'İçerik' zincirini kırdığı zaman

Günümüzde milyonlarca sayfalık bilgi, yüz binlerce kitap ve sadece internet kullanıcılarına özel yığınla yayın sanal âlemi doldurmuş durumda

Günümüzde milyonlarca sayfalık bilgi, yüz binlerce kitap ve sadece internet kullanıcılarına özel yığınla yayın sanal âlemi doldurmuş durumda. Yavaş yavaş 'bedava test sürüşü' döneminin de sonuna gelinirken herkesin kafasında ortak bir soru takılıp kalmış durumda: 'Telif hakları nasıl korunacak?'
Birçok internet kullanıcısı telif hakları konusunu ilk olarak Napster ile duydu. Büyük müzik şirket, kullanıcıların MP3 formatına çevirdiği şarkıları birbirleri arasında takas etmesini sağlayan Napster yazılımına dava açmıştı. Belki bu yazılımla fazla haşır neşir olmayanlar için pek bir şey ifade etmeyecektir ancak aylık şarkı takasının 2.5 milyar adede ulaştığını belirtirsek belki durumun ciddiyeti ortaya çıkacaktır. Açılan davada Napster haksız bulundu ve şu an üstünde herkesin uzlaşabileceği bir yapıya kavuşmak için hızlı bir değişim sürecine girdi.
Film sektörü de mağdur
Öte yandan en az müzik endüstrisi kadar etkilenen ayrı bir mecra da kuşkusuz film endüstrisi oldu. MP3'ün müziğe yaptığını MPEG ve DivX;) de filme yaptı. Dünyanın dört bir yanını korsan VCD ve DVD'ler doldurdu. Film endüstrisini DVD'ye ısındırabilmek için 'kopyalanamaz' olması ve 'bölge kodu' uygulamasını öne çıkaran bilişim sektörü, ilk darbeyi bölge kodu olmayan ya da kırılabilen DVD çalarlar ile, son darbeyi de DVD'lerin şifresinin çözülüp kopyalanabilmesini sağlayan yazılım ve sıkıştırma formatlarıyla yediler.
'Yazı' ise her dönem internetin en korunmasız metalarından bir tanesi oldu. Ekrandan kopyalanan yazılar, öyküler ve kitaplar çoğu zaman fotokopi pazarlarına kadar düştü. Bunu engellemek için özellikle Adobe ve Microsoft tarafından özel teknikler geliştirildi ancak bir kere sahip olunan bir metnin başka birine dağıtılmasını engellemenin bir yolu 'henüz' yok. (ki bu
'başka birileri' milyonları ifade ediyor olabilir.)
Bütün bu gelişmelerin arkasında aslında çağdaş bir 'Tavşan kaç, tazı tut' oyunu
oynanıyor. Bilgisayar korsanları bilginin özgür olması felsefesiyle ücretli ya da kısıtlı tüm bilgiyi alt ediyor, güvenlik firmalarıysa yayıncıların telif ve benzeri yan haklarını korumak için sürekli yenilikler geliştiriyor.
Psikolojik savaş
Örneğin başta SDMI (Secure Digital Music İnitative) olmak üzere birçok kuruluş sayısal müziğin yasadışı kullanımını engellemek için yeni teknikler üstünde çalışıyor. Bunun yanında bir çok bağımsız gruplar da her yeni teknolojiyi alt etmek için uğraşıyor ve işin garibi her seferinde başarılı oluyor.
Güvenlik firmaları avukatları bu 'gerillalar'
ın sitelerine yağmur gibi yasal uyarılar yollayıp davalar açsalar da, korsanlar her seferinde ortak bir bahanenin ardına sığınıyor: "Bizim korsanlıkla ilgimiz yok, biz gelecekte çok daha fazla önem kazanacak bu teknolojilerin açıklarını bularak geleceğin daha güvenli altyapılara kavuşmasını sağlıyoruz".
Bu savaşın sayısal dünyada hiçbir zaman bitmeyeceğini herkes biliyor.
Uluslararası internet hukukunun da hâlâ oturtulamamış olması bu mücadeledeki en büyük engellerden birisi.