Adaletin olmadığı yerde suç başlıyor

İstanbul Küçükçekmece 8. Asliye Ceza Hâkimi İnsaf Gündüz, hırsızlıktan tutuklu sanığı tahliye etmeyince sanığın kardeşince adliyede darp ediliyor.

ANKARA - İstanbul Küçükçekmece 8. Asliye Ceza Hâkimi İnsaf Gündüz, hırsızlıktan tutuklu sanığı tahliye etmeyince sanığın kardeşince adliyede darp ediliyor. Antalyalı 29 yaşındaki hemşire Jale Yarangümelioğlu, asansörde gaspçı saldırısına uğruyor. Mersin'de 19 yaşındaki Seda Kaplaner ve 16 yaşındaki Ebru Yağmur sokakta çatışan iki grubun kurşunlarına hedef oluyor.
Radikal'in dünkü sayısında yer alan bu haberler 'Ne sokakta, ne evde, ne de adliyede güvendeyiz' başlığıyla verildi. Emniyet istatistiklerine göre, 2006 yılında mala karşı suçlar 2005 yılına oranla yüzde 64 oranında, kişiye karşı suçlar ise yüzde 61 oranında arttı. Hukukçulara göre bu güvensizliğin en önemli nedeni suçluların bir şekilde yeterli ceza görmemesi. İzmir Barosu Başkanı Nevzat Erdemir, vatandaşların adalet duygusunun çok ciddi biçimde rencide edildiğini söylüyor.
2005'te ceza konusunda yapılan yasal düzenleme sonucu ceza ve taksir kavramlarının karıştırıldığını belirten Erdemir, "Yargıdaki gecikmenin, ceza adaletindeki aksamanın temelinde de yasal düzenlemeler yapılırken özensiz davranılmış olması. Bugün mahkemeler tıkandı. Yargılamalar uzun sürüyor, verilen cezalar vatandaşın vicdanını rahatlatmıyor" diyor. Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Üyesi Hüseyin Erkenci, tutuklama ve serbest bırakma konularının verilecek cezayla karşılaştırılmaması gerektiğini hatırlatıyor. Savcıların bizzat olay yerinde bulunmaları, hâkimlerin hukuk çerçevesinde vicdanlarını rahatlatıcı karar vermeleri gerektiğini vurgulayan Erkenci, "Cezaların gecikmesi suçların artmasına neden oluyor" diye konuşuyor.
70 bin dava düşecek
Hırsızlık, kapkaç ve gasp suçlarından Yargıtay'da biriken 94 bin davadan 70 bini zamanaşımından düşecek. Bazı davalarda birden fazla sanık yargılandığı için 100 bini aşkın suçlu zamanaşımından yararlanarak hapis yatmaktan kurtulacak. Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu'na göre yargının ağır işlemesi ve zamanaşımı vatandaşların adalete güvenini azaltıyor. Tanrıkulu, hukuk süreci uzadıkça herkesin hakkını başka türlü aradığına dikkat çekiyor. Yargının henüz hukuk devleti olma konusunda zihniyet dönüşümü sağlayamadığını savunan Tanrıkulu şöyle konuşuyor: "Adliyelerdeki yapı, adli kolluk olmaması, hâkim-savcı ile teknik personel ve donanım yetersizliği gibi pek çok yetersizlik var. Bu nedenle Yargıtay'a yılda 1 milyon dava gidiyor. Davalar zamanaşımına uğruyor."
'Eksiklikler çok fazla'
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Yrd. Doç. Mustafa Canoruç işleyişteki eksiklikleri şöyle sıralıyor: "Mahkemeler sanığın ifadesini alamadan karar veremiyor. Kişiler sürekli adres değiştiriyor, bu nedenle sanık mahkemeye getirilemiyor. Yazışmalar uzun sürüyor. Emniyet güçleri sürekli sanık ve tanık arıyor. Ceza davasıyla ilgili tahkikat yapılamıyor. Yazışmalar eski usullerle yapıldığından çok zaman alıyor. Personel ve teknik yetersizlik söz konusu. Halen mevcut olan dokunulmazlıklar engelleme fonksiyonu görüyor. Adli tatil uygulaması bir ay sürüyor. Her yıl aralık ayının ikinci yarısından ocak ayının yarısına kadar devir işlemleri yapılıyor. Aralıkta görülen bir duruşma için hakim şubatın ortasına kadar duruşma tarihi veremiyor."
Canoruç, Emniyet ve sağlık birimleri gibi yargının da 24 saat çalışması gerektiğini belirtiyor. Ağrı Baro Başkanı Timur Demir, hâkimlere çok fazla yetki tanınmasının dava sonucunu olumsuz etkilediğini savunuyor. Demir'e göre birçok davada tahliye ya da tutukluluk kararı verilirken net gerekçe belirtilmiyor. Mahkemenin takdiri denilerek kararlar verilebiliyor. Bu da kamu vicdanını rahatsız ediyor.
Depremzedelerin durumu
16 bin 649 binanın yıkıldığı, 17 bin 510 kişinin öldüğü Marmara depremi nedeniyle açılan ve henüz karara bağlanmamış ceza davalarının zamanaşımına uğraması kamuoyunu rahatsız eden bir konu. Kocaeli Depremzedeler Derneği Başkanı Nurcan Taşpınar, davaların düşmesiyle yargı erkine karşı inançlarını yitirdiklerini söylüyor.
Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nüvit Gerek, Marmara depremi gibi ceza davalarında usul hukuku yönünden değişiklik yapılabileceğini belirtiyor: "Hukukta kamu vicdanını rahatsız eden uygulamaların olmaması lazım. Yakınlarını depremde kaybeden kişilere zamanaşımını anlatabilmek mümkün değil. Olayın esası değişmemiş, ihmal, kusur, suç değişmemiş, mağduriyet ortadan kalkmamış."
'20 yıl geçse de çözülmez'
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zehra Gönül Balkır, konuya başka türlü yaklaşıyor: "Binaya yapım izni verenler, onaylayanlar, yaptıranlar, belediyeler, bir bütün içinde sonuçtan sorumludur. Yakını ölen bir kişiyi düşünelim. Bu kişi kirada oturuyordu ve kendisi başka bir yerde olduğu için depremden yara almadan kurtuldu. Şimdi bu kişi ev sahibine mi, binayı yapana mı, belediyeye mi ya da belediyelere imar izni veren merkezi hükümete mi dava açacak. Hepsinin ortak kusuru var. Burada 7.5 yıl değil, 20 yıl da geçse sorun tam olarak çözülmez. Hukuk buna ne yapsın?"
Kocaeli Baro Başkanı Ersayın Işık, yargı yükünün azaltılması için sulh ve asliye ceza mahkemeleri gibi ilk derece mahkemeleri ile temyiz mahkemeleri arasında yer alan ikinci derece yüksek mahkemeler olan istinaf mahkemelerinin kurulması gerektiğini söylüyor.
'Düzeltecek olan TBMM'
Adana'da balkonda otururken tabancayla yaralanan ve bedensel engelli hale gelen 13 yaşındaki Ramazan Bakırcı'nın zanlılarının 25 gün sonra serbest kalması kamuoyu gibi Hatay Barosu Başkanı Sinan Akgöl'ü de rahatsız etmiş. Akgöl, Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) cezaların yetersizliğine dikkat çekiyor. Adana Barosu Başkanı İbrahim Gazioğlu, Akgöl'le aynı fikirde. Akgöl, "TCK'da her suç için ne ceza verileceğinin ve bu cezaların alt ve üst sınırları belli. Hâkimler buna göre karar veriyor. Bunu düzeltecek TBMM'dir" diyor. Mersin Barosu Başkanı İsa Gök'e göre TCK'da ateşli silahlarla yaralamalara verilmesi öngörülen cezalar, Avrupa'yla kıyaslandığında az değil. Ancak sorun uygulamada. Trabzon Baro Başkanı Veysel Malkoç, TCK'da son iki yılda beş değişiklik yapıldığını belirterek değişikliklere intibak edememekten yakınıyor.
Ramazan'ın annesi Kurihan Bakırcı tartışmalardan çok uzak. Mahkemenin tahliye kararına şöyle tepki gösteriyor: "Oğlumu bu hale sokanın serbest kalması, ikinci kez beni can evimden vurdu. Devlet büyüklerim ellerini vicdanlarına koysunlar, böyle bir olay kendi çocuklarının başına gelse ne yaparlardı? Beni perişan ettiler, bari bunu yapan cezasını çeksin." (Radikal, aa)