22 Temmuz Soruşturması tamamlandı

22 Temmuz Soruşturması tamamlandı
22 Temmuz Soruşturması tamamlandı
22 Temmuz Soruşturması kapsamında tutuklanan aralarında eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'in de bulunduğu 23'ü tutuklu 143 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma 15 aylık sürenin sonunda tamamlandı.

RADİKAL - 22 Temmuz Soruşturması kapsamında tutuklanan, aralarında eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'in de bulunduğu 23'ü tutuklu 143 şüpheli hakkında hazırlanan iddianamenin detayları ortaya çıktı.

721 sayfalık iddianamenin ilk sayfasında "Paralel Devlet Yapılanması İddianamesi" yazması dikkat çekti.

SORUŞTURMA NASIL BAŞLADI?

İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı'nca İstanbul, Tekirdağ ve Edirne İl Emniyet Müdürlükleri bünyesinde bulunan İstihbarat Şube Müdürlükleri'nde telekomünikasyon yoluyla yapılan önleyici istihbarat faaliyetleriyle ilgili olarak iletişimin tespit edilmesi, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinde usulsüzlükler tespit edildiği ve konusu suç teşkil eden eylemler hakkında tevdi raporları tanzim edilip gönderilmesi üzerine soruşturma başlatıldığı anlatıldı.

Şüphelilerin, 2008 yılından 2013 yılına kadar kesintisiz bir biçimde bu eylemlerini sürdürdükleri ve yasadışı örgütlenme oluşturdukları ifade edildi.

İddianamede, şüphelilerin kamuoyunda tanınan belirli ekonomik güce sahip kişileri, basın ve siyaset alanında belirli konumu olan devlet bürokrasisi içerisinde yer alan kişileri, belirli dini toplulukların ileri gelenleri hakkında terör ve organize suç örgütleriyle ilişkilendirerek, bu kişilere ait bilgileri bildikleri halde kişinin gerçek kimliklerini gizlemek veya eksik ya da yanlış bilgi vererek, içeriği itibariyle sahte oluşturulmuş belgelerle temin edilen dinleme kararlarını uygulamaya koyarak, özel hayatın gizliliğini ihlal ettikleri belirtildi.

"KANUNSUZ DİNLEME YAPILDI"

İddianamede, şüphelilerin, dinlemek istedikleri kişilere kod adı verdikleri, bu şekilde kanunsuz dinleme yapıldığının müfettiş raporlarıyla da tespit edildiği vurgulandı.

İddianamede yer alan müfettiş raporlarına göre, İstanbul İstihbarat Şubesi'nin 2008 ile 2013 yıllarına ait dinleme istatistikleri şöyle: 2008 yılında 804 (ad-kod) isim üzerinden 7 bin 988 telefon dinlemesi yapıldığı, 2009 yılında 1.058 isim kullanılarak 9 bin 220 telefon dinlemesi yapıldığı, 2010 yılında 983 isim üzerinden 9 bin 283 telefon dinlemesi yapıldığı, 2011 yılında 1.968 isim üzerinden 13 bin 201 telefon dinlemesi yapıldığı, 2012 yılında isim sayısı belirtilmeyerek 12 bin 763 telefon dinlemesi yapıldığı, 2013 yılında ise 499 isim üzerinden 8 bin 59 telefon dinlemesi yapıldığı dile getirildi.

"MÜŞTEKİ VE MAĞDURLAR ÖZELLİKLE SEÇİLİP DİNLENDİ"

İddianamede, mağdur ve müştekilerin özenle seçildikleri, haklarında önleme dinlemesi talebinde bulunulmasını gerektirecek herhangi bir örgüt ve suçla bağlantılarının bulunmadığı, hiçbirinin önleme dinlemesine konu suç faaliyetine dair önceye ait sabıkalılığı ya da kaydı bulunmadığı, İstihbarat Daire Başkanlığı sisteminde bağlantılı gösterildikleri suç veya örgüt irtibatlarına dair bir kayıt bulunmadığına dikkat çekildi.

Mağdurlar ve müştekiler hakkında uygulanan önleme dinlemesi tedbirini gizlemek için, kimi zaman evrakta herhangi bir isim belirtilmediği, çoğu zaman da evrakta başka başka isimlerin yer aldığı, bilgi notlarının çoğunun düzenleyeni belli olmayan, genel ve soyut bilgiler içeren,tarihsiz, imzasız, bilgisayar çıktılarından ibaret olduğu vurgulandı.

İddianamede, şüphelilerin "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel güvenliğe dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak amacı ve görevinin yerine getirilmesini sağlamak" için mağdurlar ve müştekiler hakkında önleme dinlemesi tedbiri talebinde bulundukları, bunun hiçbir gerçekliğinin bulunmadığı ifade edildi.

Emniyet görevlisi olan şüphelilerin nihai hedeflerinin anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar olması nedeniyle, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu gereğince haklarında soruşturma izni talebinde bulunulmadan savcılıkça doğrudan soruşturma yürütüldüğü anlatıldı.

ÖRGÜTÜN AMACI: DEVLETİN TÜM ANAYASAL KURAMLARINI ELE GEÇİRMEK

Mağdur ve müştekilerin Emniyette ve Savcılıkta alınan ifadelerine iddianamede ayrıntılı olarak yer verildi.
İddianamede, "Fethullahçı Terör Örgütü" başlıklı bölümde, 1941 doğumlu olan Gülen'in 1958 yılından itibaren imam ve vaiz olarak görev yaptığı, 1970'li yıllardan sonra İzmir'de Kur'an kursunda görev yaptığı anlatıldı. Fethullah Gülen'in genç kesim üzerinde yoğunlaştığı, teyp ve videoya çekilen vaaz ve konuşmalarını ulaştırdığı sempatizan grubuyla kendi adı ile anılan örgütünü kurduğu iddia edildi.
1990 yılından sonra 160 ülkede yapının faaliyet gösterdiği anlatılan iddianamede, örgütün amacının ise "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kuramlarını ele geçirmek, aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi ekonomik güç haline gelmek" olduğu iddia edildi.

"Örgütün içerisinde Fethullah Gülen'in 'Olağanüstü haller yaşamış bir veli olduğu görüşü yaygındır" denilen iddianamede, "Etrafında bu kadar çok insanı toplayabilmesinin arkasında bu anlayışın yattığı söylenebilir" ifadelerine yer verildi.

"PELÜR KAĞIT KULLANDIKLARI BELİRTİLDİ"

İddianamede, "FETÖ/PDY örgütlenmesi gizlilik, hiyerarşik yapılanma, pelür kağıtları ile haberleşme, özgeçmiş raporu verme (CV) ve kod adı kullanma gibi özellikleri ile yasadışı terörist örgütlenmelerin taktiklerini kullanmaktadır" denilerek, "Gülen'in 1970'lerin sonunda başlattığı uzun vadeli projenin ilk halkasını eğitim oluştururken, tedrisattan geçenler, başta Emniyet, yargı, TSK ve Mülkiye olmak üzere devletin önemli kademelerine yerleştirilmiş, bir kısmı işadamı olmaya aday gösterilmiştir. Örgüt bir yandan eğitimle kadro yetiştirip, bir yandan da diğer alanlarda etkinliğini artırmıştır."

FUAT AVNİ'YE DE DEĞİNİLDİ

Sosyal paylaşım sitesi 'Haramzedeler', 'Başçalan', 'Fuatavni', 'Yıldızkulis' adıyla başlayan sahte hesaplarla ülkenin birlik ve beraberliğini bozmak amacıyla paylaşımlar yapıldığı öne sürülen iddianamede, bu paylaşımlarla ülke güvenliği ve dış politikalara yönelik devlet sırrı niteliğindeki toplantılar ve görüşmelerin illegal olarak dinlenerek servis edildiği kaydedildi.

İddianamede, "Örgüt mensuplarına yönelik yapılan ve yapılacak olan operasyonları önceden öğrenebilmek ve tedbir almak için, örgütün, devletin tüm resmi kurum ve kuruluşlarının bilgi işlem altyapılarına (UYAP, POLNET, TÜBİTAK, TİB vb.), alınan adli ve idari tüm tedbirlere rağmen sızdığı anlaşılmıştır" denildi.

YEMİN METNİ

Örgütün "yemin metni"nin de yer aldığı iddianamede, örgütün paralel devlet kurma çabalarına da yer verildi. FETÖ/PDY olarak adlandırılan oluşumun yurtiçinde ve yurtdışında çok miktarda vakıf, dernek, özel okul, şirket, dershane, öğrenci yurdu, yayın organı, gazete, TV istasyonu, faizsiz finans kurumu, sigorta şirketi ve radyo istasyonunu denetim altında bulundurarak, amacına uygun planlı, gizli olarak faaliyetlerini yürüttüğü öne sürüldü.

İddianamede, örgütün Emniyet teşkilatındaki kadrolaşmasını belirli bir düzeye ulaştırdıktan sonra, buradaki gücünü operasyonlarının ana aracı olarak kullanmaya başladığı belirtildi.

ÖRGÜTÜN TÜBİTAK'I AĞINA KATMAYA ÇALIŞTIĞI BELİRTİLDİ

FETÖ/PDY'nin Mülkiye, MİT, TSK ve Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde örgütlenerek, güvenlik bürokrasisi ve istihbarat alanında bir ağ oluşturma yoluna gittiği belirtilen iddianamede, bu yapının paralel bir örgütlenmeye giderek istihbarat ağına katmaya çalıştığı kurumlardan birinin de TÜBİTAK olduğu öne sürüldü.

Örgütün, Türkiye'nin en mahrem kurumlarından biri olan TÜBİTAK'ta derin bir oluşuma gittiğinin anlaşıldığı belirtilen iddianamede, "TÜBİTAK'ın özellikle en gizli birimlerinden olan 'Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi'ndeki (BİLGEM) kadrolar sayesinde, devletin üst düzey siyasi ve bürokratlarınca kullanılan kriptolu telefonların dinlendiği ortaya çıkmıştır" ifadelerine yer verildi.

"EN ÖNEMLİ HABERLEŞME ARACI GSM HATLARI"

Fethullah Gülen'in sahip olduğu ileri sürülen bir arşivden de bahsedilen iddianamede, "Bu yasadışı arşivde, örgütün yasadışı adli ve önleme dinlemeleri, kendine ait gelişmiş cihazlarla yaptığı teknik takip, telefon ve ortam dinleme kayıtları, kamu personeline yönelik fişlemeler ve örgütle teması olan öğrencilerin ve ailelerinin bilgileri bulunmaktadır. Kamu kurumlarında çalışan örgüt mensuplarının bilgileri de örgüt tarafından güncel olarak arşivlenmektedir" denildi.

Örgütün haberleşmede kullandığı yöntemlere de yer verilen iddianamede, en önemli haberleşme aracının GSM hatları olduğu belirtilerek, bu hatların genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum ve kuruluş adına kayıtlı olan abone bilgilerinden gerçek kullanıcısına ulaşılamayan hatlar olduğu ifade edildi.

3 ayda bir yeni bir GSM hattı temin edilmekte olduğu ve eski hatla birlikte telefon cihazının da değiştirildiği belirtilen iddianemede, "Türkiye'de Almanya, ABD ya da başka bir ülkeye kayıtlı GSM hatlarının kullanılması, örgütün üst düzey abilerinin kullandığı yöntemlerdendir. Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Talimat almak ve faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla doğrudan ABD/Pensilvanya'ya gidilerek, örgüt lideri Fethullah Gülen ile yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat alınmaktadır" denildi.

"FETİH OKUTMAK"

Örgütün askeri okullara, Polis Akademisi ve Polis Koleji'ne sokulacak öğrencilerin kendi dershanelerine gerçek isimleri ile kayıt edilmedikleri öne sürülen iddianemede, "Bu öğrencilere sınav soruları sınavdan önce verilir. Buna örgüt jargonunda 'Fetih Okutmak' denir. 'Sınavda çıkacak soruların öğrencilere okutup ezberletilmesi' demektir" denildi.

"DÜNYA ÇAPINDA BİR İSTİHBARAT ÖRGÜTÜ HALİNE GELDİ

İddianamede, örgütün elinde bulundurduğu şirketler, okullar, dernekler, vakıflar, banka sayısı ve büyüklüğü, ulaştığı mali güç ve topladığı para gözönüne alındığında, dünya çapında bir istihbarat örgütü haline geldiği öne sürüldü.

"DÜNYA MÜSLÜMANLARININ RUHANİ LİDERLİĞİNE SOYUNDU"

Örgüt liderinin (Fethullah Gülen) kendisini "dünya imamı" olarak gördüğü, dünya Müslümanlarının ruhani liderliğine soyunduğu öne sürülen iddianemede, "Hıristiyan aleminin ruhani lideri olan Papa ile siyasi birliktelik oluşturup, Müslümanlarca kutsal sayılan yerlerin idaresinin dahi üç dinin temsilcisine verilmesi gibi BM'ye önerge verebilecek seviyede dünya çapında dini ve siyasi argümanlar organize etmek suretiyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı paralel yapılanma teşkil ettirdikleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temil siyasetlerine aykırı siyaset geliştirip uygulamaya koymaya çalıştıkları gözönüne alındığında, paralel devlet yapılanmasının gücü ve boyutları daha iyi anlaşılacaktır" denildi.

120 ŞÜPHELİNİN DE TUTUKLANMASI TALEP EDİLDİ

İddianamede, tutuklu bulunan 23 kişinin haricindeki 120 şüphelinin, "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" ve "Silahlı örgüte üye olmak" suçundan tutuklanması talep edildi.