ABD'den bazı generallere mesaj

Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Soli Özel'e göre, Başbakan Erdoğan'a üst düzey protokol uygulayacak olan ABD yönetimi, askere mesaj veriyor.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Soli Özel
Hem diplomaside, hem siyasette son günlerde hareketlilik çok arttı. İlk kez bir Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Türkiye'yi ziyaret etti. Ocak sonunda Amerika'ya gidecek olan Başbakan Erdoğan'a da Başkan Bush'un Beyaz Saray'da üst düzey bir protokol uygulayacağı açıklandı. Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi Türkiye'deyken, Genelkurmay İkinci Başkanı bir basın toplantısı düzenledi. Ve bu arada DGM, DEP'lilerin tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bütün bu hareketlerin, davranışların tabii ki topluma birebir yansımayan mesajları var. Ortadoğu yeniden şekillenirken ve Türkiye kendini Avrupa Birliği üyeliğine hazırlarken, ülkede değişime karşı olanlarla, değişimden yana olanlar karşılıklı hamleler yapıyor. Biz, bütün bu karşılıklı mesajların anlamını, hedefini, kimin hangi hamleleri niye yaptığını, amaçlarını, Amerika'nın AKP'ye nasıl baktığını, Türkiye'yi nasıl değerlendirdiğini, devletin içindeki Batı karşıtlarının pozisyonlarını Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Soli Özel ile konuştuk. Ortadoğu, Amerika, Avrupa Birliği üzerine çalışmalar yapan ve dış politika üzerine köşe yazısı yazan Soli Özel, New York Times'ın ünlü yazarı Thomas Friedman'ın Türkiye konusundaki önerilerinin nedenlerini ve amaçlarını da değerlendirdi.



Birdenbire yenidenİncirlik sorunuyla karşılaştık. Amerika Irak'taki askerleriniİncirlik Üssü'nden Amerika'ya geri götürmeye ve yenilerini getirmeye hazırlanıyor. Amerika niye İncirlik'i kullanmak istiyor? Başka seçeneği yok mu?
İncirlik'i kullanması makul. Irak'taki üsler henüz bitmedi. Kuveyt ve Bahreyn'dekiler de çok güneyde kalıyor.
Mart tezkeresi sırasında Amerika ile bozulan ilişkilerimiz düzeliyor mu? Bu talep onun işareti mi?
1 Mart tezkeresinde bozulan Türk-Amerikan ilişkileri değildi. Bozulan, Türk ordusuyla Amerikan ordusu arasındaki ilişkilerdi. Tezkerenin geçmemesiyle, Türk-Amerikan ilişkileri hasar gördü ama büyük kopuş Pentagon'la TSK arasında oldu. TSK'nın, bugüne kadar Pentagon'un asker ve sivil kanadından her zaman koşulsuz destek aldığı düşünülürse, yaşanan bu gerginlik Pentagon açısından asla kabul edilemeyecek ve affedilemeyecek bir şeydir.
Peki İncirlik Üssü'nün kullanılması talebi, Pentagon'la Türk ordusu arasındaki ilişkilerin düzeldiğinin bir işareti mi oluyor şimdi?
İlişkileri iyileştirmede bir adım bu. İncirlik'le ilgili kararname, Irak'a asker gönderme pazarlıkları yapıldığı sırada gizlice çıkarılmış. Kuşku yok ki, Türkiye'de hükümet ve ordu, Türk-Amerikan ilişkilerini yeniden doğru raya oturtmak amacıyla bir gayret içine girdi.
Başbakan ay sonunda ABD'ye gidip Başkan Bush'la görüşecek. Sonra da öğle yemeği yiyecekler. Üst düzey bir kabul protokolü bu. Amerika niye böyle bir protokol uyguluyor şimdi Erdoğan'a?
Bu protokol, Amerikan standartlarında en üstün bir altı sayılıyor. En üst bir akşam yemeğidir. Erdoğan'a uygulanan protokol, tezkerenin geçmemesindeki sorumluluğuna rağmen, AKP hükümetine, 'Sizi sorumlu tutmuyoruz, sizinle işbirliği yapmak istiyoruz' mesajı vermesidir. Çünkü Türkiye, Amerika ve dünya açısından önemli bir ülke. Türkiye'nin bu öneme uygun bir tavır sergilemesi için de, ona olumlu ve yapıcı yaklaşılması gerekiyor. Zira Türk-Amerikan ilişkilerinin iyi gitmemesinden iki ülke de zarar görür. Amerikalılar bunun idrakinde. Ayrıca bu görüşmede ABD'nin Türkiye'den bazı talepleri olacak. Bu talepleri yaparken, ilişkinin dayatmalar olarak değil, eşitler arasındaki bir diyalog gibi görünmesini sağlamak için de böyle üst düzey bir protokol uygulanıyor olabilir.
Türkiye'den ne talep edecekler?
Eğer Amerikan Başkanı elden teslim edilmek üzere Türk ve Yunan başbakanlarına Kıbrıs konusunda bir mektup göndermişse, Ankara'da pek çok kişinin sandığının aksine Kıbrıs, Amerika açısından çözülmesi gereken
önemli bir meseledir. Ayrıca Bush, bu görüşmede Erdoğan'a ABD'nin Irak projesinin yanı sıra, Ortadoğu'nun geneline dönük demokratikleşme planının da ne anlama geldiğini söyleyecek. Artık Türk-Amerikan ilişkilerinin güvenlik alanının dışında farklı eksenler üzerine oturduğunu görmek lazım. Eski Büyükelçi Marc Parris'in de dediği gibi Türk-Amerikan ilişkileri eskisi gibi stratejik birliktelik olmayacak.
İlişkiler nasıl olacak peki?
Atlas Okyanusu'nun kıyısı Fas'tan başlayıp Afganistan'ın doğu sınırına kadar uzanan çok tatsız bir bölge var. Bölgenin nüfusunun çoğunluğu Müslüman. Bu bölgede otoriter rejimler hâkim. İnsanların çoğu genç ve umutsuz. Şiddet siyasetin dili olmuş. Herkes değişim gerektiğinin farkında, ama bu değişimin her şeyi berhava etmeden, siyasi yoldan yapılıp yapılamayacağı kestirilemiyor. İşte tam bu coğrafyanın merkezinde toplumu Müslüman olan bir Türkiye var. Bu ülke kör topal da olsa demokratikleşiyor,
iyi kötü bir laikliği ve bir kapitalist ekonomisi var. Üstelik Avrupa Birliği'ne de çok yaklaşmış. Bu özellikleriyle Türkiye, askeri açıdan olduğundan çok daha önemli bir konumda şimdi. Türkiye'nin bu örnek konumunu Amerika'da görenler var.
Amerika'nın Erdoğan'a üst düzey kabul protokolü uygulaması, bütün diplomatik davranışlar gibi birtakım mesajlar taşıyor herhalde. Kimlere yönelik bu mesajlar?
Herkese yönelik. Bu kabul, Amerika'nın, AKP'ye bir siyasi partner olarak güvendiğini ve hükümetin reformculuğunun ABD açısından önemli olduğunu gösteriyor. Bu reformculuk hem siyasi İslam'ın laik ve demokratik bir çerçeve içinde terbiye edilip olgunlaşması demek. Hem de, Türkiye'de başta sivillerin üstünlüğü olmak üzere, AB' nin demokratik normlarına uyum sağlayan dönüşümlerin yapılması demek.
Sürekli olarak orduda bir kanadın hükümetten rahatsız olduğunu okuyoruz gazetelerde. Amerika, orduya da bir mesaj veriyor mu?
Amerika orduya değil, Silahlı Kuvvetler içinde AKP'nin hükümet olmasından ve uyguladığı reformlardan rahatsız olanlara, Kıbrıs'ı kendi ölçeğinin çok ötesinde bir yere oturtarak, çözüme ısrarla muhalefet yapanlara bir mesaj veriyor olabilir. Ama Genelkurmay İkinci Başkanı basın toplantısında,
'Muhalif görüşleri içeren belgeler bizim iç hazırlıklarımızdır. O iç hazırlıklarda herkes istediğini söyler. Ama Genelkurmay olarak ne dersek, ordunun pozisyonu odur. Muhalifler TSK'nın iradesine uymak zorundadır' mesajını verdi. Zaten AB hedefi ve reformlar güçlü bir toplumsal talep olmayı sürdürdükçe, bu süreci gerilla taktikleriyle engellemeye çalışanlar,
sadece kendi kurumlarına zarar vermekle kalacaklar.
Türkiye'de tuhaf bir gelişme oldu. Ordunun siyasete karışmasına karşı çıkan ve üyelerinde böyle bir uygulamaya izin vermeyen AB'nin başbakanı sayılabilecek Prodi, Türkiye'deyken Genelkurmay bir basın toplantısı düzenleyerek çeşitli konulardaki görüşlerini açıkladı. Bu iki olayın aynı zamanda yaşanmasını nasıl açıklıyorsunuz peki?
Basın toplantısının AB Komisyon Başkanı Romano Prodi Türkiye'deyken yapılması tesadüf değildir. Genelkurmay'ın bir işi düşünmeden, siyasi mesajının çok iyi anlaşılacağından emin olmadan yapacağını düşünmüyorum.
Ordu da Avrupa'ya mı mesaj veriyor bu durumda?
Evet. Hükümetin sorumluluğunda olması gereken konularda görüş beyan etmekle, 'Siyaseten biz buradayız. Cumhuriyet'in temel niteliklerinin aşınmasına izin vermeyecek bir kurum olarak daha bir müddet de burada var olmaya devam edeceğiz' diyor. Ayrıca ordudaki sertlik yanlılarına, AB'ye karşı duranlara ve hükümeti beğenmeyenlere de 'TSK'nın Kıbrıs'ta çözüm istediği, orduyla hükümet ve Dışişleri arasında sürtüşme olmadığı' mesajını da veriyor. Çünkü Genelkurmay başkanının duruşuyla TSK'daki eş rütbeli ya da daha alt rütbeli bazı subayların duruşu arasında 'nüans' diye geçiştirilemeyecek farklar var. Dolayısıyla Genelkurmay karargâhı konuştuğu zaman, sadece dışarıya ve topluma değil, belki daha da fazla kendi içine konuşuyor.
Avrupa, DEP'li milletvekillerinin yargılanma biçimine de uluslararası hukuk açısından itiraz ediyor. Prodi buradayken yapılan yargılamada DEP'li milletvekillerinin tutukluluk hali de kaldırılmadı. Bu da yargının AB'ye mesajı mı?
Bizdeki yargı kurumunun Avrupa'ya uyumda çok yavaş olduğu ortada. Dünyaya bakışta, hukuk sisteminde, kanunları yorumlayışta Avrupalılığın ne anlama geldiğini bilmeyen veya bilmek istemeyen pekçok hakim ve savcı var.
Ordu ve yargı Avrupa Birliği'nin standartlarından ve evrensel hukuk kurallarından rahatsız mı?
Orduda ve yargıda öyleleri var, ama gidişe bakmak gerek. Kamuoyunun talebine, hükümete, işlerin gidişine ve ülkenin 200 yıllık yönüne bakın... Türkiye'nin 21'inci yüzyılı Batılı normlara sahip bir ülke olarak yaşamasını engellemek isteyenler çok fuzuli bir mücadele veriyor. Türkiye'nin 20'nci yüzyılın başlarına uygun normlarla yönetilmesi artık mümkün değil. Ulus-devlet kurma projesi otoriter bir projeydi. Piyasa mekanizmalarının devreye girdiği, toplumsal sınıfların oluştuğu ve ayrışmanın derinleştiği bugünkü Türk toplumunda artık sorunları çekiçle, balyozla, şalla çözmek mümkün değil.
Avrupa, ordunun ve yargının mesajlarını nasıl algılıyor sizce?
Genelkurmay'ın basın toplantısının zamanlamasını düşüneceklerdir tabii. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin önünde aslında iki-üç mesele var. Bir, dinsel azınlıkların özgürlüklerinin korunması meselesi. Buna giderek daha fazla önem veriyorlar. İki, TSK'nın sivil siyasetteki etkisinin azaltılması konusu. Bu basın toplantısı, 'Durun bakalım, o kadar da acele etmeyin' mesajı olarak algılanacak. Ama kendi çıkardığı kararnameyi savunamayan bir hükümete de bu olur tabii. 2003 yılında gizli kararname olur mu? Türkiye'yi demokratikleştirme, şeffaflaştırma ve sivilleştirme amacıyla iktidara gelmiş bu hükümetin başbakanı İncirlik'i kullandırmak için gizli kararname çıkarıyor, sonra da ortaya çıkıyor, 'Bunu asker istedi' diyor. Ayıptır. Hükümet kendi sorumluğundaki bir şeyi, acaba tabanım ne der korkusuyla milletten gizlediği için bu rezillik yaşandı.
New York Times'ın ünlü yazarı Thomas Friedman, Türkiye'nin mutlaka AB'ye girmesi gerektiğini yazarak, gerekirse bu üyeliğin sonucunda Avrupa'nın harcaması gereken parayı ABD'nin ödemesini istedi. Frieidman sizin ahbabınız. Niye böyle bir şey öneriyor?
Türkiye'yi onun indinde çok daha anlamlı kılan şey, 11 Eylül sonrasında yaptığı Ortadoğu turlarıdır. Friedman, fakirlik, adaletsizlik, eşitsizliğin olduğu, özgürlüğün ise olmadığı, öfke patlamasının ancak dini bir söylemle yaşanabildiği bu bölgede, Türkiye'nin ne kadar ayrıcalıklı bir konumda olduğunun farkında. Çünkü Arap dünyasından 30 yıldır yeni bir siyasi akım çıkamıyor. Friedman, Batı-İslam dünyası arasındaki çatışmanın sonuçlarının ne olabileceğini görüyor ve ağırlıklı olarak Müslüman nüfusa sahip 70 milyonluk Türkiye'nin bölgede bir başarı öyküsü olmasını önemsiyor. Batılı seçim sisteminde kalarak değişimini kansız yapan Türkiye'ye, Batı'nın bir eşit gibi davranabileceğinin gösterilmesinin ise Arap dünyasındaki öfkeyi sakin sulara götürme açısından önemli olduğunu düşünüyor. Friedman, 'Yeni dünya düzenini çatışmasız ve daha az kanlı nasıl kurarız' sorusuna verdiği cevapta, Türkiye'yi anahtar ülke gösteriyor.
Friedman'ın görüşüne karşı çıkanlar var mı Amerika'da?
Pentagon'da 'Türkiye, AB içinde olmasın, bizimle özel ilişki içinde kalsın' diyen pek çok insan var. Mesela Richard Perle, Bernard Lewis de bunu söylüyor. Ama Türkiye'nin Batı sisteminin içinde olmasının önemi 11 Eylül'den ve özellikle de 1 Mart'tan sonra çok arttı. Türkiye'nin Batı'yla ilişkisinin artık kopamayacak şekilde kökleşmesi de ancak AB'ye entegrasyonla olabilir. ABD, Batı sistemi içinde bir Türkiye istiyor. Fas'tan Afganistan'a kadar uzanan coğrafya, yeryüzünün, dünyayla birleşmekten kaçınan tek alanı. Bu bölgenin dünyayla daha farklı bir ilişki kurması gerekiyor. Clinton'ın da dediği gibi, Türkiye bu nedenle 21'inci yüzyılda çok önemli bir rol oynayacak.
Sizce yıl sonunda AB, bize üyelik müzakeresi için tarih verecek mi?
İhtimal arttı, yüzde 49'dan 51'e çıktı. Önümüzdeki altı ay, uygulamada ve yargı reformunda ciddi adımlar atılmalı. Yok kapısı beş santim dar diye, yok 'Biz zaten Kürtçe bilmiyoruz, o zaman bu afiş asılamaz' diye olmadık engeller çıkarılmamalı. Bir de Kıbrıs meselesi var tabii. Türkiye'yle ilgili kararı büyük devletler verecek. İspanya, İngiltere, İtalya desteğini açıkladı. Alman hükümeti de yanımızda olduğunu ilan etti. Bir tek Fransa kaldı. Fransa'nın oluru alınmadan AB'den tarih alınamaz. Onun kararı temmuzda anlaşılacak.
Tarih alınırsa sonuçları ne olur?
Müzakere tarihinin alınması üyelikten daha önemli. Türkiye'de toplumun dönüşüm isteği var ama, ülkedeki yerleşik çıkar ağları ve devlet kurumları karşısında toplumun gücü bu değişimi yapmaya yetmiyor. Dışarıdan ittifaklara ihtiyacı var. AB hedefi ve Amerika'nın desteği bu dış dayanağı sağlıyor.
Peki tarih almazsak ne olur?
AB'den tarih alamayan bir Türkiye'de iç çatışma ve bölünme ihtimalinin artacağından korkuyorum. Türkiye'deki Sünni-Alevi, Türk-Kürt, İslamcı-laik, fakir-zengin gibi fay hatları AB hedefi ve onun sağladığı umut nedeniyle şu anda kırılmıyor. AB kimilerinin iddia ettiği gibi bizim ulusal birliğimizi tehdit etmiyor, aksine ulusal birliğimize muazzam katkıda bulunuyor. Ama AB ulusal hedef olmaktan çıktığı takdirde, biz bize kalacağız ve işte o zaman 'Kürtler ya da Aleviler de çok oldu' diye bir hesaplaşmayı harekete geçirmek isteyenler olabilir, bu ülkede. Kendimizi yeniden 15 yıllık bir iç savaşın acılarının içinde bulabiliriz.
Amerika'ya ve Avrupa'ya rağmen Türkiye'deki bazı güçler, Türkiye'yi Batı'dan koparıp, kendi içine kapatabilir mi sizce?
Türkiye'deki Avrasyacılar, Neo-Atatürkçüler, ne Türkiye'yi ne de dünyayı anlıyorlar. Bazı güç odakları güçlerinden vazgeçmek istemiyor ya da kafalarına yeni bilgi zerk edemiyor diye Türkiye dünyaya kapatılamaz. Türkiye kendine rağmen ileriye gidecek bir ülke. İslami otoriter veya laik otoriter bir yola girmesi dünyada o kadar çok şeyi rahatsız eder ve yıkar ki, dünya buna kolay izin vermez. Türkiye'nin iç dokusu da buna uzun süre izin vermez.
2004'te Türkiye'de neler olmasını bekliyorsunuz?
Temmuza kadar AB taraftarlarıyla karşıtları arasında çok şiddetli mücadeleler ve çatışmalar olacak. Uygulamada sorunlar ve provokasyonlar yaşanacak.