14 adımda operasyona giden yol...

14 adımda operasyona giden yol...
14 adımda operasyona giden yol...
Yıllarca iyi geçinen hükümet ve Gülen hareketi son 3 yıl içinde kanlı bıçaklı hale geldi. Bu sabah yapılan operasyonla yeni bir döneme giren kavganın ardında şike davasından MİT krizine, dershanelerden 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarına kadar birçok olay yatıyor.

RADİKAL – AK Parti’nin iktidara gelmesinin ardından hükümet ve Gülen hareketi uzun zaman birlikte hareket etti. 2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi 17 Mayıs 2006 tarihindeki Danıştay saldırısından sonra yapılan Cumhuriyet Mitingleri iktidar Gülen hareketi ittifakını güçlendirdi. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’yla sonuçlanacak süreçte 27 Temmuz 2007’de genel seçim yapıldı. Seçimlerden AK Parti zaferle çıktı.

Bu dönemin ardından 5yıl boyunca ‘Ergenekon, Balyoz, Oda Tv, KCK, Şike’ gibi Türkiye’yi sarsan operasyonlar yapıldı. Bu operasyonların ardında Gülen hareketine sempati duyan polis ve yargı mensuplarının bulunduğunu iddia ediliyordu. Operasyonlar sürerken iktidarın desteklediği Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısını değiştiren Anayasa Referandumu 12 Eylül 2010'da kabul edildi. Dönemin Başbakanı Erdoğan, referandum sonrası yaptığı konuşmada ‘okyanus ötesi’ne teşekkür etti.


1. İLK KAVGA ŞİKE YASASI

Ancak bu tarihten sonra ilişkiler yavaş yavaş bozuldu. Erdoğan’la Gülen hareketi kamuoyu önünde ilk kez şike davasında çatıştı. TBMM'de grubu olan dört parti şike davasında cezaların çok yüksek olduğunu belirterek TBMM’de görüşülmesi için bir teklif verdi. Cemaate yakın isimler ve medya bu teklife şiddetle karşı çıktı. Recep Tayyip Erdoğan ’ın hasta olduğu dönemde teklif oylanarak kabul edildi. Cemaat bu kez dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e veto çağrısında bulundu. Gül, Cumhurbaşkanlığı döneminde hemen hemen hiç başvurmadığı bir yola gitti. Kişilere yönelik özel bir düzenleme getirdiğini belirterek yasayı veto etti. Bu gelişmeler yaşanırken Erdoğan hastaydı. Nekahat döneminde olan Erdoğan, devreye girerek yasanın aynen onaylanmasını istedi. 15 Aralık 2011’de yapılan 6222 sayılı kanunda şike ve teşvik primi cezası 5-12 yıldan 1-3 yıla indirildi, suç tekrarında bile bir kez işlenmiş olarak kabul edilmesi hükmü getirildi.


2. MİT KRİZİ

Şike konusunda yaşananlar Erdoğan ile Gülen hareketi arasında gerilim yarattı. Gülen hareketinin MİT konusunda rahatsız olduğu biliniyordu. KCK operasyonlarının ardından MİT krizi patladı. 7 Şubat 2012 günü, İstanbul’da özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya, KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski müsteşar Emre Taner, eski müsteşar yardımcısı Afet Güneş ve iki MİT görevlisini ifade vermeye çağırdı. Savcının MİT yetkililerine esas olarak Oslo’da PKK ile süren görüşmeleri soracağının anlaşılmasıyla olay hemen siyasi bir havaya büründü. Ardından hükümet duruma el attı; savcı Sarıkaya soruşturmadan alındı. Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesinde değişiklik yapılarak MİT mensuplarının veya özel bir görevi ifa etmek üzere Başbakan tarafından görevlendirilen kişilerin, görevin niteliğinden doğan ve görevi ifa sırasında işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle haklarında soruşturma yapılması Başbakan’ın iznine bağlandı.

Erdoğan, değişik vesilelerle konuyu hep gündemde tuttu, ifadeye çağırmanın kendisinin nekahat dönemine denk gelmesinin altını çizdi ve “Alacaksanız beni alın” diye meydan okudu.


3. DERSHANE KRİZİ

MİT krizinin ardından kılıçlar çekildi. Hükümetin dershanelerle ilgili yeni bir kanun tasarısı hazırladığı haberleri üzerine Gülen cemaatinin çizgisindeki Zaman gazetesinde AKP hükümetinin girişimine karşı sert bir kampanya başladı. Erdoğan, 24 Kasım 2013’te dershane tartışması sürerken ‘Bizden ne istediler de vermedik’ ifadesini kullandı.


4. HAKAN ŞÜKÜR İSTİFA ETTİ

Gerilimin zirveye yaklaştığı 15 Aralık 2013'te eski futbolcu ve AKP milletvekili Hakan Şükür partisinden istifa ettiğini açıkladı. İki gün sonra Türkiye'yi sarsan 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu başlatıldı.


5. 17 ARALIK OPERASYONU

17 Aralık'ta 2013'te aralarında işadamı Rıza Sarraf, Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, iş adamı Ali Ağaoğlu ve 3 bakanın oğlunun (İçişleri Bakanı Muammer Güler'in oğlu Barış Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın oğlu Kaan Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın oğlu Abdullah Bayraktar) da aralarında bulunduğu 80'den fazla kişi gözaltına alındı. Bunların 24'ü tutuklandı. Polis operasyonu sırasında Halk Bankası Genel Müdürü'nün evinde ayakkabı kutuları içine saklanmış 4.5 milyon doların çıkması ve Muammer Güler'in oğlu Barış Güler'in yatak odasından para sayma makinelerinin çıktığı haberleri basında yer aldı.

Dönemin Başbakanı Erdoğan, operasyonu "kirli operasyon" olarak niteledi. Aynı gün İstanbul Emniyet Müdürlüğünden 5 şube müdürü görevden alındı, aynı zamanda soruşturmayı yürüten savcılar Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç'in yanına 2 yeni savcı, Ekrem Aydıner ve Mustafa Erol atandı. Bir ay sonra soruşturmayı başlatan savcılar Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç görevden alındı. Davaya atanan Mustafa Erol, kendi isteğiyle davadan çekildi. Soruşturma sonradan atanan savcı Ekrem Aydıner tarafından devam ettirildi.

17 Aralık'ta gerçekleştirilen operasyon, Erdoğan tarafından "Türkiye içi ve dışındaki karanlık çevrelerin oyunları" olarak nitelendi.

Hükümet, 17 Aralık'ta yapılan operasyondan bakanların haberi olmadığını görünce, 20 Aralık'ta "Adli Kolluk Yönetmeliği"nde değişiklik yaparak, soruşturmaları başsavcılığa ve en üst dereceli kolluk amirine bildirme zorunluluğu getirdi.


6. GÜLEN: EVLERİNİ ATEŞ SARSIN

21 Aralık'ta Fethullah Gülen'den beddualarla dolu bir cevap geldi. Gülen "Dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlarsa… bize de nisbet ediyorlar, dolayısıyla ben bizi de onların içinde görerek diyorum.. Dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlarsa, yaptıkları şey Kur’an’ın temel disiplinlerine aykırıysa, Sünnet-i Sahiha’ya aykırıysa, İslam’ın hukukuna aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, günümüz demokratik telakkilere aykırıysa.. Allah bizi de onları da yerlerin dibine batırsın, evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın" dedi.


7. ERDOĞAN’IN SÖYLEMİ SERTLEŞTİ

Bu açıklamanın ardından Erdoğan’ın sözleri sertleşti. Erdoğan, "dindar kisvesi altındaki taşeron örgütler" "kökü dışarda ama içerde ihanet çeteleri" gibi nitelendirmeler kullanmaya başladı.


8. 25 ARALIK OPERASYONU

25 Aralık’ta Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bu değişikliğin anayasaya aykırı olduğunu açıkladı. HSYK'nın açıklaması ile aynı gün, İstanbul Cumhuriyet başsavcısı Muammer Akkaş karapara aklama ve yolsuzluklarla ilgili ikinci bir operasyon için düğmeye bastı. 30 şüpheli için gözaltı kararı yazdı, ancak Emniyet Müdürlüğü savcının talimatını uygulamadı. Bunun üzerine görevini yapmasının engellendiği şeklinde bir basın açıklaması yaptı. Hükümet kanadı ise savcı Muammer Akkaş'ın ikinci dalgayı gerçekleştirmek isterken hukuk dışı işlemler yaptığı sebebiyle dosyanın İstanbul Başsavcısı Turan Çolakkadı tarafından elinden alındığını ileri sürdü. Muammer Akkaş'ın elinden alınan dosya beş başka savcıya verildi.


9. KABİNEDEN İSTİFALAR

17 Aralık operasyonunda adı geçen 3 bakan 25 Aralık'ta kabineden istifa ettiler ve yeni kabine kamuoyuna duyuruldu. Soruşturma kapsamında adı geçen ancak istifa etmeyen Egemen Bağış'a ise yeni kabinede görev verilmedi. İstifa eden bakanlardan Erdoğan Bayraktar "Tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum. Soruşturma dosyasında var olan imar planlarının büyük bölümü Başbakan’ın talimatıyla yapıldı. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için Başbakan’ın istifa etmesi gerektiğine inanıyorum" dedi. Ancak Bayraktar, ilerki günlerde bu sözlerinden dolayı özür diledi.

Aynı gün, AKP milletvekili İdris Naim Şahin emniyet ve yargı personeline yapılan uygulamalar nedeniyle partisinden istifa ettiğini açıkladı.

Dönemin Başbakanı Erdoğan, bir sonraki gün yaptığı konuşmada Muammer Akkaş için "adliyenin önünde bildiri dağıtan savcı adliyenin yüz karasıdır" derken, HSYK'nın "Adli Kolluk Yönetmeliği" konusunda açıklama yapmasına dair "HSYK suç işledi. Yetkim olsa HSYK'yı ben yargılarım. Kim yargılayacak peki, millet yargılayacak" dedi.

Hemen ertesi gün Danıştay, "Adli Kolluk Yönetmeliği"nin yürütmesini oy çokluğu ile durdurdu. Erdoğan, bu gelişme üzerine de "gereği yapılır, yapıldığı zaman görürsünüz" dedi.

Erdoğan 29 Aralık'ta 2010 yılında HSYK'nın yapısını değiştiren referandum sırasında hata yaptıklarını söyledi[ ve AKP tarafından HSYK'yı Adalet Bakanlığının denetlemesini gündeme getiren yeni bir yasa teklifi sunuldu. Meclise gelen yasa teklifi birkaç yumruklu kavgaya neden olduktan sonra 14 Şubat 2014'te TBMM'den geçti.

27 Aralık'ta Ertuğrul Günay, Haluk Özdalga ve Erdal Kalkan da AKP'den istifa etti.

Bakan Ali Babacan 31 Aralık 2013’te 17 Aralık'ta bir mini darbe girişimi yapılmış olduğunu ileri sürdü.


10. HATAY’DA TIR DURDURULDU

1 Ocak 2014'te Hatay'da, silah yüklü oldukları iddiasıyla durdurulan ve arama yapılmaya çalışılan TIR bir başka krize neden oldu. Hatay'da durdurulan TIR'ın aranmasına MİT görevlileri izin vermedi ve arama yapan savcının görev yeri değiştirildi.

Başbakan Erdoğan, 3 Ocak 2014'te gazetecilerle Dolmabahçe'de bir bölümü basına kapalı bir toplantı yaptı. Bu toplantıda kendisine cemaatin üst düzey biriminden ıslak imzalı, uzlaşı içeren bir mektup geldiğini söyledi. Sonraki günlerde Fethullah Gülen'in 22 Aralık 2013'te Cumhurbaşkanına bir mektup yazmış olduğu ve bunu Erdoğan'ın da okumasını istediği kamuoyunda duyuldu. Fehmi Koru mektubu kendisinin ilettiğini açıkladı. Birçok köşe yazarı tarafından mektup, bir barış çağrısı olarak nitelendi.

4 Ocak'ta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, "devlet içinde ayrı bir devlet olamaz. Hele yargı içinde varsa, asla tahammül edilemez" dedi.

7 Ocak 2014'te İzmir Liman İşletmesi Müdürlüğü başta olmak üzere birçok adrese yeni bir operasyon yapıldı. 15 Ocak'ta İstanbul'da yolsuzluk ve rüşvet operasyonları yapıldı. Bu operasyonlar hükümet ve AKP'ye yakın medya organları tarafından şüphe ile karşılandı.


11. İKİNCİ TIR KRİZİ

19 Ocak 2014'te Adana'da TIR krizi yaşandı. Adana'da durdurulan TIR'ların ise MİT'e ait olduğu Adana Valiliği tarafından açıklandı. Dönemin hükümet sözcüsü Hüseyin Çelik TIR'lardaki malzemenin devlet sırrı olduğunu, savcının haddini bilmediğini söyledi. Erdoğan da, kendi izni olmadan MİT'e ait TIR'ların aranamayacağını, bunun "paralel yapılanmanın diğer bir versiyonu" ve "kısa bir zaman önce atılan adımın devamı" olduğunu söyledi. Daha sonraki haftalarda ise üslubunu daha da sertleştirerek TIR'ları arama girişiminin "vatana ihanet" olduğunu, şu sözlerle ifade etti: O paralel savcı operasyon yapıyor. MİT mensuplarına silah doğrultuyorlar. Yere yatırıyor, tekmeliyorlar. Kimin talimatıyla oluyor bu? Emniyetin, jandarmanın, yargının içine sızan paralellerin talimatıyla oluyor. İşte bunlar, yurtdışındaki odaklardan talimat alarak, kendi ülkelerinin istihbarat teşkilatına silah doğrultacak kadar vatana ihanet içindeler. Ey paralel yapının savcısı, iznim olmadan MİT'e müdahale edemezsin. Bu ne cesarettir. Bu millet, bunu affetmez. Bu ihanetin, bu ajanlık faaliyetinin, hesabını hepsinden hesabını soracağız. Kim adına yapıyorlar, ortaya çıkacak. Talimat veren elebaşılarından da soracağız. Ama biz sabırlıyız.”

20 Ocak'ta Amasya'da, 21 Ocak'ta yine İstanbul'da yolsuzluk ve rüşvet operasyonları yapıldı.

Arka arkaya yapılan operasyon ve operasyon girişimleri sürerken, Emniyet Müdürlüğü bünyesindeki çok sayıda polis başka görevlere verildi. 17 Aralık'tan sonraki 35 gün içinde 5000 polisin yeri değiştirildi.


12. ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER KALDIRILIYOR

Yargıda yapılan bir diğer önemli değişiklik Yeni Demokratikleşme Paketi çerçevesinde Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılması oldu. Bir torba yasa içinde 21 Şubat 2014’te TBMM’den geçen değişiklik aynı zamanda azami tutukluluk sürelerini 5 yılla sınırlayarak Ergenekon ve Balyoz gibi davalardan uzun süreden beri cezaevinde yatanların dışarı çıkabilmesini sağladı.


13. SES KAYDI KRİZİ

25 Şubat günü akşam saatlerinde sosyal medyada yayınlanan bir ses kaydı Türkiye'nin gündemine yerleşti. "Başçalan" isimli bir kullanıcı tarafından Youtube'a yüklenen ses kaydı,[ ertesi gün Kemal Kılıçdaroğlu tarafından da TBMM'de dinlettirildi. 17 Aralık'ta kaydedildiği ileri sürülen ses kaydında Erdoğan, oğlu Bilal'i arayarak evlerinde bazı bakanların oğullarının evlerine operasyon yapılmakta olduğunu ve evlerine sakladıkları paraları bulundukları yerden taşıyarak hemen sıfırlamalarını istiyordu. Erdoğan, bu tapenin "alçakça, hayasızca, edepsizce bir montaj" olduğunu, "bu dinlemelerin arkasındaki paralel yapının elebaşı" olduğunu ve "ses kayıtlarının montaj olduğunun kanıtlarını göstereceklerini ayrıca hukuki süreci başlatacaklarını ifade etti.

Erdoğan 6 Mart’ta cemaatin yargıyı ele geçirmiş olduğunu şu biçimde ifade etti: "2010 referandumu, onların dikkat ederseniz onların çok çırpındığı bir referandum oldu. Sizlerden de bir adım önde gittiler. Meğerse bu iyi niyetli değilmiş. Şimdi onları düşünüyorum. Niye iyi niyetli değilmiş. Çünkü o referandumda bunların tek hedefleri vardı. İdari ve adli yargıyı ele geçirmek. Ve bunu başardılar. Az veya çok başardılar."


14. SEÇİMLERDEN SONRA İLK MESAJ: PARALEL YAPI

30 Mart 2014'te yapılan yerel seçimlerde, Adalet ve Kalkınma Partisi yüzde 44'lük bir oy oranı ile zafer elde etti. Seçim başarısının ardından bir balkon konuşması yapan Erdoğan "paralel yapı" ile mücadele edeceklerini "Devletin içinde devlet olmaz. Hangi kurumumuzun içine girmişlerse girmişler. Bizler de iyi niyetimizin kurbanı olduk. Ama artık bunları ayıklama zamanı gelmiştir hukuk içinde" sözleriyle tekrarladı.

7 Nisan 2014'te partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ise daha sert ifadeler kullandı: "Halkımız bize paralel yapıyla mücadele talimatını verdi. Vatana ihaneti artık tescillenen bu yapının tasfiyesi için millet bize yetki verdi. Yapılan ihaneti unutmayacağız. Yapılan ihaneti asla unutmayacağız. Paralel yapının MİT TIR'larına yaptığı saldırıyı, devletin en gizli görüşmelerini kaydedip yayınlamasını, arkadaşlarıma yaptığı ahlaksızlığı asla sineye çekmeyeceğiz. Bu noktada hukuk ve demokrasiden taviz vermeyeceğimizi vurgulamak istiyorum. Sorumluların hepsi yargı önünde hesap verecekler. Fakat, altını çiziyorum kendi paralel yargıları önünde değil milletin yargısı önünde hesap verecekler."

Erdoğan bu sözleri hemen hemen her konuşmasında tekrarladı. Sonunda 14 Aralık 2014 sabahı Gülen hareketine yönelik operasyon başlatıldı. Aralarında polisler, gazeteciler, dizi yapımcılarının da bulunduğu onlarca kişi gözaltına alındı.


'Makul şüphe yasası' uygulamada

Ahmet Şık: Cemaat'in bugün yaşadığının adı da faşizm

Ezgi Başaran yazdı. "'Radikal'e gelen polisler'den 'Zaman'ı basan polisler'e"

'14 Aralık operasyonu' dünya basınında

AA: Operasyonun nedeni 'Tahşiyeciler'

"Vay vay, vay Ekrem Dumanlı'nın işlediği suça bakın..."