'Acı Aşk'ı çekmesem ölürdüm!'

Onur Ünlü, 'Acı Aşk'ın senaryosunu üniversiteden beri tanıdığı Taner Elhan'a doğum günü hediyesi olarak vermiş. Tam da Elhan'ın, 'Bu sene de film çekemezsem ölürdüm' dediği bir zamanda



ELİF TUNCA


İSTANBUL - Yeşilçam’da meşhur bir hastalık vardır; sevdiğine kavuşamazsa ölecek hastalığı. Taner Elhan’da da aynı semptomlar saptanmış. Teşhis; film çekemezse ölecek! Neyse ki dostu Onur Ünlü imdada yetişip ‘Acı Aşk’ senaryosunu vermiş Elhan’a. Hem de 39’uncu doğum günü hediyesi olarak!
Aslında Taner Elhan bugünler için çok eskiden beri hazırlanan bir isim. Ankara’da henüz küçük bir çocukken babasının karanlık odasıyla birlikte merak salmış bu işlere. 8 mm’lik kamerasıyla ilk filmini çektiğinde ise yaşı 14’müş. “Evimiz boyanıyordu ben de onu çekiyordum. Ama maalesef göremedim bu filmi. Daha sonra eve hırsız girdi ve aldıkları arasında, içindeki 3 dakikalık filmiyle bu kamera da vardı.” Üç yıl sonra Almanya’dan son model video kamerası ve kasetleriyle gelen arkadaşı yeni bir imkân sağlamış Elhan’a. Bu defa da arkadaşlarını oynattığı bir kısa film çekmiş. “Fakat arkadaş benle tekrar görüşemeden Almanya’ya döndüğü için o film de yok ortada. Yıllar sonra karşılaştığımızda sordum ama tabii yerinde yeller esiyordu filmin.”

Sinemaya küsmüştü
Üniversite çağı geldiğinde “Allahtan ki” diyor Elhan, hiçbir yeri kazanamamış. Sonra ‘sanat sepet okulları’ var diye duyup Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nin yolunu tutmuş. Arayıp da bulamadığı şey! Daha birinci sınıfta hemen ‘Yeşil Çukur’ adlı kısa filmini tamamlamış, yarışmalara yollamış. Ama ses seda yok. Ertesi yıl yeni bir kısa film, yeni yarışmalar... Ama talih bir türlü dönmüyor, Taner Elhan’ın filmi ön jüriyi bile geçemiyor. Serde gençlik, gençlikte de cesaret olunca dayanmış ODTÜ’de Deniz Derman’ın kapısına, filminin neden seçilmediğinin ‘hesabını’ sormuş. Aldığı cevap, aslında bizim bugün sorduğumuz ‘Taner Elhan bu zamana kadar neredeydi, neden film çekmedi?’ sorusunun da cevabı. Derman, “Senin sinemacı olacağını düşünmüyorum. Sende dil sorunu var, görüntüyle bir şey anlatamıyorsun. Bırak bu işleri” deyince Elhan bir küsmüş pir küsmüş. “Arkadaşlarımın filmlerine hep yardım ettim ama tek başıma film çekmedim okul bitene kadar.”
Sonrası, okul arkadaşı Onur Ünlü’yle biraz hayat gailesi biraz da sinemaya başka bir şapkayla dahil olma çabası. Eskişehir’den İstanbul’a geldiğinde bir süre Osman Sınav’la çalışmış, daha sonra Ünlü’yle bir ajans kurup reklam işleri kovalamışlar. Nihayet ‘Neden film yapmalıyız, nasıl film yapmalıyız’ üzerinde kafa yorarken bu işin adı da konmuş ve Eflatun Film kurulmuş. Kameraya el sürmemeye yeminli gibi duran Taner Elhan’ın adının yanında hep ‘yapımcı’ yazmış bu esnada. Yine okul arkadaşı olan ‘Kurtlar Vadisi Gladio’nun yönetmeni Sadullah Şentürk vesilesiyle ‘Kurtlar Vadisi Irak’ta reji ekibine dahil olmuş. “Gördüğüm en büyük ve en zor setlerden biriydi. İyi bir tecrübe oldu” diye anlatıyor o çekimleri.
Eflatun Film ‘Polis’, “Güneşin Oğlu’ ve seneye mayısta vizyona girmesi planlanan ‘Beş Şehir’le tecrübelerini sağlamlaştırırken Taner Elhan, yıllardır içine attığı derdi söylemiş Onur Ünlü’ye: “Yapımcı yapımcı, nereye kadar? Ben bu sene de film çekmezsem gidip bakkal dükkânı açacağım.” Zincir marketlerin çökmesinden endişe eden Ünlü de arkadaşını sinemada tutabilmek için ‘Acı Aşk’ın senaryosunu doğum gününde elleriyle teslim etmiş. “Zaten konuştuğumuz bir hikâyeydi, biliyordum daha önce. Ama süper bir senaryo! Bence herkes Onur Ünlü senaryosu çekmek ister; labirent gibi, çok zekice!”
Senaryo çıkış noktası ama elbette onu perdeye aktarmak ayrı bir marifet. Taner Elhan’ın, yıllar önce güvenilmeyen yönetmenlik yeteneği işte burada gösteriyor kendini. “Fark edilir mi, anlaşılır mı; bilmiyorum ama ben görüntülerle, çekimlerle imzamı atmaya çalıştım. Yani elbette senaryo Onur Ünlü’nün ama bu, Onur Ünlü senaryosunun benim bakış açıma göre çekilmiş hali. O çekseydi başka olurdu, farklı biri çekse bambaşka olurdu. Ben kendime göre bir rejiyle, ışıkla, kameramı yerleştirdiğim yerle kendi algımı, yorumumu yansıtmaya çalıştım.“

Aldatılmayı kaldıramıyor
Kendi yorumu demişken hemen filmin öyküsüne dair yorumlarını da almak gerek. Mesela kimsenin kanının ısınmadığı şu çapkın edebiyat hocası Orhan hakkındaki yorumlarını: “Böyle bir adam olur mu? diye soruluyor mesela. Evet, böyle adamlar var! Biz hikâyeyi farklı şekilde anlatıyoruz ama aslında bu, çok rastladığımız bir şey. Aldatılmayı kaldıramayan -filmde de dendiği gibi- Doğulu bir erkeğin halleri diyebiliriz. Orhan’ı tabii ki haklı bulduğum falan yok. Hatta o dört karakter de ölmeyi hak ediyor bence!” Elbette sadece karakterlerden söz ediyor, yoksa bütün oyuncularından çok memnun. Nasıl memnun olmasın ki; sigara kullanmayan Halit Ergenç’e, film için bir sahnede bir paket sigara içirmiş!
Hasılı, Taner Elhan’ın beklediğine değmiş; Onur Ünlü’den senaryo, işine karışmayan, hatta attığı sahnelere kıyamayıp “Olsun, uzun olsun, sen koy o sahneleri de” diyebilen Timur Savcı gibi bir yapımcı, her biri performanslarını en üst düzeyde sunan Halit Ergenç, Cansu Dere, Songül Öden, Ezgi Asaroğlu gibi oyuncular... Elhan’ın çekip de göremediği ilk iki filminin yerine şimdi herkese göğsünü gere gösterebileceği bir filmi var. Bizim de ondan beklediğimiz yeni filmler elbet...