30 yıl sonra kanlı 1 Mayıs (6)

DİSK, katliamın hemen ardından konfederasyona bağlı bütün sendikalara bir genelge göndererek 1 Mayıs'a katılan herkesin tanıklığını yazıp merkeze ulaştırmasını istedi.

Yazı Dizisi
Haber: ERTUĞRUL MAVİOĞLU / Arşivi
RUHİ SANYER / Arşivi

DİSK, katliamın hemen ardından konfederasyona bağlı bütün sendikalara bir genelge göndererek 1 Mayıs'a katılan herkesin tanıklığını yazıp merkeze ulaştırmasını istedi. Sendikacılar, işyeri temsilcileri, işçiler, kısacası eyleme katılmış herkes gördüklerini kısa ya da uzun, düzgün ya da imla hatalarıyla dolu yazılarıyla DİSK'e iletti. Bu tanıklıkların bazıları el yazısıyla yazılmışken, bazıları da sendika binalarında daktilo ile kayıt altına alındı.
Türkiye Sosyal Tarih Araştırmalar Vakfı'nın (TÜSTAV) yapmış olduğu düzenleme sayesinde, otuz yıl boyunca DİSK'in arşivinde unutulmuş olan bu ifadeler ilk kez gün ışığına çıkıyor. Her yeni ortaya çıkan belge gibi, işçilerin o günlerde dile getirdikleri samimi ifadeler, her yıl daha fazla karanlığa gömülen 1 Mayıs katliamına yeni bir yaklaşım getirmeye aday. İşte, işçilerin gözüyle 1 Mayıs katliamı:
Mavi renkli Anadol
Şenel Okutan (Arçelik işçisi): Olay başladığında kaçamadığımdan Gümüşsuyu Taksim girişindeki yeşil sahada bulunan ağaçlardan birinin altında bütün olay boyu bulundum. Ayrılmadan birkaç dakika önce oraya beyaz bir otomobilin geldiğini, geliş yönü Gümüşsuyu veya Mete Caddesi yönünden gelmiş olabilirdi. Aracın önce cephesi heykel yönünde idi. Arabanın sağ tarafından 'Genel-İş' yazısını okudum. Yine bu aradan yani arabayı görmeden biraz önce genç ve uzun boylu biri elinde büyük bir tabancayla yanımızdan geçip Kültür Sarayı'na doğru gidiyordu. (...) Olayların neticesini beklerken, süratle bir otomobilin olay yerinden geldiğini ve ön plakasının beyaz bir renkle kapalı olduğunu gördüm. Arabadan şüphelendim, arka plaka açıktı. İçinde 4 kişi olduğunu zannediyorum. (...) Plakayı almayı düşündüm fakat kalemim yoktu. Plakası 34 TS ya da PS 321 mavi renk Anadol idi.
Doğrudan işçilere saldırıldı
Serhan Gökay (Arçelik işçisi): Polisin sıkı tertibat aldığı İntercontinental'in ikinci katındaki otomatik silahlı kişiler yaylım ateşi açtılar. Polisin saldırganlara değil kesinlikle DİSK görevlileri ve Dev-Genç'e saldırdığı görülüyordu. (...) Panzerler yaralıların üstüne tazyikli su sıktılar. Saldırının ilk 10'uncu dakikasında alana bombalar atıldı. Saldırı hafiflediğinde sular idaresinin altında yaralı kişiler vardı. Binanın üstündeki silahlı kişiler yüzünden yaralılar alınamıyordu. Kürsüden Sıtkı Coşkun'un defalarca durumu uyarmasıyla polis harekete geçti. Daha önce 6-7 kişinin olduğu yerden sadece üç kişi (biri steni namlusundan tutarak polise verdi) elleri başlarında indiler ve bir minibüse koyularak süratle olay yerinden uzaklaştırıldılar. Aynı minibüs 10 dakika sonra tekrar olay yerine geldi.
Köşeye oturmamız engellendi
Cihangir Oral (işçi): Sular idaresinin üstünde 100'ü aşkın halktan kimseler oturarak gelen çeşitli kortejleri alkışlıyordu. Ben de oraya çıkarak alanı seyretmeye karar verdim ve Sular idaresinin önünden yukarı tırmandım. O sırada Dev-Genç alana giriyordu. Bulunduğum yerdeki çeşitli halktan kişiler her gelen grubu slogan ayrımı gözetmeden alkışlıyordu. Yani orada bulunanlar belli bir gruba bağlı kişiler değildi. Fakat Sular idaresinin köşelerinde 3'er tane sivil giyimli kişiler vardı. Bu kişiler yan taraflara, köşelere bizim oturmamızı engellediler. Köşelerde bulunan ve polis olduklarını sandığım kişilerin o sırada ne yaptıklarını fark etmedim. Ama Sular idaresinin arkasından beş on kişinin hareket halinde olduğunu gördüm. Ve ben Sular idaresinin merdivenlerinden binanın içine kaçtım.
Hasan Uzun (Tekstil işçisi): Miting tamamlanmak üzereydi. Sular İdaresi'nin Tarlabaşı tarafından bir silah sesi duydum. Görevli arkadaşlardan biri "Hasan abi, karşı tarafta çatışma çıktı" dedi. "Bizler buradan sorumluyuz, çağırırlarsa gideriz" dedim. O anda her taraftan sürekli olarak ateş başladı.

* * * * *
Ölümleri artıran o kamyonu yokuşun girişine kim bıraktı?



Kazancı yokuşunun girişine park ettiği için yolu iyice daraltan ve ölümlerin artmasına neden olan kamyonun Teknik-İş Sendikası'na ait olduğu artık kesinleşmiş durumda.
FOTOĞRAF, ARA GÜLER'İN 'BEYAZ GÜVERCİNLİ ADAM' KİTABINDAN ALINDI.


DİSK'in arşivlerinde unutulmuş bir diğer tanık Teknik İş Sendikası'nın görevlisi Fevzi Karadeniz'di. Karadeniz'in ifadesi, 1 Mayıs 1977'de Kazancı yokuşunun başındaki Fiat marka kamyonun, kontrgerilla tarafından ölümleri artırmak için kasıtlı bırakıldığı iddialarının doğru olmadığını ortaya çıkardı. Bu kamyonet Teknik-İş Sendikası'na aitti. Karadeniz'in DİSK'e gönderdiği yazılı ifade şöyle:
"Gösterileri başından sonuna kadar Kazancı yokuşunun ağzındaki Teknik İş kamyonetinin üstünden izledim. (...) İlk silah seslerinin Tarlabaşı caddesi tarafından geldiğini duydum. Kazancı yokuşunun ön tarafında bulunanlar bize doğru kaçışmaya başladılar. Büyük bir kalabalığın kamyonete dayanması üzerine kamyonetin yokuş aşağı kayacağını düşünerek kendimi aşağıya attım. Yüzlerce yaralı gibi yerde yatan bir kadının üzerinden panzerin geçtiğini gördüm. Yokuştan aşağıya doğru kaçarken olaydan önce kamyonetin 100 metre kadar aşağısında park etmiş vaziyette durduğuna ihtimal verdiğim beyaz reno bir arabadan sağa-sola ateş edildi. (Arabanın yukardan gelme ihtimali yok, çünkü yokuşun ağzı kapalı idi) Reno'nun içinde ikisi önde, ikisi arkada olmak üzere 4 kişi vardı. Siyah elbiseliydiler. Şoförün yanında oturan makineliyi camdan dışarı çıkarmış ve öyle tarıyordu etrafı. Araba Sıraselvilere çıkan yoldan hızla geçti ve uzaklaştı."
* * * * *
Gözaltındakilere dayak ve hakaret



Çıkan olaylardan sonra gözaltına alınan işçiler, halaylarla başladıkları 1 Mayıs 1977'yi işkenceyle noktaladılar.

1 Mayıs'ı kana bulayan kontrgerilla mensupları ortadan kaybolduktan sonra polis insan avına çıktı. Mitinge katılan işçiler ve gençleri her yerde gözaltına aldılar. Karakollara götürülen bu işçiler büyük eziyet gördü. Arşivlerde kaybolmuş belgelere göre, gözaltındakilerin başına gelenler şöyle:
Yaşar Altay (Lastik işçisi): Sular idaresi tarafından, tam kestiremiyorum, ayrıca İnter oteli tarafından yaylım ateşi yapılıyordu. Kendimi yere attım, siper aldım. Silah sesleri kesildikten sonra Dolmabahçe tarafına doğru kaçtım. Dolmabahçe'de iki polis önümü kestiler.
Üzerimi aradılar. Cebimde daha önce alanda dağıtılmış 'Görev' adlı bir gazete vardı. Bunun üzerine beni polis arabasına koyup 1. Şube'ye götürdüler. Polis arabasında ve 1. Şube'nin orada aşağıya indirildiğimizde toplum polisleri beni ve arabadaki benim gibi diğer sudan bahanelerle gözaltına aldıkları işçileri rasgele dövmeye başladılar. (...) 4 Mayıs 1977 günü serbest bırakıldım. Eyüp SSK hastanesi doktorları 15 günlük çalışamaz raporu ile istirahat verdiler.
Rozet gözaltı gerekçesi
Şevket Ekiz (Hürcam-İş üyesi): Mersin'e geri döneceğimiz otobüsün hareket saatinin yaklaşması üzerine daha olaylar çıkmadan alanı terk ettim. Cağaloğlu yokuşuna geldiğim sırada önümüze üç kişi çıktı ve "bu da onlardan" diyerek ellerimi yukarıya kaldırmamı söylediler. Bir şeyden haberim olmadığı için "siz kimsiniz" dedim, polis kimliklerini gösterdiler ve üzerimi aradılar. Üzerimden 1 Mayıs rozeti ile 1 Mayıs için hazırlanan şapka çıktığı için hemen tutukladılar. (...) Yolda giderken bizlere "Mao'nun çocukları, Lenin'in çocukları, or.. çocukları" diyerek dövmeye başladılar. (...) 500 kadar suçsuz insan beton zeminde ayaklarımızın üzerinde sabahladık. (...) Kızlara herkesin içinde "ben bunu randevu evinde gördüm" diye hakaret ediyorlardı.
15 TL'ye sigara
Muzaffer Tunç (Hürcam-İş üyesi) : Törenle herhangi bir ilişkisi olmadığını veya suçsuz olduğunu söyleyenleri daha çok dövüyorlardı. Karnımızı doyurmak için bir şeyler yemek istedik. Demir parmaklıkların öbür tarafında duran polis memuru bize bir naylon torbanın içinde bayatlamış yarım ekmek, iki dilim gravyer peyniri ve 50 gr. helvayı 15 TL'sına sattı. Sigaraları da 15 TL'sına satıyorlardı. Bizlerle alay ederek "bizim zenginlikte gözümüz yok, millet menfaatine çalışıyoruz" diyordu. (...) Yüz vermeyen bayanlara bir polis, "Ne o? Beğenmedin mi? Mao'yu, Lenin'i beğeniyorsunuz da beni mi beğenmiyorsunuz" diyordu.

* * * * *
Alanda sahte TRT kameramanı vardı
DİSK'in üye sendikalara gönderdiği, 'Bu büyük bir tertip, herkes gördüklerini yazsın' şeklindeki genelgeye bir yanıt da, o günlerde Devlet Opera ve Balesi'nde nota yazıcısı olarak çalışan Mesut Çobancaoğlu'ndan gelmişti. 1 Mayıs'tan iki gün sonra Taksim Meydanı'nda tanık olduğu ilginç bir olayı bildiren Çobancaoğlu'nun otuz yıldır gizli kalmış ifadesi, provokatörlerin katliamdaki rollerine ilişkin hayli ilginç ve önemli olabilecek ipuçları sunuyor:
3 Mayıs 1977 günü Sıraselviler Caddesi'nden Cihangir'e doğru giderken, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde okuduğum yıllardan tanıdığım ve çeşitli olaylarda (12 Mart öncesi) ajan provokatör olduğu şiddetle söylenen Mehmet Gözay'ı gördüm. Bu şahıs Bulgaristan'dan Türkiye'ye kaçmış (?) ve daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümü'ne girmiş, 1970 yılında okulu bitirmiş ve herkesin okul sonrası nerede görev aldığı belli olduğu halde Mehmet Gözay'ın nerede olduğu anlaşılamamıştır. Bu merak ile belki bir şeyler öğrenmek mümkün olur düşencesiyle geri dönüp takip ettim. Yanında 45 50 yaşlarında, gözlüklü birisi vardı ve konuşarak gidiyorlardı. Kah yürüyerek, kâh durarak tartışmaları sürüyordu. Bir ara CGP ve Sinematek'in olduğu binanın önünde tartışmalarını durarak sürdürdüler. Ben de Sinematek'e girerek, kapının öbür yüzünden konuşmalarını dinledim. Konuşmalardan aklımda kalanları aktarıyorum.
    (2. adam) - 3000 TL az canım. Bunu biraz artırın.
    (M. Gözay) - Niye az olsun. Kamera, film, banyo bizden.
    (2. adam) - Öyle ama çocuk canını tehlikeye attı. Hiç değilse bir 5000 TL verin. Hem senin yetkin var. Bunların yolunu da bilirsin.
    (M. Gözay) - Olmaz. Hem onun canının tehlikesi yoktu. Esas tehlike alttakilerindi. Kamerasına TRT yazdık, kimsenin şüphesini çekmedi. Üsttekilerin can tehlikesi yoktu.
    (2. adam) - Olsun canım verin işte bir 5000.
    (M.Gözay) - Bir daha iş yapmayalım mı yani bu çocukla. Böyle geçici hesap düşünmeyin de çalışmaları hoşumuza giderse onu temelli kadromuza alırız.

Bu tip konuşmaları biraz daha sürdü ve tekrar yürümeye başladılar. Yine takip ettim. En son olarak İntercontinental oteline girdiklerini gördüm. İleride bu kanlı olay ve tertipçilerinin anlaşılması yönünden bir yarar sağlayacağı kanısıyla bu konuşmaların değerlendirildiğinde bazı ipuçları bulunabilir düşüncesiyle olayları size iletmekte yarar görüyorum. Saygılarımla.

YARIN: Dava mağdurlara açıldı