100. yılında sürgün yolunda-10: Der Zor'a yaklaştıkça acılar da artıyor

100. yılında sürgün yolunda-10: Der Zor'a yaklaştıkça acılar da artıyor
100. yılında sürgün yolunda-10: Der Zor'a yaklaştıkça acılar da artıyor
Urfa'da 'Müslümanlaştırılmış Ermeni"lerden dinliyorum hikayelerini. Bir tanesi arabada işe giderken Ermenice müzik dinliyor hergün. Ama çalıştığı kurumun ilçe sınırlarına girdiği anda müzik Türkçe'ye dönüyor. "Mecburum" diyor: "Bürokratım, Ermeni olduğumu anlarlarsa ne yaparım?" İki tane mp3 çaları var, kızının. Birinde evde dinlediği Ermenice parçalar diğerinde okula giderken dinlediği Türkçe şarkılar...

Antep'ten sonra bu yolculuğun belki de beni en çok zorlayan yerine geliyorum. Sürgün yoludakilerin Der Zor öncesi son duraklarından Urfa'dayım.

Sabahın erken saatlerinde ilk durağım için yola çıkıyorum. İMC'deki programıma da ismini veren Gamurç (köprü) köyü... Türkçe ismi Germüş, günümüzde Dağeteği olarak da geçiyor.

Urfa'dan 10 kilometre uzaktaki bu köy ipekyolu hattında önemli bir ticaret merkeziymiş zamanında. Ermeniler gittikten sonra Arapların yerleştiği köyde şu anda kilise ve eski iki ev dışında hiçbir şey yok...

Köy, TOKİ'nin yeni yaptığı binaların hemen yanında. TOKİ'nin 'mezar' evleri adeta köyün sınırlarından şehre girmek için zorluyorlar. Tek engel anıtlar kurulu tarafından da koruma alanı ilan edilen bu kilise.

Resmi Gazete’nin 23 Ekim 2001 tarihli ve 28093 sayılı nüshasında yayınlanan kararına göre bu köy kültür ve turizm bakanlığının koruması altında. Eski kayıtlarda burası şehir olarak geçiyor. XIX. yüzyıl sonlarında Gamurç Köyü’nde 400 hane Ermeni yaşamaktaydı. Köyün içinden geçen 3 dere; Dıjkhoyi cur (su), Taguhu cur ve Surp (Aziz) Gevorgi cur olarak anılmaktaydı. Köyün Surp Astvadzadzin (1881) ve Surp Tadeos kiliselerinden ikincisi manastır olarak da geçmekteydi. Köyde 115-120 öğrencili bir de okul vardı.

Köyün çevresinde daha başka manastır ve şapel kalıntıları var. Anlatılara göre köyü Arşam’ın oğlu kral Apkar kurmuştur. Ki Balıklıgöl'ün hemen arkasındaki koca kale de Ermeni Kralı Apkar tarafından yapıldığındna bu oldukça mantıklı.

 

BAKANLIK KORUMASI=AHIR

Köyde şimdi ayakta kalan tek kilise Surp Astvadzadzin. İçine girmek için çalıların arasından geçerken definecilerin kazdığı koca çukurlardan birine düşüyorum.

İçeri girdiğimde ise durulmaz bir sidik kokusu burnumu yakıyor.

Surp Astvadzadzin Kilisesi ahır olarak kullanılıyor.

 

Hemen yanımda yakıcı Urfa güneşinden korunması için bağlanmış eşekler içeride olmamdan rahatız. Sinekler de öyle...

Ben ise koca kilisenin (belki de manastır) içini resmetmek niyetindeyim...

Köylülerden birkaçı Suriye'den gelen Arap aileler. Burada şehirden uzakta saklandıklarını söylüyorlar. Eski Ermeni evleri onlar gelmeden önce çoktan kazılmış.

Surp Sarkis Manastırı

 

Kilisenin biraz ilerisindeki bir başka dini yapı ise şimdi GSİ'nin deposu olarak kullanılıyor. Şoförümüz bile “insaf” diyor. Ama onun niyeti Suriye'den gelenleri suçlamak aslında.

Soykırım rotasında Der Zor'a yaklaştıkça acılar da artıyor.

Ben ise susuyorum...

Ermeni katedrali 1996'da camiye çevrilmiş.

 

'ERMENİ OLMAK İÇİN HIRİSTİYAN OLMAK ŞART MI?'

Adıyaman'lı dostum Sadık Bakırcıoğlu'nun bana “mutlaka görüş” dediği ahpariklerimle (Erm. ağabeylerim) alıyorlar beni merkeze dönüdüğümde.

Yine bir çay sefası, ardından kahveler... Bir dükkandan diğerine sürükleniyorum.

“Bu da sizin akrabalardan” diye tanıştırdıkları insanlar, Ermeni dedelerinin, ninelerinin aktardıklarını aktarıyor bana. Katliam hikayeleri... Anılar ve yaşanmışlıklar arasında boğulmaktayım.

Ermeni mezarlığı.

 

Sizlere aktarıp da boğmak istemediğim cümlelerin tekrarlarını birinci ve ikinci nesillerden dinliyorum gün boyunca. 40 yaşından 98'e kadar isimlerini sizlere vermeyeceğim “Müslümanlaştırılmış Ermeni”lerden dinliyorum. Ama bu kez çok farklı, çok daha acı...

Biz Türkiyeli Emreniler diasporaya hep şunu derdik “Siz gittiniz biz kaldık”. Şimdi kalıp da Müslüman olanların bugün, evet bugün şimdi, şu an yaşadıklarına tanık oluyorum...

“Yurtdışından gazeteciler geliyor. 'Tekrar Hıristiyan olacak mısınız?' diye soruyorlar. Nasıl olayım. Ben bu dinle büyüdüm. Ama Ermeniyim. Siz geliyorsunuz bizle konuşup gidiyorsunuz sonra biz burada yalnız kalıyoruz” diyor.

Çok haklı...

Arabada işe giderken Ermenice müzik dinliyor hergün A.K. ama çalıştığı kurumun ilçe sınırlarına girdiği anda müzik Türkçe'ye dönüyor.

Dönmek zorunda.

“Ben bürokratım, Ermeni olduğumu anlarlarsa ne yaparım?” diyor.

Uzun bir sessizlik...

Başörtülü karısı da, kuran kursuna giden kızı ve oğlu da biliyor ve kabulleniyor bu gerçeği.

Farkındalıkla yetişiyorlar.

İki tane mp3 çaları var, kızının. Birinde evde dinlediği Ermenice parçalar diğerinde okula giderken dinlediği Türkçe şarkılar...

Yakın dostlar dışında kimliklerini bilen yok.

Kilise kalıntılarına depo yapılmış.

 

'NAMAZ KILARKEN 1915'TE ÖLENLER İÇİN DE DUA EDİYORUM' 

Adını vermeyeceğim dostumla uzun bir süreyi birlikte geçiyoruz. Her dinlediğim hikaye bana da sorumluluk yüklüyor. Kaçmak istiyorum ama kaçamıyorum da. Bu kadar soykırım anısını bu  denli canlı tanıklarından dinlemek çok yoruyor beni.

Urfa'nın en tanınmış camilerinden biri Fırfırlı Camii'yi gezerken. Eski adıyla Fırfırlı Kilise olan bu mekanın yakınındaki mezbahanın ve Dabakhane'nin 1915'te insanların cesetlerini attıkları yer olduğunu anlatıyorlar bana.

'Akrabalar'la gezdiğim Urfa'daki tarihi rotayı ertesi gün tek başıma bir kez daha geziyorum. Esnafla konuşabilmek için. Tek başıma Dabakhane'deki büyük çeşmeye geldiğimde “buradan aylarca kan aktı diyor” çevredekilerden biri, orada olmamdan pek memnuniyetsiz bir tavırla.

Fırfırlı Kilise.

 

Yeni tanıştığım Müslüman Ermeni dostumun anlattıkları gözümde kiliseyi geziyorum: “Her ay bir kez çalıştığım kurumdakilerle cuma namazına gidiyorum. Her namaz kıldığımda, bizim kurtulmamıza vesile olanlara dua ediyorum. Bir yandan da katledilen atalarıma”

Fırfırlı Kilise'den, bir an öne çıkma gayretimi etrafımdakiler anlamıyor. Ama A.K. Anlıyor: “Hadi gidelim”...

Eski Saint John Kilisesi, Selahaddin Eyyub Camii olmuş.

 

PAPOR SOKAK-TAPOR SOKAK 

Her sokakta her köşede bir Ermeni izi. Ermeni kralı Apkar'ın diktiği kalenin gölgesindeki Urfa'nın meşhur Balıklıgöl'ü ve karşısında bundan 50 yıl kadar öncesine kadar Ermeni kilisesi olan mahallenin sokak aralarındayım.

Aziz John Kilisesi şimdi Selahattin Eyyübi Camii, Meryem Ama Kilisesi şimdi Halil'ür Rahman Camii... Süryani Kilisesi ise bir kültür merkezi olmuş. Türk Sanat Müziği provasına denk geliyoruz. İlk şarkıyı dinlememize izin veriyorlar. Makamlar da ayinler kadar güzel...

Balıklıgöl'ün hemen karşısındaki Meryem Ana Kilisesi'nin bulunduğu yokuş eskiden Ermeni mezarlığıymış. Sonra cadde geçirmek için mezarlık yok edilmiş, kilise ise bir süre buharlı elektrik üretim makinelerine evsahipliği yapmış. Bu da binanın içeriden ve dışarıdan nemle tahrip olmasına sebep olmuş. Sonrasında ise retore edilen bina şimdi camii olarak hizmet  veriyor. Mahalle sakinleri mezarlığın bulunduğu alana “papor” dediklerini anlatıyorlar. Papaz evleri caddenin diğer yanında. Ermenilerde din görevlileri ayinden sonra bir konvoy halinde halkla papaz evinin olduğu alana uğurlanır. Buna da 'tapor' denir. Ses benzerliği mi bilinmez ama 'papor' sokak hala var.

Surp Toros Kilisesi kalıntıları.

 

Kiliseden yukarıda bir diğer kiliseye doğru yürüyoruz. Ermeni mahallesindeki eski evler restore edilerek butik oteller olarak hizmet veriyorlar. Bunlardan biri de Rastgeldi ailesine ait olan Elçi Konağı. İşletmeciler gezmemize izin veriyorlar. Daha sonra uzun bir çay sohbeti yapacağımıza dair söz verip ayrılıyorum zamanım olmadığından. Acaba “Ermenice kaynaklarda Urfa'daki meşhur Rastgeldiyan ailesinden bahsetsem ki kendilerine” diye bir an içimden geçiriyorum ama yanımdaki 'akraba' bana şimdi “boşver” der gibi bakıyor.

URFA KENT MÜZESİ'NDE ERMENİLER

Son durağımız kent müzesi. Urfa'nın yeni yapılan bu müzesinde kentte de olduğu gibi Ermeni varlıkları gizlenmiyor. Kiliseler ve Kral Apkar'ın Ermeni olmasının müzede tek bir kelimeyle bile geçmemesi 'Ani' harabelerine 'ANI' diyen bir memlekette pek garip kaçmıyor.  Şehirn mimarisine ve sosyal hayatına Ermenilerin katkısı müzede de vurgulanıyor. Ayırca urfa'da yayınlanan gazetelerin Ermenice ekler verdiği de vurgulanıyor. Müze şehrin Bey Kapısı'nda Mahmudoğlu kulesinde kurulu. Kulenin tepesinde ise Ermenice bir yazıt var.

Bu şehirde Ermeni yapıları kendilerini gizlemek zorunda değiller.

Camilerin kapısında eski kiliseler oldukları gayet net bir şekilde yazılmış.

Ama insanları halen etnik kimliklerini gizlemek zorunda...

100. yılında sürgün yolunda: Armaş'ın ruhu

100. yılında sürgün yolunda-2: Geyveli Ermeniler'e ne oldu?

100. Yılında Sürgün Yolunda-3: Çeşmeler akıyordu, ama içecek kimse yoktu Bilecik'te

100. yılında sürgün yolunda-4: Afyon'un tehcir rotası demir ağlar

100. yılında sürgün yolunda: Eskişehir'in soykırımla imtihanı

100. yılında sürgün yolunda-6: Kayseri'nin Çerkez Ermenileri

100. yılında sürgün yolunda-7: Konya'da tehcire karşı Mevlevi tavrı

100. yılında sürgün yolunda-8: Adana'nın 'gizli' Ermenileri

100. yılında sürgün yolunda-9: Ayntab'ın umut veren insanları