Acılı yürekten öfke değil ders...

Acılı yürekten öfke değil ders...
Acılı yürekten öfke değil ders...

Şehitler Tokat?tan askeri törenle memleketlerine uğurlandı. Cengiz Sarıbaş?ın babası Muttalip Sarıbaş bir askere sarılarak teselli bulmaya çalıştı. FOTOĞRAF: UĞUN CAN / DHA FOTOĞRAF: AYKUT ÜNLÜPINAR / AA

Yedi şehit ülkeyi gözyaşına boğarken, bir amca Ankara'ya seslendi: Bitirin bu anlamsız savaşı. Kurşun sıkan da bu ülkenin çocuğu...

İSTANBUL - Tokat’ta pusuya düşürülen yedi askerden üçü dün toprağa verilirken, şehidin amcasının acılı yüreğinden, Türkiye’ye ders olacak sözler döküldü: “Bu savaş çok anlamsız. Bitirilmesi lazım. Silahla bu iş çözülmüyor. Kurşun sıkanlar da bu ülkenin çocukları. Hükümetin açılımına destek veriyorum. Ve herkes de destek vermeli...” 
Tokat’ın Reşadiye ilçesi Sazak köyü Jandarma Karakolu’na giderken pusu kuran teröristlerin, askeri araca açtığı ateşle şehit düşen yedi asker için Tokat İl Jandarma Komutanlığı’nda dün sabah askeri tören düzenlendi. Kentte toplanan yaklaşık 5 bin kişi PKK aleyhine sloganlar atarken cenazeler uçaklarla memleketlerine gönderildi. 

Cengiz bilgi işlemciydi
Jandarma Er Cengiz Sarıbaş, Giresunlu olan ailesiyle birlikte İstanbul Bahçelievler Kocasinan’da oturuyordu. Özel bir şirkette bilgi işlemde çalışan Sarıbaş, beş çocuklu ailenin en küçüğüydü. 1980’de Giresun’dan  gelip İstanbul’a yerleşen aile oğullarının şehit olduğu haberini tek gözlü gecekondu evlerine gelen jandarmadan öğrendi. Haber kısa sürede mahallede yayıldı. Komşuları toplanıp, ‘Kahrolsun PKK’ sloganları attı, sokaktaki evlere Türk bayrağı asıldı. 
Şehit erin amcası Salim Sarıbaş ise kendisine uzatılan mikrofonlara herkese ders veren şu açıklamaları yaptı:
“Ne olursa olsun bu savaşın bitmesi lazım, daha nice Cengizler böyle gider... Giden geri gelmiyor, ateş düştüğü yeri yakıyor. Ölen geri gelmiyor. Sadece başsağlığı dilemeyle, sadece ‘şöyle olmuş, şehitlerimiz böyle olmuş’ demekle olmuyor, yarın unutuluyor, unutulmasın. Savaşı yapanlar da bu ülkenin çocukları, ölenler de bu ülkenin çocukları, kurşun sıkanlar da bu ülkenin çocukları. Bu vatan için herkes şehit olabilir. Ama karşımıza bir devlet çıksın bir devlet olsun hepimiz savaşalım. Bu savaş niye yapılıyor. Boş anlamsız bir savaş. Artık bu anlamsız savaş sona ermeli. Bu insanların çoğu zaten kandırılarak dağa çıkarılıyor. Geri dönmek istediklerinde ise ölüm korkusu nedeniyle geri dönemiyorlar. İnsanları eğiterek ve doğru yolu göstererek sonuç elde edilebilir. Hükümetin demokratik açılımına tam destek veriyorum. Ve herkes de destek vermeli. 25 senedir bu savaş nasıl bitmez? Demek ki silahla halledilmiyor, silahla bu iş çözülmüyor. Mutlak suretiyle Devlet Bahçeli ve Deniz Baykal’a çok görev düşüyor. Tarih bunları yazacak sonra, pişman olacaklar sonunda.”
Akrabaları Cengiz Sarıbaş’ın askere gitmeden önce kestirdiği saçlarını gazetecilere gösterdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden emekli işçi baba Muttalip Sarıbaş, kendilerini ziyarete gelen İl Jandarma Komutanlığı’ndan yetkililerin taziye ziyaretini kabulu sırasında, evin dışında gördüğü bir jandarma erine sarılarak gözyaşı döktü ve “Komutanımla konuşacağım. Oğlumun elbiselerini ve silahını bana versinler. Ben de o karakola gidip görev yapacağım” dedi.
Bu arada Cengiz Sarıbaş’ın amcasının oğlu Murat Sarıbaş da haberi internetten önceki gün saat 17.00 sıralarında öğrendiklerini belirterek, “Yeni askerdi. Tokat’ta askerliğini yaptığı için rahattık. Böyle bir şey olacağı aklımıza gelmiyordu. Başımız sağolsun. Çok üzgünüz” diye konuştu

Ferit bir saat önce ‘iyiydi’
Ailesi Muş’lu olan er Ferit Demir de Bahçelievler’de Kocasinan’da oturuyordu. Muş’un Malazgirt ilçesine bağlı Erence Köyü muhtarı olan Muhsin Demir’in kardeşi Ferit Demir, ailenin 10 çocuğundan biriydi. Beş yıldan beri annesi ve kız kardeşiyle birlikte İstanbul’da yaşıyordu. Askere gitmeden önce bir konfeksiyon atölyesinde işçi olarak çalışıyordu. Demir’in annesi Muhteber Demir’e oğlunun şehit olduğu haberi kalp hastası olmasından dolayı uzun süre söylenemedi. Annesi ile birlikte yaşayan Ferit Demir’in babasının daha önce öldüğü öğrenilirken, Demir’in, çatışmadan bir saat önce annesi ile telefonda görüştüğü ve iyi olduğunu söylediği belirtildi.  

Fatih asker aylığı yolluyordu
Jandarma Er Fatih Yonca Hatay’ın İskenderun ilçesi Orhangazi köyündendi. Yüksek okul mezunuydu, 24 yaşındaydı. Aldığı asker maaşını yoksul ailesine yolluyordu. 10 gün önce izinli olarak evine gelmiş, önceki gece birliğine dönmek için yola çıkmıştı. Dün sabah otobüsten inince annesi 48 yaşındaki Gülsüm Sönmez’i telefonla arayarak “Anne ben birliğime döndüm, merak etme” demişti. Acı haber köydeki derme çatma eve bomba gibi düştü. Anne ve diğer üç çocuğu sinir krizi geçirirken yakınları ve köylüler eve akın etti. Oğlunun terhis olmasına üç ay kaldığını belirten anne Sönmez yakınları tarafından teselli edilmeye çalışıldı. Eşinden ayrıldığı için yardımlarla geçindiği belirtilen anne Sönmez, “Oğlum sonun böyle mi olacaktı” diye ağıt yaktı. Yonca’nın babasının ise eşinden boşandıktan sonra köyü terk ettiği belirtildi.

Kemal gün sayıyordu
Jandarma er 21 yaşındaki Kemal Bide de 84 gün kalan terhisine gün sayarken şehit düşmüştü. Cenazesi memleketi Ordu’nun Akkuş ilçesi Çayıralan beldesine yüzlerce aracın katıldığı bir konvoyla götürüldü. Merkez Camii’nde yapılan cenaze törenine yaklaşık 2 bin kişi katıldı. 41 yaşındaki anne Dilber Bide oğlunun Türk Bayrağına sarılı tabutuna sarılarak, “Ben seni bu yüzden mi gönderdim? Biz senin bayraklı tabutuna mı sarılacaktık?” diyerek ağıt yakıp gözyaşı döktü. Acılı anneyi kadın subay teselli etmeye çalıştı. 43 yaşındaki baba Cemal Bide ise soğukkanlılığını tören boyunca korudu. Şehidin kız kardeşi Özlem ise ağabeyinin tabutuna sarılarak, “Bizi bırakıp gitme” diye ağladı. Törenin ardından ‘Şehitler ölmez, vatan bölünmez’, ‘Kahrolsun PKK’ diye bağıran kalabalık mezarlığa kadar yürüdü. 

Onur’un son bayramı
Jandarma er 21 yaşındaki Onur Boztemir de bir süre önce Adıyaman’ın Tut ilçesi Yaylımlı köyündeki evine izinli gelmişti. Bayramdan önce geldiği evinde 20 gün geçirdikten sonra, üç gün önce birliğine teslim olmuştu. Daha birkaç gün önce oğluna özene bezene sofralar kuran 54 yaşındaki anne Ayşe Boztemir ile çiftçi baba 57 yaşındaki Ahmet Boztemir’in köy evinden dün ağıtlar yükseliyordu. Baba Ahmet Boztemir, “Oğlum, bayramı yanımızda geçirdi. İki gün önce gidip teslim oldu. Nereden bilecektim son bayramı olduğunu” diye gözyaşı döktü. Onur dün toprağa verildi. 

Yakup’un babası: Barış...
Şehit er Yakup Mutlu da Muşluydu. Bulanık ilçesine bağlı Örenkent köyünden iki yıl önce Malazgirt ilçesine göçmüş, askere gitmeden kısa süre önce de amcasının kızıyla nişanlanmıştı. Yakup Mutlu da dün gözyaşları arasında uğurlandı. Cenazede Kürçe slogan attırmayan baba Kazım Mutlu, “Artık barış olsun. Benim çocuğum öldü. Başka anne ve babaların canı, ciğeri yanmasın” diye konuştu. (Radikal, dha)

Harun çavuş İmralı’da görev yapmıştı

Durdu-Harun Arslanbay çiftinin iki kızı vardı.

32 yaşındaki uzman çavuş Harun Arslanbay üç yıllık evliydi. Durdu Arslanbay ile evliliğinden, iki yaşında Zehra ile altı aylık Zeynep adlı iki kızı vardı. Son bir yıldır Tokat’ta görevliydi. Ondan önce, Öcalan’ın tutulduğu İmralı’daki cezaevinde görevliydi...
Ailesi acı haberi önce televizyonda duydu. Adana’nın Yumurtalık ilçesine bağlı Sugözü köyünde yaşayan 65 yaşındaki baba Hamdi Arslanbay saldırı haberini duyunca bilgi almak için Yumurtalık İlçe Jandarma Karakolu’na koştu. Askeri yetkililerin aileye acı haberi vermek üzere hazırlık yaptığı sırada karakola ulaşan baba, burada oğlunun şehit olduğu haberini aldı.
60 yaşındaki anne Döndü Arslanbay “Yıllarca İmralı’da bölücübaşının gardiyanlığını yaptı. Ben onu ne emeklerle büyüttüm. Ben artık bu acıyla yaşayamam” diye ağladı. Şehidin ağabeyi 36 yaşındaki Rüstem Arslanbay da, kardeşinin işiyle ilgili pek konuşmadığını belirterek,  “Bize bir şey anlatmazdı.  ‘Rahatım yerinde. Burada sıkıntım yok. İyiyiz ’ deyip, hal hatır sorardı. İmralı’da görev yaptığı yıllarda da Abdullah Öcalan ile ilgili hiç sohbetimiz olmadı” dedi.