75 yıllık Artemis artık yok!

İngiliz Konsolosluğu'nun karşısındaki küçük berber dükkânında sakal tıraşı oluyordu, neredeyse 40 yıldır yaptığı gibi; aynı yerdeki aynı berberde. Birden büyük bir patlamayla sarsıldı. Dükkânın tavanı üzerine çökmüş, karşısında oturduğu ayna patlayıp mermi gibi suratına fırlamıştı.
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

İngiliz Konsolosluğu'nun karşısındaki küçük berber dükkânında sakal tıraşı oluyordu, neredeyse 40 yıldır yaptığı gibi; aynı yerdeki aynı berberde. Birden büyük bir patlamayla sarsıldı. Dükkânın tavanı üzerine çökmüş, karşısında oturduğu ayna patlayıp mermi gibi suratına fırlamıştı. Neyse ki berberin elleri tıraş ettiği yüzündeydi. İki elinden de kan fışkırıyor berberin. Patlamadan sonra ilk hastaneye koşanlardan biriydi.
Ama, 2003 Kasımı'ndaki Beyoğlu'ndaki İngiliz Konsolosluğu'na yapılan bu saldırının aslında sonun başlangıcı olduğunu bilmiyordu Niko Vafyadis.
Bu patlama babası Kanaki'yle amcası İstrati'nin kurduğu, bir dönem Beyoğlu'ndaki Balık Pazarı'nın en ünlü bakkaliyesi olan şimdiki adıyla Artemiz, kurulduğu adıyla Artemis'in yediği son darbeydi aslında.
75 yıllık öykü iki kardeşin 1920'li yılların sonuna doğru Trakya'nın Müreftesi'nden kalkıp İstanbul'a gelmesiyle başlıyordu. "Babamla amcam bir süre hamal olarak çalışmışlar İstanbul'da. Sonra Balık Pazarı'nın biraz aşağısında küçük bir bakkaliye açmışlar önce. Bakmışlarki işler iyi, 1931'de şu anki yere taşıyıp 200 metrekarelik bir bakkal dükkânı kurmuşlar. Deposuyla, buzhanesiyle o zamanın en büyüğü."
Dükkâna da Niko'nun babası olan Kanaki'nin ilk adı Artemisia'dan esinlenerek Artemis adını vermişler. Bu ad mitolojiden geliyor. Tanrı Zeus'un kızı Artemis.
Tarlabaşı orta halli ve zengin Rumların oturduğu bir semt zaten. Herkes akın ediyor dükkâna. Etrafta başka bakkaliye yok. Sadece semtteki değil, Cihangir'deki, Kurtuluş'takiler de alışverişlerini Balık Pazarı'ndaki Artemis Bakkaliyesi'nden yapıyorlar.
İşler iyi. Tam 29 kişi çalışıyor dükkânda. Altı tane küfeli taşıyıcı var. Telefonla gelen siparişleri yükleyip gönderiyorlar küfeyle. Yetişmek mümkün değil. Nefes bile alamıyorlar ama Taksim'de bir de apartman alıyorlar dükkânın kârıyla.
İlk darbe Varlık Vergisi
İlk darbe 1942'de geliyor. Niko o yıl beş yaşında. Ama babasının eve gelişini çok net hatırlıyor. Üzgün bir şekilde içeri giriyor babası ve annesine "Maalesef" diyor "İsmet (İnönü) her şeyimizi aldı." O yıl gidiyor işte apartmanları. O evde doğmuş Niko. Beş yaşına gelince satılıyor doğduğu apartman. Bugün de aynı apartmanda oturuyor ama kiracı olarak. Neyse ki apartmanı verip kurtuluyor babası, Aşkale'ye sürgüne gitmiyor.
"Varlık Vergisi'nde ağır darbe yemiştik. Ama dükkân kalmıştı elimizde. Kısa zamanda hepsini toparladık. Arkadan ikinci darbe geldi: 6-7 Eylül olayları. Daha yeni toparlanmıştık. Felaket iş vardı. Günde 17 teneke beyazpeynir satıyoruz perakende. Mezeler, sucuklar, pastırmalar. İşte o sırada geldi 6-7 Eylül'ün tokadı. Harabeye döndü dükkân. Bütün zeytinyağı tenekeleri, peynirler, ne varsa hepsi saçıldı Tarlabaşı'na."
Niko önce Zapyon'a gider, sonra liseyi Zoğrafyan'da bitirir. Elbetteki ilgisi ticaretedir. İstanbul Yüksek Ticaret'e başlar üniversite eğitimi için. Ancak babası hastalanır. 1958'de okulu bırakıp dükkânın başına geçer. Bu arada da 'Artemis' adı 'Artemiz'e dönüşür. "6-7 Eylül olaylarından sonra bilen bilmeyen, tanıyan tanımayan, herkes sormaya başladı 'Bu Artemis ne demek' diye. Giden gelen soruyordu. Çok rahatsız olduk. Avukatla görüştük 's'yi 'z' yaptık. Böylece 'Artemis' oldu mu sana 'Artemiz'. Yani 'ar-namus, ter-temiz' oldu."
1960'ta yangın geçirir Artemiz Bakkaliyesi, onu da atlatır. 1964'te Yunan uyruklular sınır dışı edilince müşteri kaybeder ama işleri hâlâ iyidir. "Yedek subaylıktan geldim. 1965'te evlendim. Felaket iş vardı. O zaman yazları adaya gidiyoruz. Akşam 10 vapuruna zor yetişiyorum. Sabah yedi vapuruyla geliyorum. Yine 30'a yakın çalışan var. Personele sabah kahvaltı, öğle ve akşam da yemek çıkarıyoruz. Bütün gün ayaktayız. Yılbaşı arifesinde 28, 29 Aralık geceleri saat üçte kalkar devamlı salam, pastırma keserdik 31'ine yetişmek için."
Arkasından 1974'te Kıbrıs olayları patlak verir. Bir göç dalgası daha dolaşır İstanbul Rumları arasında. Müşterilerin sayısı biraz daha azalır. Yine de işler iyidir. Çünkü gerek kalanlar, gerek parası olup da ağzının tadını bilen, iyi mezeden, iyi peynirden, iyi zeytinyağından anlayan İstanbulluların hayatından çıkmaz Artemiz Bakkaliyesi. Ama 74'te göçenler arasında Niko'nun kızı ve oğlu da vardır. Okumak için giderler Atina'ya ve yerleşip kalırlar.
Yine de işler iyidir. Özellikle Özal döneminin ilk yıllarında yine gözdedir Artemiz Bakkaliyesi. Açılan otel kumarhaneleri en kaliteli yiyecekleri toptan olarak alır buradan. Lüks eğlence yerleri de toptan alım yapan müşteriler arasındadır. Ancak 1994'ten sonra işler değişmeye başlar. Artık her geçen gün artmaktadır süpermarketlerin sayısı. İnsanlar ucuz ama kalitesiz mal bulmak için süpermarketleri tercih etmeye başlamıştır. Bu işkoluna büyük sermaye girince hayat alanları iyice daralır.
Düşüş dönemi başlamıştır
Niko bunları anlatırken, kendi de Tarlabaşı doğumlu bir Rum olan ve 1940'lı yıllarda babasının verdiği bir lirayla Artemis'ten aldığı karışık salam, sosis ve jamboların günlerce evde meze olarak yendiğini anımsayan Apoyevmatini Gazetesi'nin Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis yaşanan sürece ilişkin bir değerlendirme yapıyor:
"1955 kırılma noktasıdır. O tarihe kadar İstanbul Rumları geleceklerini bu ülkede görüyorlardı. Hiç akıllarına çekip gitmek gelmemişti. Çocuğunu burada eğitiyor, burada üniversiteye gönderiyordu. Yatırımını burada yapıyor, evini buradan alıyor. Ama 1955'te olaylar olunca belki birkaç kişi dışında kimse gitmedi ama mantalite değişti. Güven kayboldu. Artık Artemis gibi kafası çalışan büyük işletmeler yatırım yapmadı dükkânına. Büyümezsen küçülürsün. Dolayısıyla bu Rum kuruluşları büyüyüp ülkeye yayılacak hale gelemedi. Diğer büyük kuruluşlar başka kentlere atladı ama Rumlar bunu yapmadı. Hem korktu, hem de koşullar uygun değildi. Adam parası olunca eskiden Nişantaşı'ndan daire alırdı, daha sonra gidip Yunanistan'dan almaya başladı."
Yaşanan bütün olumsuz koşullara, 1994'ten itibaren neredeyse her sokak arasında süpermarket açılmasına bir süre direnmiş Niko. Ta ki 2003 Kasımı'nda İngiliz Konsolosluğu'na yapılan bombalı intihar saldırısına kadar. Ancak o tarihten sonra kimse girmez olmuş içeri.
Dükkânın bulunduğu Kalyoncukulluk'a, Balık Pazarı'nın girişine doğru götürüyor Niko bizi "Bak gözünü seveyim" diye, "Hiç kadın görüyor musun burada? Eğer bir bakkala kadın girmiyorsa orada iş bitmiş demektir." Bugüne kadar zarar etmesine, günlük cirosunun 100 YTL' ye dek düşmesine karşın direnmiş Niko. Dokuza düşen personel sayısını beşe kadar indirmiş. Ancak yine de işi yürütememiş. Sonunda kepenkleri indirmeye karar vermiş.
Fotoğraf çekmek için dükkânın kepengini açtırırken içeri girmek istemiyor Niko. Hatta bakmak bile istemiyor dükkâna. Buzdolapları sökülmüş, raflar aşağı inmiş. Bomba patlamış sanki içeride. Niko'nun üzüntüsü iki sözcük olarak ulaşıyor dudaklarına: "Böyle olmamalıydı!" Şimdi bir girişimci "Gel kebapçı yapalım" demiş. Biraz aklına yatmış görünüyor Niko'nun "Belki Artemis adı bir kebapçıda yaşar" diye. Ama bir gerçek var ki o değişmeyecek: hayatımızın 75 yıllık parçası, Niko'ya babasından kalan Artemis Bakkaliyesi Beyoğlu'nun Balık Pazarı'nda artık yok!