30 yıl sonra kanlı 1 Mayıs (5)

Murat Tokmak 'kanlı 1 Mayıs'ta, DİSK'e bağlı Türkiye Maden-İş Sendikası 1. Bölgesi Başkanı ve kortejin Saraçhane'den yola çıkan bölümünün güvenlik sorumlusuydu. O gün iki yerinden vuruldu, gözaltına alındı, tutuklandı.


Alanda vurulan başka arkadaşları da vardı. İkisinin öldüğünü gördü. 1 Mayıs katliamıyla ilgili açılan davada tutuklu olarak yargılanan 17 sanıktan biriydi. Şimdi Ege'de küçük bir köyde kendi ifadesiyle 'emekli hayatı' yaşıyor.


Tokmak anlatıyor: "Yürüyüş sürerken 'Biz polisiz' diyen bazı kişiler DİSK kortejine girmek istedi, izin vermedik. Doğrudan kırmızı önlüklü DİSK görevlilerini hedef alarak ateş edenler de bu kişilerdi."


  • Yazı Dizisi
  • Haber: ERTUĞRUL MAVİOĞLU / Arşivi
    RUHİ SANYER / Arşivi

    Murat Tokmak 'Kanlı 1 Mayıs'ta, DİSK'e bağlı Türkiye Maden İş Sendikası 1. Bölgesi Başkanı ve kortejin Saraçhane'den yola çıkan bölümünün güvenlik sorumlusuydu. O gün iki yerinden vuruldu, gözaltına alındı, tutuklandı. Alanda Uzel işçisi iki arkadaşı yanı başında vurularak öldürüldü. Katliam sonrasında açılan davada tutuklu olarak yargılanan 17 sanıktan birisi de Murat Tokmak'tı. Şimdi Ege'de küçük bir köyde kendi ifadesiyle 'emekli hayatı' yaşayan Tokmak 1 Mayıs 1977'ye ilişkin sorularımızı yanıtladı:
    O gün neler oldu?
    Maden-iş Sendikası'nın, en büyük şubesi olan 12 bin üyeli Topkapı Şube Başkanı'ydım o zaman. Taksim'e biri Saraçhane'den, diğeri Beşiktaş'tan iki koldan yürünecekti. Saraçhane'de görevliydim. Görevim organize etmek, kortejleri yerleştirmek ve güvenliğini sağlamaktı. 20 bine yakın güvenlik görevlimizin yarısı Saraçhane tarafındaydı. 1976'nın sorunsuz geçmesinden dolayı büyük bir katılım oldu. Saraçhane meydanı Taksim'e açılan caddeye doğru hıncahınç dolmuştu. Alınan karara göre saat 13.00'te kortejler hareket edecek ve uyum içinde gidilerek alanda buluşulacaktı.
    1 Mayıs dünya çapında kutlanan bir işçi, emekçi bayramı olduğu için diğer kuruluşlarla da görüşmeler oluyordu. Hepsinden alınan yanıt olumluydu. Hepsi DİSK'in organizasyonuna katılmayı kabul etmişti. Ama bir grup buna itiraz ederek ayrı kutlayacaklarını ya da DİSK korteji içinde olup kendi bildikleri gibi yürüyüp, sloganlar atacaklarını söylüyorlardı. Yüzbinlerce insan DİSK'in önderliğini kabul etmiş olacak, onun organizasyonunda onun güvenliği altında yürüyecek ama bir grup çıkıp 'Bildiğimi yaparım' diyecek. DİSK buna müsaade edemezdi. Bunlar Halkın Birliği, Halkın Kurtuluşu ve Halkın Yolu grupları idi. Korteje katılmak için Saraçhane Meydanı'na geldiler ama korteje girişlerine müsaade edilmedi.
    Korteje girmek isteyen polisler
    Saat 13.00'te yürüyüşe başladık. Yolda küçük bir grupla karşılaştık. Bunlar 'Emniyetteniz, korteje girmek istiyoruz' diye geldiler. Güvenlik açısından korteje giremeyeceklerini söyledik ve sokmadık.
    Sonra Tarlabaşı'na geldik. Kortej çok kalabalıktı, tıkış tıkış yürüyorduk. Motosikletten türetilmiş bir araçla kortejin başından sonuna ulaşabiliyor ve olan bitene müdahale edebiliyordum. Taksim'e gelince megafonla alana girişi sağlamaya başladım. Zor bir işti. Çünkü kortejin sonu daha Şişhane'de idi. Saat beşe geliyordu.
    1 Mayıs alanı da çok sıkışık olduğu için giriş oldukça yavaş oluyordu. Ancak mitingin günbatımından önce bitmesi gerekiyordu. Bu nedenle 'Haydi arkadaşlar koşun' falan diyerek alana girişi hızlandırmaya uğraşıyorduk. Tam bu sırada kortejin en arkasındaki Kurtuluş grubuna, alana girmelerini istemediğimiz gruplardan bir baskı oldu. Korteje sokmak istemediğimiz unsurların arasından, onlardır demiyorum ama onların bulunduğu yerden, havaya ateş edildi. Gayet net gördüm. Havada silahlı iki el gördüm. Ondan sonra, silahlı el sayısı anında on beşe kadar çıktı aynı bölgede. Hem de beş metrekarelik bir alanda oldu bu. Bunu görünce aracın üzerinden güvenlik görevlilerine 'yatın' diye bağırdım. Sağımızdan, solumuzdan vızır vızır kurşunlar geçmeye başladı ve etraf ana baba gününe döndü. Tam aracın üzerinden atladığım sırada birinci kurşunu yedim. Sağ kolumu delip geçmiş. Elimin ağırlaştığını hissettim ama kurşun yediğimin farkında değildim. Güvenlikçi arkadaşlara baktım, kimi yerde yatıyor, kimi ayakta duruyordu.
    'Yanımda vuruldular'
    Kurşunlar yukardan mı geliyordu?
    Hayır yanıbaşımızdan geçiyordu. Yatanlara ateş etmiyorlardı bence, ayakta kalanlara belli bir düzeyden ateş ediliyordu. Çünkü yüksekten gelseydi yatanları vurabilirlerdi, ama yerdekiler vurulmuyordu. Panzerlerin siren sesleri duyulunca ortalık iyice karıştı ve bağrışmalar, dağılmalar oldu. Yatarken bizim kortejin arka bölümünü kollayan güvenlikçilerden Uzel işçileri Hasan Yıldırım, Kahraman Alsancak, Ziya Baki ve Hüseyin Turan'ı gördüm. Yere yatmalarını söyledim. Birisi ayaktaydı. Vurulup düştüğünü görünce, köşeye çekmek için ayağımı uzattım. Bu esnada ikinci kurşunu yedim ve iyice ağırlaştım. Kendimi toparlamaya çalışırken, ayak bileğimi tutan arkadaşın elini bıraktığını hissettim. Öldüğünü anladım. Birkaç kurşun yemişti çünkü. İleriye doğru emeklerken Kahraman Alsancak ve Ziya Baki'nin de öldüğünü gördüm. Yere yatmış kendilerini koruyorlar zannediyordum, halbuki ölmüşler.
    Silahlı kişilere dokunan yok
    Alandan nasıl ayrıldınız?
    Üstüm başım kan içinde Elmadağ'a doğru koşar adım yürüdüm. Gözlerim de kararmaya başlamıştı. Bu sırada arkamdan hızla elinde silahla, biri beni geçti ve polis barikatıyla karşı karşıya kaldı. Polislerin amiri bu kişiyi görünce barikata 'Açın lan' dedi. Eli silahlı kişiye 'Geç ulan eşekoğlu eşek' diye bağırdı ve eli silahlı adam da barikatın arkasına geçti gitti. Ben de onun yarattığı boşluktan yararlanarak arkaya geçtim. Hâlâ silahlar patlıyordu, insanlar dağılmıştı.
    Önce ameliyat sonra dayak
    Bir taksiyle Cerrahpaşa Hastanesi'ne gittim. Acilde ameliyata alındım. Kurşunlar delip geçmişti. Yarayı diktiler, serum verdiler. Kendimi nasıl hissettiğimi soruyorlardı ki, iki polis geldi. İsmimi, cismimi sordular. DİSK görevlisi olduğumu söyledim ve olan biteni anlattım. Hastane haber vermiş. Yürüyüp yürüyemeyeceğimi kontrol ettiler, sonra götürdüler Aksaray Karakolu'na. Oradan Gayrettepe'ye birinci şubeye yolladılar. Birinci şubede otobüsten iner inmez kaba dayak başladı. Yaralı olduğum için ilaçlarımı almamışlar, bir torba içinde koluma bandajlamışlardı. Arkadaşlar bana yardım ederken gece saat 02.00 gibi hücrenin kapısı açıldı. Takım elbiseli, kravatlı birkaç insanla, birkaç polis içeri girdi. İçlerinden biri 'Yaptığınızı beğendiniz mi' diyerek soruyordu. 'Nerdensin' diye sordu bana. 'DİSK'tenim' dedim. Ağır küfretmeye başladı bu sefer. 'Elindekiler ne öyle, kolunda takılı olanlar' diye sordu. 'İlaçlarım' dedim. Ağrı kesici olduklarını söyledim. Alıp ayağıyla çiğnedi ilaçları. Ondan sonra fotoğraflardan Emniyet Müdürü Şükrü Balcı olduğunu öğrendim adamın.
    Size göre bu katliamı kim yaptı?
    İsim olarak bilemiyoruz tabii ama, egemen güçler adına yapılan bir katliamdır bu. Yargı önünde gerekeni söyledik. DİSK avukatlarını da harekete geçirerek gerekli çabayı gösterdik. Ne yazık ki ne gerçek katiller, ne de bu katliamı organize edenler ortaya çıkarıldı. Çıkarılamaz mı? Çıkarılır ama devletin istemesi lazım. Bu iş, korteje ya da alana giremeyen bir grubun olay çıkarması kadar basit değil. Bu iş için 1 Mayıs 1976'dan beri devam eden bir hazırlık var bence. Sonuç olarak 34 insanın ölümüne, 220 insanın yaralanmasına ve birçok insanın da mağduriyetine neden oldu bu olay.
    İlerde bir gün gerçeklerin ortaya çıkacağına dair umudunuz var mı?
    Var, bizim dönemimizde değil belki ama sonraki kuşaklar bunu ortaya çıkaracak. Devlet her şeyi bulup çıkarıyor ama 34 kişiyi İstanbul'un göbeğinde katledenleri bulamıyor. Böyle bir saçmalık olmaz. 34 insanın kanı yerdedir. Bu insanların hepsi bir baba, bir anne, bir evlattı. Bu dava ve Kemal Türkler suikastı son derece önemlidir. 1 Mayıs 1977 katliamı çözülmeden Kahramanmaraş katliamının, Sivas ve Çorum olayları ile Susurluk'un anlaşılıp çözülebileceğini düşünmüyorum. Bence 1 Mayıs 1977 kilit noktada duruyor.

    * * * * *
    Bir polis tam 49 kişiyi teşhis etti
    Murat Tokmak 1 Mayıs'ın önceden planlanan bir olay olduğunu belirtirken yargılama süreciyle ilgili de oldukça ilginç olan gözlemlerini şöyle anlattı:
    "Gayrettepe'ye gelince ifadeler alınmaya başladı. İfademizi alan savcının adı Ahmet Kara'ydı. Savcının yanında da genç bir polis oturuyordu Sonradan öğrendiğime göre bu polisin adı Ahmet Güldüoğlu imiş. Ayakta duranları göstererek 'Savcı bey, bunların hepsinde hata yaparım ama bunda yapmam' dedi benim için. 'Bunu gördüm' dedi. Diğer polisler de aynı şekilde, 'Uzun namlulu bir silah vardı elinde' dedi. Müdahale etmek istedim savcı, 'Konuşmayın, mahkemede konuşacaksınız. Sorduğum zaman söylersin' dedi. Arkadan tek tek diğer insanları aldı. Yine aynı polis 'Efendim ben bunu da çok iyi gördüm. Elinde kabzası beyaz tabanca vardı' dedi. Savcı 'Peki bu kabza işini nasıl gördün' diye sordu. 'Gördüm efendim, havadaydı çünkü eli' dedi. Sanki geziye çıkmış da hepsini farklı yerlerde görmüş, ta Tarlabaşı'ndan bile adam söylüyor. Tutuklandıktan sonra anladık ki 49 kişiyi teşhis polis memuru Ahmet Güldüoğlu. Fakat Güldüoğlu mahkemede ifadesini değiştirerek savcıya her sanık için ''Efendim o günün psikolojisiyle oldu bunların hepsi, yüzde yüz emin değilim" diye ifade verdi. Dava o kadar temelsizdi ki, ikinci duruşmada tahliye ettiler.

    * * * * *
    1 Mayıs öncesinde gerilimi düşürmek için yeterli çaba harcanmadı
    1 Mayıs 1977'de Kurtuluş kortejinin sorumlusu olan Mustafa Kaçaroğlu, otuz yılın ardından yaptığı değerlendirmede, miting öncesinde yaşanan gerginliğin azaltılması için çaba sarf edilmemiş olmasının önemli bir zaaf olduğunu söylüyor. Mustafa Kaçaroğlu'nun tanıklığı şöyle:
    Kurtuluş grubu olarak işçi sınıfının mücadeleci kesimlerinin bulunduğu sendikaların yakınında olmayı tercih etmiştik. Bu işçiler de Fatih'e yakın bir yerdeydi. Az ilerimizde de 1 Mayıs öncesi ve sonrasında çok tartışılan Halkın Kurtuluşu, Halkın Birliği, Halkın Yolu grupları toparlanmıştı. Bu grupların alana girmesini DİSK yasaklamıştı. Yürüyüş başladığında hemen arkamızda olan bu gruplarla aramıza 500 metre boşluk bırakmış, o boşluğa da 50 kişiyi tampon olarak yerleştirmiştik. Kortejler çok ağır ilerliyordu. DİSK'li sendikalar yavaş yürüyerek istemedikleri grupları engellemeyi hedefliyordu. Tarlabaşı'ndan çıkıp alanın girişine geldiğimizde Kemal Türkler'in konuşması sürüyordu.
    Biz tam alana girerken DİSK'in barikatıyla karşılaştık. Kısa bir uyarıyla barikatı açmak zorunda kaldılar. Intercontinental Oteli'nin önüne yerleştiğimiz anda Tarlabaşı tarafından birkaç el kurşun sesi duyduk. Aynı anda Intercontinental Oteli'nden üzerimize ateş açılmaya başlandı. Yanımda kortejimizin diğer sorumluları da vardı. Yanımdaki arkadaşlar "ateş otelin dördüncü katından geliyor" dediler. O anda otelin dördüncü katından kitlenin üzerine ateş açanlara karşılık verenler oldu. Fakat öylesine bir panik havası doğdu ki, herkes bir tarafa dağıldı. Bir süre sonra da silah sesleri kesildi. Yaralılar ve ölüler taşınmaya başlandı. Alanda bulunduğumuz sırada Kazancı yokuşunun girişinde ezilerek bu kadar fazla sayıda insanın öldüğünü henüz bilmiyorduk. Yanımızdaki arkadaşlarla flamamızı açarak Kabataş'a kadar yürüyerek dağıldık.
    Gerginlikten yararlandılar
    1 Mayıs 1977 katliamının dönemin politik atmosferine denk düşen bir yanı vardı. Kontrgerilla güçleri, provokasyon yaratmak için Sovyet-Çin çelişkisini Türkiye'ye taşıyan grupların kendi aralarındaki çekişme ve çatışmalardan yararlandılar. Provokasyonu bu gruplar yarattı demiyorum ama bunların kendi aralarındaki çatışmanın, katliamcılara uygun zemin sağladığı da açık. Bu gruplar gerilimi azaltacak bir politika izlemeliydi. 1977 1 Mayıs'ı çok örgütlüydü. Ayrıca sınıf hareketi de çok büyük bir katılım sağlamıştı. Süratle sosyalist hareketle sınıf hareketi buluşmaya başlamıştı. Bu provokasyon böyle bir noktada gerçekleşti. Yine bugünden bakıldığında, amacın kitleyi tarayıp, alandan çok sayıda ölü çıkartmak değil, yıldırmak, gözünü korkutmak olduğu ortaya çıkıyor. Bizim hemen yanıbaşında olduğumuz Intercontinental Oteli'nden sıkılan kurşunlar doğrudan kitleyi taramış olsaydı, çok daha fazla sayıda insanın ölmesi mümkün olurdu. Alanda yaklaşık 400 bin kişi vardı ve bu kitlenin üzerine sıkılan her kurşun hedefini bulurdu. Panik yaratmayı tercih ettiler. Bu panik havası, bu katliam, toplumun hafızasında önemli bir iz bıraktı.
    15-16 Haziran işçi sınıfının direnişinin yükselmesi noktasında nasıl bir iz bırakmışsa, 1977 1 Mayıs'ı tam tersine olumsuz bir izdir.

    YARIN: Unutulmuş ifadeler