2008'e kadar Kıbrıs'ta barış olmaz

Prof. Ayhan Aktar: 2008'de Papadopulos yine cumhurbaşkanı seçilirse çözüm sağlanamaz.

NEŞE DÜZEL
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Ayhan Aktar
Türkiye Kıbrıs sorunuyla sürekli karşı karşıya geliyor. Bu bir milyon nüfuslu ada, Türkiye'nin AB'yle ilişkilerindeki en sancılı konulardan birini oluşturuyor. Kıbrıs'ta iki taraf da yıllarca tartışmasız bir biçimde kendisinin haklı olduğunu düşündü. Bu kendi haklılığına inanç ve karşı tarafın duygu ve düşünceleri hakkındaki meraksızlık, her iki tarafın da kendi pozisyonlarına kilitli kalmalarına ve çözümü imkânsızlaştırmalarına yol açtı. Bugün Kıbrıslı Türkler barıştan ve çözümden yana bir tutum içindeyken, Kıbrıslı Rumlar eski anlayışlarını inatla sürdürüyor. Kıbrıslı Rumların barış karşıtlığının nedenlerini, niye böyle bir tutum seçtiklerini, Türkler hakkında ne düşündüklerini, Türkiye'nin AB üyeliğini niye engellemeye çalıştıklarını Kıbrıs konusunda araştırmalar yapan ve son birkaç ayını adada geçiren sosyoloji profesörü Ayhan Aktar'la konuştuk. Aktar'ın en son 'Türk Milliyetçiliği, Gayrimüslimler ve Ekonomik Dönüşüm' kitabı yayımlandı.


Avrupa Birliği'yle müzakereler başlarken gene karşımıza Kıbrıs çıktı. Bu Kıbrıs meselesi hiç bitmiyor zaten. Siz Kıbrıs üzerine çalışmalar yapıyorsunuz. Kıbrıslı Rumlar bu 'Kıbrıs meselesine' nasıl bakıyor?
AB'ye sadece ve sadece siyasi nedenlerle giren tek ülke Güney Kıbrıs'tır. Güney Kıbrıs zenginleşmek için AB'ye girmedi. Zaten AB'ye üye olmadan önce kişi başına 17-18 bin dolar milli geliri vardı. Kıbrıslı Rumlar, Hırvatistan ya da Türkiye gibi bu işten bir refah umarak AB'ye üye olmadılar. Onlar, dış politika nedenleriyle AB'ye girdiler. Türkiye'ye karşı kendilerini güvende hissetmek ve Kıbrıs meselesini AB'nin gündemine taşımak istediler. Şimdi kendilerini siyasi güvenceye kavuşmuş görüyorlar. Unutmayın... İstanbul Üniversitesi'nin eski rektörü Kemal Alemdaroğlu Annan Planı'yla ilgili referandumdan önce, 'Biz istersek adanın tümünü alırız' diye beyanatlar verdi.
Kıbrıslı Rumlar bu sözleri gerçekten ciddiye mi aldı?
Barış yanlısı Rumlar Kemal Alemdaroğlu'nun bu demecinin 'hayır' oylarını yüzde 3-4 artırdığını düşünüyorlar. Bir profesörün, bir üniversite rektörünün bunu söylemesi sokaktaki Mehmet efendinin söylemesi gibi değildir. 1974'ü yaşamış bir Kıbrıs Rum toplumu böyle bir demeç karşısında bir defa daha titreyip siyasi güvence arayışı içine girdi. Bu tepkiyi tuhaf karşılamamak lazım.
Peki Kıbrıslı Rumlar bu 'Kıbrıs meselesine' nasıl bakıyor?
Kıbrıslılar için dünyanın merkezi Kıbrıs'tır. Size komik gelebilir ama Rumlar ve Türkler bir ada topluluğu olarak Kıbrıs'ı dünyanın merkezi görüyorlar. '750 binlik Rum nüfusu ve Türkiye'den gidenlerle birlikte toplam 260 bin kişilik Türk nüfusu kendisini nasıl dünyanın merkezi görür?' diyeceksiniz ama görüyorlar işte.
Bu algının sonucu ne peki?
Dünyanın en önemli meselesi onlara göre Kıbrıs meselesi oluyor tabii. Kıbrıslı Rumun ve Türkün bu ortak 'ben merkezci' özelliğini antropolog dostum Peter Loizos 'Kıbrıs merkezcilik' diye tanımlıyor. Kıbrıslı Rumlarla her konuştuğunuzda konu kaçınılmaz olarak Kıbrıs sorununa geliyor. 'Sorun AB'nin gündemine oturdu' diyorlar. 'Eee? AB'nin içinde İrlanda sorunu da var. AB, İrlanda sorununu çözmedi. Çözmeye tevessül bile etmedi' diyorsunuz.
Ama Kıbrıs dünyanın merkezi görüldüğünden, bütün beklenti de ben merkezci, Kıbrıs merkezci oluyor. Onlar, Kıbrıs sorununun AB içinde Rum toplumunun istekleri doğrultusunda çözüleceğine inanıyorlar. Çünkü kendilerini siyaseten daha güçlü görüyorlar.
Rauf Denktaş başta olduğu sürece Türk tarafı bütün dünya tarafından barışı istemeyen taraf olarak görüldü. Denktaş'ın görevden ayrılmasıyla görüntü değişti. Şimdi bütün dünya barışı istemeyenlerin Rumlar olduğunu fark ediyor. Rumlar bu yeni görüntülerinin farkındalar mı?
Çok fazla değiller. Bakın... 1974, Kıbrıslı Rumlar için bir travmadır. Terlikleriyle Güney'e kaçmak zorunda kaldıklarını yazıp çiziyorlar. 1974'ten beri büyük haksızlığa uğradıklarına inanıyorlar. Adanın Türk askerinin işgali altında olduğunu, mallarını ve mülklerini kaybettiklerini, 140 bin Kıbrıslı Rumun Güney'de göçmen haline düştüğünü, Annan Planı'nın bu haksızlıkları tedavi etmediğini düşünüyorlar. Benim gördüğüm çok ilginç olan şey, Kıbrıs Rum kesiminde bir 'toplumsal eleştiri' yok.
Ne demek istiyorsunuz?
Demek istediğim şu. Onlar tarihi 1974'ten başlatıyorlar. Sanki 1950'ler 60'lar hiç yaşanmamış. Sanki İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ın katkısıyla 1960'ta iki toplumlu bir cumhuriyet ve anayasa ilan edilmemiş. Sanki Rum siyasi seçkinleri 1963'te bu anayasayı değiştirmek için mücadele vermemiş, bunun üzerine başlayan çatışmalarda Türkler gettolara sığınmamış... Mesela Kıbrıslı Rumlarla konuştuğunuzda çoğu Yeşil Hat'tın 1974'te açıldığını düşünüyor. Oysa iki toplumu, birlikte yaşayamadıkları, kan döktükleri için birbirinden ayıran Yeşil Hat 1964'te açıldı. Ama 'mağdur ve mazlum' olma konumu, Kıbrıslı Rumların zihniyet yapılarının içine işlemiş durumda. Dolayısıyla Annan Planı'nın 30 yılda çektikleri bütün acıların karşılığını ödemediğini düşünüyorlar. Bir bankaya otuz yıl yatırmışsın. Şimdi parayı sıfır faizle geri alıyorsun. 'Olmaz böyle şey. Bizim çektiklerimizin önce bir ödenmesi lazım' diyorlar.
Barışın kendi aleyhlerine olacağını mı düşünüyorlar?
Annan Planı'ndaki barışın kendi aleyhlerine olduğunu düşünüyorlar. Kendi üsluplarınca bir barış anlaşması istiyorlar. Kıbrıslı Rumlar, Annan Planı'nı reddederken, 'Biz nasılsa AB üyesi oluyoruz, Türkler olmayıversin. Bu yolla Türkiye'nin AB sürecini bir miktar engelleme hakkımız doğsun' diye düşündüler. Ama Kıbrıslı Türkler açısından sonuç çok ilginç oldu. Türkler Annan Planı'na evet dedi, Rumlar hayır dedi. Rumlar AB üyesi oldu, Türkler olmadı ama sonraki dönemde Türkler Ledra Palas kapısından geçip Rum kesimindeki bakanlıklara başvurdu ve Denktaş'ın torunu dahil 145 bin Kıbrıslı Türkün çoğu Güney Kıbrıs pasaportu aldı. Çünkü Güney Kıbrıs kapılarını Kıbrıslı Türklere kapatamaz.
Niye kapatamaz?
Çünkü Kıbrıs Rum kesimi, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bütün adanın sahibi olduğunu ve Kuzey'in işgal altında bulunduğunu söylüyor. Bu durumda kendi vatandaşına kapısını kapatamaz ki. Kıbrıslı Türkler AB ülkelerine şu anda vizesiz gidiyorlar. Fiilen AB vatandaşı oldular. Ayrıca her sabah Kuzey'den 7-8 bin kişi Güney'e çalışmaya gidiyor. Kuzey'de her kalbi sıkışan, başı ağrıyan kapıyı geçip Güney'deki hastanelerde tedavi oluyor. Kıbrıslı Türkler beş kuruş vergi ödemeden Güney Kıbrıs'ın tüm refahından faydalanıyor. Rumların Annan Planı'na hayır demesinin Türklere cezalandırıcı sonucu olmadı.
Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler hakkında ne düşünüyorlar?
Konuştuğunuz zaman hepsi de 'Biz Türklerle iyiyiz, biz hepimiz adalıyız' diyorlar ama bu bir mitoloji. Aslında bu iki toplum yan yana ama hiç karışmadan yaşamış. Ayrıca Kıbrıslı Rumların milliyetçiliğinin en önemli boyutu Helen olma duygusudur. Sen ancak Helen'sen, Helen kökenliysen Kıbrıslı görülebiliyorsun. 'Adanın esas sahibi benim, Kıbrıslı Türkler adaya sonradan geldi' diyorlar. Hatta buna uygun bir tarih anlayışı daha var ki... 'Kıbrıslı Türkler sonradan Müslüman olmuş Helenlerdir' diye bakıyor o da. Durum böyle olunca, aynı adada farklı dinlerden olan insanları yan yana getirecek bir ideolojik ve zihinsel yapı ortaya çıkmıyor. Ve mevcut zihniyetin de eleştirisi yapılmıyor.
Kıbrıslı Rumlar, Türkiyeli Türkler için ne düşünüyorlar peki?
Türkiyeli Türklere genellikle verilen isim 'Mavri Yeni' yani 'Kara Sakal.' Osmanlıdan kalma bir deyim bu. Anadolu'dan gelenlerin daha az medeni olduğunu düşünüyorlar. Kıbrıs televizyonunun yaptığı ankette, Rumların yüzde 41'i Kıbrıslı Türklere az sempati duyduğunu, yüzde 26'sı çok sempati duyduğunu söyledi. Geri kalanı da ortadaydı. Zaten bu sonuç Annan Planı'nın referandumunda da çıktı. Sadece yüzde 25 plana evet dedi. Televizyonun anketinde bir diğer sonuç da şu çıktı. Yüzde 45 Kıbrıslı 'Türklerle birlikte yaşayabilirim' derken, yüzde 48 'yaşayamam' dedi. Bu da Kıbrıs Rum toplumunun ortadan çatladığını gösterdi.
Rumlar nasıl bir Kıbrıs istiyor?
Nasıl bir Kıbrıs istedikleri konusunda net bir plan yok. Fakat uğradıkları haksızlıkların anayasayla tedavi edildiği bir Kıbrıs anlayışına sahipler. Bakın... Dünyadaki bütün milliyetçiliklerin en belirgin özelliği empati yoksunluğudur. Açıkçası Kıbrıslı Rumlar kendilerini Kıbrıslı Türklerin yerine çok az koyuyorlar. 'Onlar nüfusun yüzde 20'sine sahipler ama adanın yüzde 30'unu ellerinde tutuyorlar. Haksızlığa uğrayan biziz. Çünkü biz nüfusun yüzde 80'iyiz, çoğunluğuz. Bu adada bizim dediğimiz olmalı' diyorlar. Zaten iki tarafa da toplumsal haklar veren 1960 anayasasına da bu yüzden karşılar.
Artık istedikleri gibi bir Kıbrıs olmayacağını düşünmüyorlar mı?
Kıbrıslı Rumlarda böyle bir eleştirel düşünce yok. Kendi milliyetçiliğinizi eleştirmediğiniz zaman bu noktaya gelemezsiniz . Sürekli kendini haklı gören, doğrulayan Helen milliyetçiliği bir eleştiriye uğramadığı sürece, bu ideoloji, adanın sahibi olarak kendini görecek. Ama dünyanın her yerinde milliyetçiliğin eleştirisi önce seçkinler arasında yapılır. Almanya ile Fransa arasındaki yakınlaşma sokaktaki adamın kendiliğinden yakınlaşmasıyla olmadı. Siyasi seçkinler böyle itişerek yaşamanın imkânsız olduğunu gördü ve bunu aşmaya çalıştı. Halkları yakınlaşmaya siyasi heyet ikna etti. Annan Planı'na evet oyu verilmesini öneren Klerides de yedi sekiz yıl önce açık açık Kıbrıslı Türklerden Güney Kıbrıs cumhurbaşkanı olarak özür dilemişti. 'Yaptıklarımız için Türklerden özür diliyorum' demişti. Ama Klerides'in bu tarihi konuşması iki tarafta da yok edildi. Denktaş bu konuşma işlerine gelmediğinden yok edildi. Güney'de ise genel ideolojik kalıplara aykırı düştüğü için yok edildi.
Türkiye'yi AB'yle müzakerelerde sıkıştıracaklarını mı düşünüyorlar Kıbrıslı Rumlar?
Evet bu düşünülüyor. Rumların kâğıt üstünde veto hakkı var ama
750 bin kişilik Kıbrıs Rum kesiminin ağırlığıyla Almanya'nın, İngiltere'nin ağırlığı aynı değil. Eğer AB'nin büyük oyuncuları Türkiye'yi AB'nin içinde görmek istiyorsa Rum kesiminin hayır vetolarını ezip geçmeyi başarırlar. Unutmamalıyız. Yunanlılar Simitis döneminde Türkiye'yle ilişkilerde bir u dönüşü yaptılar ve Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediler. İşte o zaman Türkiye'yi istemeyenler ve Yunanistan'ın arkasına gizlenenler açığa çıktı. Kıbrıs Rum kesiminde 2008'de cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Kıbrıs komünist partisi AKEL aşırı milliyetçi Papadopulos'un cumhurbaşkanlığını desteklemeye devam ederse ve Papadopulos yine seçilirse Kıbrıs'taki uzlaşmazlık sürer. Desteklemezse durum değişebilir. Adada barış ihtimali ortaya çıkar.
Rumlar niye bu kadar şoven ve barış karşıtı görüntü sergiliyor?
Dünya bunu yeni fark etti. Oysa bütün bu uzlaşmazlığın ideolojik temelleri Güney'de baskın ideoloji olan Helen milliyetçiliğinde gizli. Ve bu, eğitim sistemiyle topluma enjekte edilen bir ideoloji. Bakın... Kıbrıslı Rumların yüzde 44'ü kapıdan geçip Kuzey'e bir kez olsun gitmedi. Yüzde 44 Kuzey'e karşı kepenklerini kapatmış demektir bu. Zaten yüzde 48 de Türklerle ayrı yaşamak istiyor. Bu tercihler milli eğitim sisteminin de sonucudur. Bir araştırmaya göre, yaşı 50'nin üstünde olan Kıbrıslı Rumların yüzde 80'i Türklerle birlikte yaşamak istiyor musunuz sorusuna evet derken, yaşı 18-30 yaş arasındakilerin yüzde 80'i hayır diyor. Unutmayın ki 50 yaş üstündekiler kanı, savaşı görmüş, 1974'ü yaşamış, terliğiyle Güney'e kaçmış insanlar. 18-30 yaş arasındakiler ise Türklerle yaşananları kitaptan öğrenmiş olanlar.
Milliyetçilik ideolojisi Kuzey'de de güçlü ve yaygın değil mi?
Yaygın ama buradaki milliyetçiliğin dinsel boyutu yok. Türkçülük var ama Türk İslam sentezi yok. Dolayısıyla Kuzey'de de milliyetçilik kuşatıcı olsa da, seküler olduğu için Kıbrıslı Türklerin hayatının her boyutunu çok fazla etkilemiyor. Güney'de ise Ortodokslukla birleşen Helen milliyetçiliği insanın bütün kimliğini belirleyen bir ideoloji haline gelebiliyor.
Kıbrıs eskiden dünyanın turizm merkezlerindendi. Ama 1974'ten sonra bu durum değişti. Kıbrıs Rum kesiminde turizm nasıl?
750 bin kişilik Güney Kıbrıs'a düşünün yılda 2.7 milyon turist geliyor. Kuzey'de turizm böyle değil. Kıbrıslı Türk dostlarımız üstümüzde ambargolar var diye yakınıyor ama eğer bu sınırlamalar kalksa, oluşturdukları turizm altyapısıyla Londra'dan gelen bir turisti tatmin edebilecekler mi acaba? Türkiye, Kıbrıs'a en kötü devletçiliğini ihraç etti. Kuzey Kıbrıs'ın toplam nüfusu 260 bin. Bunun 145 bini Kıbrıslı Türk. Türkiye'den eski gelenlere de Kıbrıs pasaportu verilmiş. Onlarla birlikte sayı 160 bine çıkıyor. Nüfusun geri kalan 100 binini ise Türkiye'den gelenler oluşturuyor. Bugün bu 145 bin Kıbrıslı Türkün 30-35 bini memur veya memur emeklisi. Kuzey Kıbrıs sanki kocaman bir Sümerbank, büyük bir KİT halinde. Siyasi yapı kendi varlığını meşrulaştırmak için 1974'ten 2004'e kadar otuz sene Rum malı dağıtmış ve ganimet ekonomisi yürümüş. Tuhaf bir sermaye birikimi oluşmuş. Bunun sonucunda da Lefkoşa-Magosa yolunda tarlaların arasında tam on iki pavyon var. Ayrıca Kuzey'de kumar turizmi de oluşmuş.
Rumlara dönersek... Türkleri azınlık olarak mı görüyorlar?
Öyle görüyorlar tabii.
Türk tarafı Rum tarafından çok fakir. Türklerin bu fakirliği Rumları ürkütüyor mu peki?
Artık Türkler de fakir değil. Hesaplamalara göre son iki yılda KKTC ekonomisi yüzde 46 büyüdü ve kişi başına milli gelir 11 bin dolara çıktı. Kuzey Kıbrıs'ta bugün beş milyon metrekarelik bir inşaat faaliyeti var. Şimdi Kuzey Kıbrıs koca bir şantiye. Annan Planı'nın reddinden sonra yaşanan bir patlama bu. Yazar Mehmet Hasgüler'in deyimiyle ikinci ganimet dönemi yaşanıyor Kıbrıs'ta. Üretime ve kapitalist ahlaka dayanan bir zenginlik değil bu. Piyango ekonomisi gibi bir şey bu. Sayısal Loto'dan sürekli para çıkıyor gibi bir durum var. Şimdi Rum tarlalarının üzerinde villalar yapılıyor. İngilizler Güney'deki evlerini satıp, Kuzey'de çok daha ucuza villa alıyorlar. Kuzey'de şimdi haftalık İngilizce gazete de çıkmaya başladı.
Peki Rumlar, ada ikiye bölünürse, bunun kendileri için iyi olacağına mı inanıyorlar gizli gizli?
Kimse açıkça söylemiyor ama fiiliyat onu gösteriyor. 1974'te askeri bölünme oldu. Otuz yıllık bu askeri bölünme, Annan Planı'na verilen yüzde 76'lık 'hayır' oyu verilmesiyle demokratik olarak da gerçekleşti. 'Hayır'ı öneren Kıbrıslı Rum politikacılar, bir anlamda iki devlete giden yolu seçtiler ve adada demokratik taksimi gerçekleştirdiler. Kimse telaffuz etmiyor ama Kıbrıs'ta iki devletli bir siyasi yapıya gidiliyor. Kıbrıslı Rumların yüzde 60'ı Mehmet Ali Talat'ı muhatap kabul etmeyen, uzlaşmazlık politikası yürüten Papadopulos'u başarılı buluyor. Kıbrıs'ta iki tarafın ortak bir yönetim modelinde birleşmesi, iki Almanya'nın birleşmesinden çok daha zor bir şey. Etnik çatışma tarihi açısından bagajları ağır olan dini ve dili farklı iki kesim var. 2008'deki seçimlere kadar Kıbrıs'ta barışla ilgili bir gelişme olmaz
Ne Birleşmiş Milletler, ne AB Kıbrıs için bir diplomatik girişim içinde değiller. Planı reddedildiği için itibar kaybına uğrayan Annan artık çok fazla şey yapmaz Kıbrıs'la ilgili olarak. AB'ye gelince... O da çözüm için fazla bir şey yapmayacak.