” oldu. Zira Türk popüler Kültüründe tutunmak için Kürtlüğünün üzerini örten, yapılan eleştirilere karşı çekinmeden “İlk Kürtçeyi Vizontele’de ben kullandım” diyen Yılmaz Erdoğan bunu görmüş olacak ki (ve yakın gelecekte Kürt sineması pazarını tabi) Kürtçe bir senaryo üzerine çalışıyormuş. Ne diyelim. Yolunuz açık olsun. Ve yol açıktır. Muazzam tema bolluğu, muhteşem görüntüler ve insan profilleriyle sinema için bakir bir toprak gibidir Kürt Bölgesi. Eline kamerasını alıp bölgeye giden az bir sinema eğitimine sahip her yönetmen ödüllü bir film çıkarabilecek bir atmosferle karşılaşacaktır dersek abartmış olmayız. Yeter ki gerçekçi olunsun. Örnek mi? İki Dil Bir Bavul.

Mesut Onatlı: İTÜ, siyaset çalışmaları yüksek lisans


    ETİKETLER:

    Yılmaz Güney