3. köprüyü yapacak mimar daha önce ne yaptı?

3. köprüyü yapacak mimar daha önce ne yaptı?
3. köprüyü yapacak mimar daha önce ne yaptı?

Lizbon'daki Vasco da Gama Köprüsü

İstanbul Boğazı'na yapılacak üçüncü köprü, bu işin en bilinen isimlerinden Dr. Michel Virlogeux'a emanet edildi. Bakalım Virlogeux'nün CV'si, 'Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü ihya etmeye yetecek mi?

Radikal.com.tr - İsmi 'Yavuz Sultan Selim' olarak açıklanan üçüncü Boğaz köprüsünün mimarı bu alandaki ünlü isimlerden olan Dr. Michel Virlogeux tarafından yapılacak. cnnturk.com'da konuyu değerlendiren Ferhat Boratav, Virlogeux'u "bu işin en yaratıcı, en becerikli isimlerinden biri" olarak tanımladığı bir yazı yayınladı. 

Boratav'ın yazısı şöyle:

İstanbul Boğazı’na yapılacak üçüncü köprünün tasarımı gerçek bir ‘usta’ya emanet.
Fransız mühendis Dr. Michel Virlogeux tam bir ‘köprücü’, heyecan verici bir tasarımcı.
Dünyanın en eski inşaat mühendisliği okulu, Fransız teknik elitini yetiştiren École Nationale des Ponts et Chaussées’den (adı üstünde "Ulusal Yol ve Köprü Okulu") mezun olduktan sonra, hep köprü tasarlamış, köprü yapmış...
Avrupa 'da, tasarımlarıyla heyecan veren, teknik özellikleriyle büyüleyen en önemli köprüler onun eseri.
Hemen en bilinen üç büyük örneğe bakalım:

 




1) Normandie Köprüsü, Seine nehri üzerinde, toplam uzunluğu 2,143 metre, iki ayak arası açıklığı 856 metre olan bir kablo-askılı karayolu geçişi. 1995'te açıldığında, hem toplam uzunluğu, hem de ayak arası açıklığı açısından dünyanın en uzun kablo-askılı köprüsü ünvanını taşıyordu. 






2) Lizbon'daki Vasco da Gama Köprüsü ise, yalnızca bir köprü değil, Targus nehrinin Atlantik Okyanusu'na döküldüğü yerdeki geniş halici aşan muhteşem bir köprü+viyadük sistemi.
Viyadükleriyle birlikte uzunluğu 17 kilometre, köprüsü 829 metre. 1998'de, Expo 98 sırasında açıldı. Aynı yıl, Vasco da Gama'nın Avrupa'dan Hindistan'a gidişinin 500. yılıydı. Adını oradan alıyor. 






3) Ve mühendisliğin zirvelerinden biri, Millau Viyadüğü. Fransa'dan İspanya'ya giden tatilcilerin yolunu kolaştırmak için yapılmış, Michel Virlogeux'un ünlü İngiliz mimar Norman Foster'le birlikte tasarladığı bu teknoloji harikası, Tarn nehri vadisini üzerinde. Yedi ayağından biri 343 metre, yani Boğaziçi köprüsünden iki kat, FSM köprüsünden üç kat daha yüksek. Hala dünyanın en yüksek ayağı bu. 2004 yılında açıldığında, yerden tabliyesine kadar olan, 270 metre yüksekliğiyle de rekor kırmıştı. (Boğaziçi ve FSM köprülerinin denizden yüksekliği yaklaşık 65.) 2,500 metre uzunluğundaki viyadük gövdesinin inşaatı için kullanılan teknolojiler ise, defalarca belgesellere konu edilecek kadar özgün.


Bunlar Virlogeux'un "büyük" projeleri. Ama yaptığı 100'den fazla köprü içinde beni heyecanlandıran ikisini daha anlatmalıyım. 






4) Bunlardan biri, Fransa'nın en batı ucunda Aulne nehri üzerindeki Terenez Köprüsü. Büyük bir yapı değil, toplam uzunluğu 500 metreden biraz fazla, ayak arası açıklığı da 285 metre.
Ama, köprü denince akla gelen kalıpları, son derece zarif bir uslüpla kırıyor. Birincisi gövdesi düz değil, oldukça yuvarlak bir kıvrımı var. İkincisi, ayakları düz değil, neredeyse 30 derece yana yatıklar. Sanki nehrin içinde, iki ayağını açıp, birazdan eğilerek köprüyü, çelik kablolardan "kollar"ıyla kaldıran iki "dev"e benzetiliyor bu ayaklar.



5) Ve sonuncusu, Rouen'deki Gustave-Flaubert Köprüsü. Ayak arası açıklığı 120 metre olan küçük bir yapı aslında. Normal zamanlarda altından, ancak yüksek olmayan nehir tekneleri geçebilecek kadar "alçak" bir köprü. Ama bir farkı var... 

Gustave-Flaubert bir açılır-kapanır köprü. Böyle köprülere, Türkçede "kanatlı" deniyor. Çünkü genellikle köprü iki kanat halinde, ortadan bölünerek açılıyor. Michel Virlogeux, burada da kalıpları kırmış, deyim yerindeyse, bir "asansör" köprü yaratmış. Seine nehri üzerindeki bu köprü, yılda 20-30 defa açılıyor. Yani aslında, Seine nehri üzerinde öyle vızır-vızır bir gemi trafiği yok.
Ancak Rouen, beş yılda bir dünyanın en büyük yelkenli gemi gösterilerinden birine sahne oluyor. "Armada de Rouen" için bütün dünyadan gelen yelkenli gemiler, Atlantik Okyanusu'ndan Seine nehrine giriyorlar, Rouen'a kadar geliyorlar. Ve bu noktada Gustave-Flaubert Köprüsü, "numarasını" gösteriyor, her biri 1,300 ton ağırlığındaki iki tabyası, dört ayağının üzerindeki "kelebek"lerde bulunan makaralarla 12 dakikada 55 metre yükseğe kaldırılıyor ve "yüksek yelkenliler" süzüle süzüle köprünün altından geçip Rouen limanına varıyorlar.
Aslında anlaşılıyor ki, bu köprü sırf bu "numara"sı için tasarlanmış, ve maliyeti, bu nedenle, neredeys üç kat artıp, 137 milyon euro olmuş.


Gelelim kıssadan hisseye:

İstanbul'da hem Haliç üzerinde inşa edilen metro köprüsü, hem de Çamlıca'daki cami nedeniyle mimarlık, tasarım, ve genel olarak kent estetiğini konuşuyoruz.
Bu beş örnek iş iyi bir tasarımcıya verildiğinde, hemen her zaman, teknolojiyle estetiği birleştiren bir çözüm bulunduğunu ve bu çözümün bulunduğu kente, bölgeye büyük değer kattığını gösteriyor.
Umarım "cami dediğin illa kubbeli, minareli ve de büyük olur" diyen zihniyetin bir benzeri, Michel Virlogeux'un yaratıcı çözümlerine taş koymaz...
Madem camide fırsatı kaçırdık, en azından üçüncü köprümüz, estetiğiyle ve teknolojisiyle yaratıcılık simgesi bir yapı olarak İstanbul'un adını dünyada bir kez daha duyurur.