Açık görüş: Polis-protestocu

Açık görüş: Polis-protestocu
Açık görüş: Polis-protestocu

Gazın ardından Taksim topla vakit geçirdi. Polislerle konuşan kimileri Sizden korkuyorum diyor.

Gezi Parkı protestolarında sakin geçen gece sonrası polislerle göstericileri 'The Heat' filmindeki gibi sohbette yakaladık.
Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

Gezi Parkı’ndan ülkeye yayılan protesto dalgasında Taksim’de yine ‘film setlerini’ andıran görüntüler vardı. İlk olarak Taksim Meydanı’na getirilen bir kuyruklu piyano -evet o klasik müzik konserlerinde gördüğünüz, büyük piyanolardan- vardı: Piyanist çaldı, göstericiler dinledi. Piyanistlerle ilgili bilgi: Alman Davide Martallo ile Türk Yiğit Özatalay. Birinci konseri meydanda veren piyanistler, gece saat 01.00 sularında Gezi Parkı’na giden merdivenlerde ‘bis’ yaptı... Keyifli dakikalar yaşandı.
Gezi Parkı protestoları boyunca her gün ‘olay yeri’ne uğradım ve bir film çekecek kadar şeye tanıklık ettim. Ama en etkileyici olanları, devrim gerçekleşen bir ülkede, ‘başkanlık sarayı’na giren halk misali, kitleyle beraber Atatürk Kültür Merkezi’nin çatısına çıkıp İstanbul ’u izleyişimiz ve meydana getirilen piyanoyu dinleyişimizdi.
Saat 02.00’de polislere doğru gidip meydanı turlamak istedik. Belirli bir noktanın ardına geçemedik. Halk zannettiğimiz kişilere doğru giderken uyarıldık: “Arkadaşlar diğer taraftan.” Meğer polislermiş.
Meydandaki heykele gelince Al Pacino ve Robert De Niro’nun başrollerini paylaştığı ‘The Heat’ (Büyük Hesaplaşma) filminin sonlarına doğru yaşanan sahneyi görüyoruz: Filmde, karşıt saflardaki Al Pacino ve De Niro, bir kafede kahve içip birbirlerine meydan okurlar. Ardından saflarına geri dönerler. O sahnenin benzerini gördük: Protestocu-polis müzakerelerini yakaladık...
Ana konu sosyal medya
Ana konu sosyal medya. “Kaç kişinin gözünü çıkardınız ama” sözüne polisler “Bir sürü yalan çıktı orada (Twitter). ‘Üzerinden TOMA geçmiş’ dediler. Yalanmış gördük” savunması yapıyor. Protestocu diretince ise “Ben görmedim” diyorlar.
Polislerin çoğu birkaç yıllık polis. Birkaçtan kastım henüz beş yıl bile olmamış. “Mesainiz ne zaman başladı, ne zaman bitecek?” diye soruyorum. “Olaylar hangi gün başladı? 31 Mayıs mı?” diye sorup anlatıyor:
“O gün başladık, daha durmadık. Biz de çadır kurduk buradayız.”
Ama sürekli aynı yerde görev yapmıyorlarmış: “Gazi Mahallesi’nde olay oluyor bazen oraya gidiyoruz. Bazen Dolmabahçe ya da başka bir yere” diyor. Mesai yapınca para almıyorlarmış. Bu arada polisler şuna eminler: Hiçbirinin ailesinden hiç kimse bu protestolara katılmamış. “Ama belki arkadaşlarımızdan olabilir” diyorlar.

‘Angry Birds oynar gibi bize taş atıyorlar’

Şahsi fikrini aldığımız bir polis, Gezi Parkı protestoları için “Çevre için konuşanlar haklı olabilirler bilemem” yorumunu yapıyor.
“Çok sert davranmıyor musunuz” sorusunu garip yanıtlıyorlar: “Bakın masum göstericiyle sorunumuz yok. Bize taş atanlar var. Adam TOMA’dan taş sektiriyor bize doğru. Angry Birds oynar gibi taş atıyorlar.”
Biber gazından normalde etkilenmiyorlarmış ama maskeyi çıkarınca bir süre kendilerine gelemiyorlarmış: “Sigara içemiyoruz, yemek yiyemiyoruz bir süre.”
Biber gazı çeşitlerini anlatıyorlar. “En etkilisi smoke” diyor. Çünkü en yoğun duman onunkiymiş. ‘Smoke’ dedikleri bu el bombası şeklinde olanı. Yakın temas olunca onu orta yere bırakıyorlarmış. Ağır olduğundan kafa yaralanmalarına sebep olabiliyor. Biber gazından laf açılınca ben de “Kimi polisler kural gereği 45 derece açıyla silahı doğrultup biber gazı atmaları gerekirken, direkt olarak kişileri hedef alıyor. Buna ne diyeceksiniz?” çıkışını yapıyorum. Cevabı, “Çeşitli atış şekilleri var. Kasti olanlar varsa araştırılsın” oluyor. Polislerin ‘devlet dili’ne hâkim olduklarını görüyorum.

‘Bir tek yokuş yordu’

“En çok neredeki protestoda zorlandınız?” diyorum, ringe çıkacak boksör edasıyla göğsünü şişiriyor ve “Hiçbirinde zorlanmadık” deyip ekliyor: “Taksim’e yürüyerek çıkarken yokuş yordu. Bir de Dolmabahçe’de 40 dakika taş yedik. Talimat gelene kadar müdahale edemedik.

Orada taş yağmuru altında kaldık.”

Protestocuların yaptıkları barikatları ise beğenmemişler. Yine aynı boksör edasına bürünüyor: “Barikatlar iyi değil. Amatör işi. Araç önünde duruyor tamam, demirleri bize doğrultmuşlar ama başarılı değildi. Sağından solundan geçiliyor.” “Barikatların ‘tecrübesiz’ oluşu bile karşı tarafın şiddet düşünmediği anlamına gelmez mi?” sorumu karşılıksız bırakıyor...
Protestoculardan birisi polislerle fotoğraf çektiriyor. “Sizden korkuyorum” dese de karşıdan “Polisten korkulur mu hiç” güleryüzlü yanıtını alıyor. İkili konuşmalarda polislerin ağzından en çok duyulan ifade şu: “Tamam işte ben de aynı şeyi söylüyorum. Aynı şeyi konuşuyoruz.”
Genelde gülümseyen bir ifadeyle protestocularla konuşan bu polisleri görünce “Hangi ara bu şiddeti uyguluyorsunuz” diye sormak istiyorum ama vazgeçiyorum. Çünkü aramıza üniforma girdiği sürece anlaşmanın güç olduğunu düşünüyorum.