100. yılında sürgün yolunda: Armaş'ın ruhu

100. yılında sürgün yolunda: Armaş'ın ruhu
100. yılında sürgün yolunda: Armaş'ın ruhu

Ermenilerden kalma matbaa ahır olarak kullanılmış.

100 yıl önce Ermenilerin bu topraklardan nasıl sürüldüğünü, katledildiğini anlatacağım sizlere. Tehcirin lanetli yoluna İzmit'ten başladım. Ermeni yapılarının hala ayakta kaldığı nadir yerlerden biri Armaş (Akmeşe). Ama artık Ermenilerden miras kalan manastırın yerinde şu anda cami var. Matbaa, ahırdan bozma bir baraka ve yanındaki küçük papaz evi de toprak kayması ile dolan lağım sularının birikme yeri olmuş...

BAŞLARKEN...

Bazıları masa başında, bazıları tarih sayfaları arasında bazıları da anlatılar içerisinde arar hikayelerini. Tarih dediğimiz bazıları için yaşanmışlık ve anılardan ibaretken, bazıları için ise (Cumhurbaşkanı gibi) belge sayıları ile ölçülebilecek derecede maddidir.

Bu yazı dizisinde, Ermenilerin 100 yıl önce bu topraklardan nasıl sürüldüğünü, katledildiğini ve soykırıma uğradığını, geride kalanların diliyle anlatacağım.

Boş evler, taş duvarlar, çarkı dönmeyen değirmenler, suyu 100 yıldır boşa akan çeşmeler bizlere Ermenilerin bu topraklarda nasıl yaşadıklarını anlatacak.

Bizim her yıl nisan aylarında sürekli ekranlarda ve medyada gördüğümüz ulusal ve Uluslararası tarihçilerimizin çalışmalarına tüm saygımızla, mikro tarih çalışmaları yapan yerel tarihçiler anlatacak bizlere Ermenileri.

 İstanbul'dan Antep'e, sonrasında Muş'tan Urfa'ya uzanan iki farklı rotada yapacağım gezilerde elimden geldiğince bugüne kadar üzerine yazılmamış köyler, halklar ve kültürel miraslar üzerine yazacağım. Yazılarım bu toprakların 1915'te yaşadığı koca yıkımın arta kalanların üzerine yarattığı psikolojisinin bir yansıması olacak. Bir yandan da 100 yıl sonra sürgün yoluna giden Ermeni bir gazetecinin gezi defterine aldığı notlar...

İZMİT-ADAPAZARI

Ermeni soykırımı yazılırken Osmanlı'nın batısında yaşayan Ermeni halkının tavrı ve durumu her zaman bir muamma olmuştur. Özellikle de batılı devletlerin temsilciliklerinin çok olduğu için batı bölgelerinden tehcir edilenlerin sayıları ve kıyıma doğrudan uğrama vakaları çok az yansımıştır tarih sayfalarına. Ancak olmamış değildir. 200'ü şakın Ermeni entellektüelin İstanbul'dan tutuklanıp tehcir edilmesi. 15 Haziran'da 20 Ermeni Sosyalist'in Beyazıt'da idam edilmesi aslında doğuda Abdülhamit döneminden bu yana yaşanan katliamların sadece bir ayinesidir. Bu yüzden “100. yılında sürgün yolunda” projesi rotasına İstanbul'un birazcık dışından İzmit'den başlamak istedim.

Özellikle benim ailemin bir bölümünün de Geyve ve Bursa kökenli olmasının bunda etkisi çok. Ancak Marmara Bölgesi'nde yaşanan katliamların da diğerleri kadar bilinmesi ve Ermenilerden geriye kalanların görünür kılınması bugüne kadar çalışılmamış alanlardan biri...

Özellikle benim ailemin bir bölümünün de Geyve ve Bursa kökenli olmasının bunda etkisi çok. Ancak Marmara Bölgesi'nde yaşanan katliamların da diğerleri kadar bilinmesi ve Ermenilerden geriye kalanların görünür kılınması bugüne kadar çalışılmamış alanlardan biri...

Ben de bir Ermeni olarak, uzun süre soykırımın evde konuşulmadığı bir ortamda büyüdüm. Anneanne ve dedeler ise benim gençliğime yetişecek kadar yaşamadılar. Dolayısı ile aile hikayemizi öğrenmeye geç başladım. Öğrendiğimde de yine Radikal'de yazmıştım.

 (http://www.radikal.com.tr/yorum/akabinin_hikayesi-1117771)

Şimdi ise yeni bir rotadan farklı hikayeler keşfetmek için yoldayız.

İstikamet İzmit – Adapazarı... Şu anki il sınırlarından çok farklı bir şekilde konumlanan 100 yıl önceki sınırlara göre bu iki kent coğrafi olarak birbirine çok benziyor. Karadeniz'e çıkan ovalar hem yeşil, hem de meyve yetiştirilebilirlik açısından verimli toprakları dönemin ticaretle uğraşanlarının dikkatini çekmiş.

ADAPAZARI'NIN GİZLİ KALMIŞ ERMENİ MİMARLARI

Yerel bir gazete olan Doğru Hamle gazetesi şu verileri paylaşıyor:

“Başta Adapazarı olmak üzere çevre coğrafyasında bulunan en meşhur binaları Bedros Muradyan ve Hovhannes Cırgayan’ın Konstantinopolis’teki müstakil evlere benzeyen yüksekçe ve pek güzel evleriydi. Şehrin en göze çarpan devlet ve özel mülkiyete ait tüm binalarıyla kiliseleri ve kare şeklinde döşeme taşlı yolları Ermeni mimar Varteres Efendi tarafından inşa edilmişti. Karasu’nun o günkü adı ile “Aram Köyü”nde yani Kızılcık’ta yapılan kilise ile “Keğam Köyü”nde yani Yassıgeçit’te de bulunan kilise aynı mimarın eserleri arasında sayılmaktadır. Yine aynı şekilde “Hoviv” adı ile bilinen Çobanyatağı ve “Çukurköy”de de yapılan Ermeni Kiliseleri ahşaptı ve Ermeni mimarisinin önemli binaları arasında yer alıyordu.”

ÇARKI DÖNMEYEN DEĞİRMENLER, LAĞIM KOKAN MATBAA!

Bu köylerdeki yapılar yukarıda da belirtildiği gibi ahşap olduğundan ne yazık ki ayakta kalan bir yapı kalmamış. Ancak yeni gelişmekte olan Akmeşe eski adı ile Armaş bu konuda ünü gereği en çok yapının ayakta kaldığı yer.

Armaş'a son ziyaretimizden bu yana 5 yıl geçmiş.

Manastır'ın yerinde şu anda cami, manastır şimdi ilkokul, matbaa ahırdan bozma bir baraka ve yanındaki küçük papaz evi de toprak kayması ile dolan lağım sularının birikme yeri olmuş... Ermeni ailelerin 100 yıl önce işlettiği özel su değirmenlerinin ikisi, şimdiki sahipleri tarafından onarılmış düşük bir kapasiteyle de olsa çalıştırılıyor.   

Manastır matbaasının içi harabe durumda...

 

Köy meydanındaki manastırdan kalma çeşmenin restorasyonu kötü de olsa yapılmış. Ancak anlatılanlara göre çeşmenin üzerindeki Ermenice yazının yerine asılması konusunda bürokratik bir direnç var.

Adının Işık Çeşmesi olduğu söylenen 1862 tarihli yapının kitabesinde şu yazıyor: “Bu çeşmeden akan sudan herkes için ve ışığı ile aydınlansın diye”.

Armaş, Ermeniler için önemli bir merkez. Ermenistan'daki bazı kaynaklara göre İran'ın Armaş bölgesinden buraya göç eden Ermenilerin yine aynı isimli kurdukları bir köy. Buradaki manastır uzun yılar Ermeni patrikleri ve din adamları yetiştirmesi ile ünlü olduğu kadar, matbaasında basılıp Anadolu'nun dört bir yanına dağılan Ermenice ders kitapları, tarih kitapları ile de ünlü.

ARMAŞ'IN RUHU TIBREVANK'TA YAŞIYOR

Bugün İstanbul'daki Surp Haç Tıbrevank Okulu'nun kurucusu Episkopos Karekin Khachaturyan (Trabzonlu) da Armaş Manastırı'ndan yetişen önemli isimler arasındadır.

Geçtiğimiz haftalarda yitirdiğimiz gezgin yazar Sarkis Seropyan, Tıbrevank Okulu'nun Armaş'taki manastırın kapanmasının ardından Karekin Khachaturyan'ın bu ruhu canlı tutmak için İstanbul'da bir arayışa girdiği ve bu sebeple de Surp Haç Tıbrevank Okulu'nun temellerini attığı söylüyor.

KÖY KAHVESİNDE SEÇİM NOTLARI

Eski yerleşim yerlerini gezerken en doğru bilgi berber ve kahvelerden alınır. Bizim de yolumuz köy meydanında eski manastır şimdiki caminin hemen önündeki kahveye düşüyor. İlk çayların ardından muhabbet derinleşiyor. Ön masadan biri “Bu seçimlerde HDP'ye iki kişi çıkarırız Kocaeli görürsünüz” deyince atlıyorum sohbete:

“Niye?” diye.

“Tepki oyu” diyorlar.

Akmeşe bundan birkaç yıl öncesine kadar belediyeydi. Büyükşehir kanunu gereğinde merkeze bağlandığından belediye hizmetleri artık eskisi kadar iyi çalışmıyor. 750 hanelik Armaş, şu anda Atatürk ve Cumhuriyet adıyla iki mahalle olarak yönetiliyor.

“Bizimkiler 1923'lerde Selanik'ten gelmişler. Dedelerimizin nüfuslarında doğum yeri Drama yazardı. Biz oralardan göç etmişiz.” diyor iki dönem belediye meclis üyeliği yapmış olan Sabahattin Aktop.

.

Yerel tarihçi Yakup Özkan...

 

NALBURLARDA YETİŞİR YEREL TARİHÇİLER...

2012'de Armaş tarihi ile ilgili detaylı bir çalışma yapan ve “Bithynia Tümlüğü İçinde Akmeşe – Armaş” adıyla kitabı yayınlanan yerel bir tarihçi ile kesişiyor yollarımız. Yakup Özkan...

Armaş'ın nalburu. Dükkanının dışı bir nalbur, küçük ofisi ise Armaş tarihi ile dolu. Duvarlar fotoğraflar ve Armaş tarihinden araştırılması gerekilen bilglerin not alındığı küçük kağıtlarla dolu. Benden de aldıklarını ekliyor onların yanına ve kendi elindekileri paylaşıyor bir kitabını da hediye ederek.

Manastırın bir kısmına cami inşa edilmiş...

 

Özkan'ın yaşadığı yerin tarihine merakı çocuk yaşta başlamış. Kitabının sonundaki bir fotoğrafı göstererek anlatıyor: “Diğer yazarımız Yakup Aygil 12 Şubat 1974'te buraya gelmişti. Köy kahvesinin önünde bizlere tarihsel anı defterinden bilgiler aktarırken ilk sırada kitaba bakıyorum. Bak buradayım işte. 11 yaşındayım daha. Demek ki içimde varmış.”

Özkan gibi yerel tarihçiler sayesinde Ermenilerin varlığı bu topraklarda asla yok olmayacak. Onların samimi ilgisi sayesinde en azından taşlar konuşmaya devam edecekler...

Kendisiyle yaptığımız uzun söyleşiyi bir başka yazıya bırakıp yolumuza devam ediyoruz.

Bir sonraki durak Sakarya – Pamukova - Geyve

NOT: Bu proje Gülbenkian Vakfı tarafından desteklenmektedir