'45 saniyeyi unutma'

Türkiye'yi yıkan 17 Ağustos 1999 depremi, ikinci yıldönümünde bir ABD belgesel kanalının çektiği filmle yeniden anımsanacak.

İSTANBUL - Türkiye'yi yıkan 17 Ağustos 1999 depremi, ikinci yıldönümünde bir ABD belgesel kanalının çektiği filmle yeniden anımsanacak. Türkiye'de Kablolu TV ve Digiturk'ten yayın yapan Discovery Channel'in hazırladığı 'Great Quakes: Izmit/Turkey' (Büyük Depremler: İzmit/
Türkiye) belgeseli, 17 Ağustos 2001 akşamı saat 21.00'de dünyadaki ilk gösterimini Türk televizyonlarında gerçekleştirecek.
Amaç eğitim
45 dakikalık belgeselde, afete karşı resmi ve sivil kesimlerin bilinçlendirilmesi ve eğitimi amaçlanıyor. Belgeselde çeşitli yardım kuruluşları, uluslararası sismologlar, sivil toplum temsilcileri ve hayatta kalan afetzedelerin öykülerine de yer veriliyor. Marmara Denizi'nde 'olacak' depremin provasının yapıldığı 'İzmit Depremi', bilgisayar simülasyonlarıyla birlikte 12 Kasım Düzce depremini de büyüteç altına alarak işliyor.
Ayasofya'dan görüntülerle başlayan belgesel, Amerikan Sismoloji Kurumu USGS yetkilisi Ross Stein ve İTÜ jeoloji profesörü Aykut Barka'nın tezleri üzerinde biçimleniyor. Yapımda, Stein ve Barka'nın 17 Ağustos felaketini iki yıl öncesinden tahmin ettiğinin birkaç kere altı çiziliyor.
Aralarında güvenlik kameralarının da bulunduğu deprem anı ve sonrasına dair birçok amatör ve profesyonel görüntünün arka arkaya ilk kez izleyenlere sunulduğu belgeselde ayrıca, AKUT kapsamında hizmet vermiş merhum dağcı İskender Iğdır'a ait dramatik görüntüler ve AKUT lideri dağcı Nasuh Mahruki ile yapılmış görüşmeler de bulunuyor. Belgesel AKUT'un ülke çapında yarattığı etkiye de dikkat çekiyor.
Eleştiri ve övgü
Belgesel, beraberinde inşaat sektörü, resmi birimler ve medyaya ilişkin eleştirel yorumlar da getiriyor. Binaların güçlendirilmesi ve yöntemlerinin anlatıldığı
programda, depremden alınan dersle mimarisi güçlendirilen Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali ile Düzce depremiyle harekete geçen resmi ve yerel birimlerden övgüyle söz ediliyor.
Yine Ayasofya ile kapanan yapım, Türk mimarisinin geçmişinden övgüyle bahsederken, geleceğin İstanbul'u ve diğer kentlerin ancak alınacak toplumsal ve bireysel önlemlerle geleceğe taşınabileceği mesajıyla bitiyor.