"90'lara değil, 30'lara dönüldü"

"90'lara değil, 30'lara dönüldü"
"90'lara değil, 30'lara dönüldü"
Kürt yazar Selim Temo, halk arasında krizi çözemediği için sivil siyasete bir kızgınlık olduğunu söylüyor. Ve hemen ekliyor: "Sivil toplumun kriz çözme potansiyeli ise gölgeden de hafif bir adamın, Tahir Elçi'nin şahsında katledildi."

RADİKAL - Batmanlı yazar Selim Temo, bugünün geçmişten kötü olduğunu söylerken, geçmişin de iyi olmadığını hatırlatıyor. “1990’lara rahmet okutan bir dönem bu. Bence devlet 90’lara değil, 30’lara döndü” diyen Temo bölgedeki iklimi şöyle anlatıyor:

Şu anda bölgedeki durum genel olarak nasıl?

Svetlana Alexievich, “başkalarının cesaretini, aldıkları riskleri kenardan izlemenin ahlaksız bir yanı var” diyor Nobel konuşmasında. Çocuğumu dahil etmediğim, başkalarının çocuklarının öldüğü bir savaşın kıyısından konuşmak da bana ahlaksızca geliyor. Evet bir savaş bu; eski ölülerin mezarları bombalanıyor, yeni ölülerin bir mezara gömülmesine izin verilmiyor. Bizim yerimize söz alıp İslamcıların ne kadar da şeker demokratlara dönüştüklerini anlatan kalemler haklı çıktıkları için memnun olmalılar!

Bugün geçmişten kötü, evet, ama geçmişin iyi olduğunu söyleyen de çıkmaz herhalde. Geçmişe dönülmeyecek, ama gelecek de çok belirsiz. Bu yüzden yaygın, seyreden bir ihtiyat var. Kobanê başkaldırısından önceki ihtiyata çok benziyor.

Kentlerde insanlar gündelik hayatını sürdürebiliyor mu?

Hendek açılan, barikat kurulan, ablukaya alınan yerlerde şehir savaşı yaşanıyor. Yakın çevrede yasaklı alanlar ve gittikçe gürleşen ateşle kavrulan bölgeler var. Görece sessiz bölgelerde bir kaynaşma var. Devlet ise bariyerlerle çevrilmiş resmi binalarda, zırhlı araçların içinde, kurşun geçirmez yelekli bir şey.

Güney Kürdistan’la yapılan ticaretin canlandırdığı ekonomik hayat, sınırın kapalı olması ve sınır boyunca uzanan Silopi, Cizre ve Nusaybin’in savaş alanına dönmesi nedeniyle durma noktasında. Gündelik hayat unutulmuş bir şeyi ara sıra hatırlamaya benziyor. Halk dalgın ve öfkeli.

İnsanlar ne düşünüyor? Olan biteni nasıl anlamlandırıyor? Kimi suçluyorlar veya bir suçlu arıyorlar mı?

Burası çok politik bir coğrafya. Kimse kanal kanal dolaşıp çoluk çocuğuna hasret kalan yorumcu, stratejist, analist hempaya bakıp tavır belirlemiyor. Herkes bunun Rojava ve 7 Haziranın intikamı olduğunu biliyor. Bu noktada sinen de var bilenen de. Devletin Kürtlerle iktidarı paylaşmak istemediğini düşünüyorlar. Müzakereden, sandıktan buraya gelinmesini buna yoruyorlar. Krizi çözemediği için bir kızgınlık var sivil siyasete, ama devletin tutumu, sivil siyasetin hiçbir şey yapamayacağının bilgisini de yayıyor. Sivil toplumun kriz çözme potansiyeli ise gölgeden de hafif bir adamın, Tahir Elçi’nin şahsında katledildi.

90’larda da benzer olaylar yaşandı. O günler ile kıyaslandığında şu anki durumun farkı nedir?

90’lı yılları genç bir adam olarak yaşadım. O dönemde politikleşmiş, ulusal bilince sahip Kürtlerle devletin mücadelesi vardı. Sonra 90’lar bitti, bütün Kürtler Kürt oldu! AKP siyasi Kürt kitlesinin karşısına “siyasi olmayan bir Kürtlük” modeliyle çıktı. Şöyle diyeyim; klasik devletin inkar ettiği gerçekliği ikrar ederek örtmeye girişti, “evet, Kürtler vardır, ama bir ulus olmaktan kaynaklı hakları yoktur” dedi. Kürt hareketine uzak duran önemli bir kitle bu çerçeve içine dahil oldu. Ancak özellikle Rojava’ya yönelik tutumdan sonra neredeyse tümü Kürt siyasetinin tarafına geçti. Bence devletin hedefi bu kitleyi “geri kazanmak.” Onlara “Kürtlüğün bir maliyeti var” demek istiyor.

1990’lara rahmet okutan bir dönem bu. Bence devlet 90’lara değil, 30’lara döndü. Yeni bir tedip (sindirme) ve tenkil (göçertme) harekatı yürütülüyor şu anda.

Bu olayların biteceğine, yeniden diyalog ortamının oluşabileceğine veya başka bir sürecin başlayabileceğine dair bir umut var mı?

Elbette bu savaş sürdürülebilir bir savaş değil. Eninde sonunda masaya dönülecek. Bu işin çözümü çok basit; iktidarı Kürtlerle bölüşeceksiniz! 150 yılın sonunda bu anlaşılamamışsa bir çözme değil, bir sindirme girişimi var demektir. Aman Kürtlere daha fazlasını vermeyin diyecek en son insan benim, ama devrilen her masaya tekrar dönüldüğünde Kürtler çıtayı yükseltecektir.

Toplumun bu bilinç düzeyine gelmesini devletin yanlışlarıyla açıklamak doğru olmaz. Halk Güney ve Rojava’daki kazanımları görüyor. Bir de yeni bir süreç başladığında ne konuşulacak, çok merak ediyorum. Annesinin cesedini bozulmasın diye derin dondurucuya koyduğu 13 yaşındaki Cemile Çağırga’dan bahsedilecek mi mesela?

Siz bir entelektüel, yazar olarak ne hissediyorsunuz? Geleceğe nasıl bakıyorsunuz?

Kürt siyaseti Kürt entelektüellerini işin içine karıştırmaz zaten, devlet ise Kürt entelektüellerini ancak biat edince sever sayar. Yankısız bir sesim var bu yüzden, kendimi çok güçsüz hissediyorum. İzlemek bile ahlaksızlıksa ne yapabilirim?

Kendimi şöyle avutuyorum: Paul Celan Nazilerin toplama kampındayken şiir yazıyordu; “Ölüm Fügü”nü mesela. O halde şiir yazmalıyım, halkımın edebiyatına hizmet etmeliyim. Dostum Kawa Nemir de bu cehennemde Ulysses’i Kürtçeye (Kurmancî) çeviriyor. Keşke bir sütanne olup bebekleri emzirebilseydim!