'10 Kasım tamam da, 20 Kasım ne ya...'

'10 Kasım tamam da, 20 Kasım ne ya...'
'10 Kasım tamam da, 20 Kasım ne ya...'
Bugünün Dünya Çocuk Hakları Günü olması vesilesiyle, 'Söz Küçüğün' adlı radyo programını hazırlayan ekiple buluştuk. Başörtüsünden hak mücadelesinin zorluklarına sıcak mevzulara daldık


Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü, farkında mısınız? Açık Radyo’da ‘Söz Küçüğün’ programını hazırlayıp sunan bu çocukların maksadı, her hafta bu konuyu başka bir ucundan tutmak, öncelikle büyüklerin kulağına su kaçırmak.

Önce masayı tanıyalım… Emre Doğutekin, Alibeyköy’deki Serdar Aksun İlköğretim Okulu’nda sekizinci sınıfta okuyor. Bilgi Üniversitesi çalışanı olan annesi vesilesiyle, bu programın fikirsahibi Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi’nden haberdar olmuş. Sonrasında da radyo programıyla tanışmış.

Babalarının Açık Radyo’da çalışması Gülce ve Seren Şengül’ün ‘Söz Küçüğün’le tanışmasına neden olmuş. İki kardeş Sarıyer İlköğretim Okulu’nda okuyorlar. Gülce yedinci, Seren ise sekizinci sınıfta.

Gizem Gedik ise Şehremini’deki Atatürk Çağdaş Yaşam Çok Programlı Lisesi’nde okuyor. 15 yaşında. Onun hikâyesi farklı; Kumbaracı Yokuşu Çocukları’nın gerçekleştirdiği bir fotoğraf projesi nedeniyle önce Seren ve Gülce’nin konuğu olarak programa katılmış. Sonra kendisini programın yapımcıları arasında bulmuş.

‘Hocam vuramazsınız!’
Pazartesi günleri 16.30’da yayınlanan ‘Söz Küçüğün’ü 10 kişilik bir ekip hazırlıyor. O hafta kimin ödevi azsa, kursu yoksa, o geliyor.

Bu programa başlamadan önce çocuk haklarına dair ne bildiklerini merak ediyorum önce. Gülüşmeler başlıyor. Gizem, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden haberdarmış ama bu hakları nasıl savunacağını bilmediğini söylüyor. Emre de okulda çocuk haklarından söz edilmemesinden şikayetçi zaten. Asıl böyle bir konu üzerine ders olmasını istiyorlar. En azından konferans olsun. “Hep ergenlik, hep sigara, hep uyuşturucu… Asıl haklarımızı anlatsınlar bize” diyorlar. Gizem vaziyeti güzel özetliyor: “Çocuk olarak ben çocuk haklarından haberdar değilsem bir sorun vardır”.

Çocuk haklarına dair bilgilendikçe dışarıdaki hayatın başka türlü göründüğünü söylüyorlar. Mesela artık bir boyacı çocuk gördüklerinde içlerinden ‘Vah zavallı’ yerine ‘Acaba haklarından haberdar mı’ diye geçiriyorlarmış.

Bu bilgileri kullanmaya da başlamışlar. Gülce dershanede yaşadığı bir olayı anlattı. İki arkadaşı kavga ederken, yakalayan öğretmenleri, “Sen arkadaşının canını acıttın, ben de seninkini acıtırım o zaman” dediğinde, Gülce hemen duruma el koymuş: “Hocam çocuk hakları var, bir çocuğa vuramazsınız”.

Daha çok yetişkinlere haklarını anlatmak zorunda kaldıklarından söz ediyorlar. Bir kez komşu dairede, annenin çocuğuna bağırdığını duymuş. Sorumlu bir çocuk olarak uyardığında ise “Çocuk hakları olabilir, bu evde benim yasalarım geçerli” cevabını almış. Bir yetişkinin fikrini değiştirmek daha zor tabii…

Emre en çok ihlal edilenin eğitim hakkı olduğunu düşünüyor. Kızlar hemen lafını kesip bölgelere göre değiştiğini söylüyor. Gizem “Biz Batı’da kızların okuması meselesini aştık gibi. Burada daha farklı çocuk sorunları var. Doğu’da kızların sorunu erken evlendirilmek…” diye tespiti yapıştırıyor.

Seren için en büyük ihlal ‘düşünce özgürlüğü’… Aynı fikirde olduğu için ekipten başka bir arkadaşını dediklerini hatırlatıyor: “Bir çocuk, odasının rengine bile karar veremiyor, bunu annesi yapıyorsa, burada bir ifade sorunu vardır. Yetişkin baskısının işaretidir.”

Hakları ihlal edilen çocukları gördükçe kendi hayatlarına bakışlarının değişip değişmediğini soruyorum. Mesela kendilerini daha şanslı hissediyorlar mı?

Hepsi “Tabii” diye atlıyor. “Önceden farkında değildik. Sokakta çalışan bir çocuk gördüğümüzde tabii ki üzülürdüm ama kendimi onun yerine koymayı hiç düşünmemiştim” diyor Seren.

‘Boş bu işler…’
Türkiye ’de hangi yaşta olursanız olun, hak mücadelesine girişmek başlı başına yıpratıcı bir mesaidir. Varsa böyle bir yaraları, kaşıyayım istiyorum. Olmaz mı?

Emre okulda yakın arkadaşlarına programdan söz ettiğinde “Bırak çocuk haklarını ya…” diyen arkadaşlarını anlatıyor gülerek. Gizem de radyo ve program laflarını duyunca “Sen meşhur olursun, bizi unutursun” diye başlayanların, konuyu öğrenince “Bırak, boş bu işler…” dediklerini anlatıyor. Hafif kırıldıkları belli bu muameleye. Maalesef çevrelerinde 20 Kasım’ın Dünya Çocuk Hakları Günü olduğunu bilen çocuk da az. Bizimkilere “10 Kasım tamam da, 20 Kasım ne ya…” diyorlarmış. Elbette ki mesuliyet yetişkinlerin…

İlköğretimde başörtüsünden Ogün Samast ’a…
Bulmuşum zehir gibi çocukları, birkaç sıcak meseleye nasıl baktıklarını merak ediyorum. İlköğretimde çocukların seçim haklarına, oradan da başörtüsüne girince masa mini bir Türkiye’ye dönüyor.

“Ben herkes özgür olmalı diye düşünüyorum. Çocuk kapanmak istiyorsa kendi tercihidir. Biz burada çocuk haklarını savunuyorsak, sınırları aşmayacak şekilde çocuklar haklarını kullanabilmeli” diyor Seren.

“Nereden biliyorsun gerçekten kendi isteğiyle kapandığını?” diyerek Gizem hızla dalıyor: “Bence ülkede bir kural varsa, herkes ona göre yaşamalı. Biz Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne uyulmasını nasıl istiyorsak, onlar da devletin bazı kurallarına uymalı. Onlar nasıl başörtüsüyle gelmek istiyorsa ben de kısa etekle okula gitmek istiyorum. Zorla kapatılarak bazı çocukların haklarının ihlal edildiğini düşünüyorum.”

Masada bir hararet
“Ya devlet çocuk haklarına aykırı bir kural koyduysa? Çocuk haklarını gerektiği yerde savunmazsak halktan çıkarız bence” diyor Emre.

“Ya, şimdi sen zorla kafasını mı açtıracaksın”, “Kendi isteğiyle kapananlar ne olacak?”, “Böyle yaşamak isteyen Arap ülkesine gitsin” arasında hemen konuyu değiştiriyorum. ‘Taş atan çocuklar’ tamlamasını duyan Emre “Çocukların bazen bazı kişiler tarafından beyni yıkanabiliyor. Polise cephe alabiliyorlar. Bence buna da karşı çıkmamız gerekiyor” diyor.

Gizem’in tabii ki diyecekleri var: “Çocuklar kendi görüşlerini savunabilir ama kurallara göre… Ben de Türkiye Gençlik Birliği’yle bazı eylemlere katıldım. Düzgün katıldım, sonra da kimseye zarar vermeden ayrıldım. O çocuklar da katılabilir, ama düzgün olursa…”

Emre’nin şartı, çocuğun çocuk olarak yargılanabilmesi. Buradan da Ogün Samast’ın çocuk olarak yargılanmasına geliyor konu. “Bence kanunların değişmesi gerekli” diyor Seren, “Birini öldüren bir çocukla, baklava çalan çocuk arasında fark var. Ayrıca yaştan yaşa da değişmeli. 17 yaşla 12 yaş aynı değil.” Bu konuda uzlaşı tam. ‘Sıkıcı’ konular bitince, Gülce de masaya dönüyor.