Afganistan sizin bildiğinizden farklı

Sovyet ordusu 1979'da Afganistan'a girdiğinde
Amerikan yönetimi dünya çapındaki araştırma merkezlerine şu soruyu sordu...
Haber: MECİD TUBİYA / Arşivi

Sovyet ordusu 1979'da Afganistan'a girdiğinde
Amerikan yönetimi dünya çapındaki araştırma merkezlerine şu soruyu sordu: Sovyetler'i Afganistan'dan tek bir asker kaybımız olmadan nasıl çıkarırız? Anlamı şuydu: Silah, erzak ve medya desteğine karşılık ABD'nin yerine savaşacak ateşli gençleri nasıl elde ederiz?
Şöyle bir yanıt geldi bir araştırma merkeziden: Şiddet yanlısı İslami akımdan
'Ey kardeş, Afganistan'daki Müslüman kardeşini kurtar' söylemiyle istifade edebiliriz. Mücahitlerin özelliklerini onlara sayarız. Çünkü cihat kelimesi onların zihninde dinin zaferi için gönüllü olmak eylemiyle eşdeğerdir.
Amerika mücahit hareketlerini böyle yarattı. İstenen oldu ve binlerce Arap ve Müslüman genç gönüllü savaşçı oldu.
Hikâyenin bundan sonrası ise malum. Amerika kendi gençlerinden tek bir asker bile kaybetmeksizin amacına ulaştı. Sonra da çekildi.
Peki ateşli Arap gençleri ne yaptı? Yönetimlerini sarsma hayaliyle ülkelerine döndüler ve böylelikle bizdeki ve diğer ülkelerdeki terör baş gösterdi. Bazıları Çeçenya'da savaşmaya başadı. Rusya'ya verdikleri can ve mal kayıpları sebebiyle Amerika'nın hoşuna gitti bu durum.
Her ne kadar Rusya'ya tatlı gazeller okusa da çıkarlarına hizmet ediyordu çünkü. Bazıları Hindistan'ı sarsmak için Keşmir'e gidiyordu. Bu durum Pakistan ve Amerika'nın nezdinde pek takdir topladı doğrusu. Ve son ana kadar hep mücahitler birer kahraman olarak kaldılar.
Amerika mücahitlerden defalarca istifade etti. Ama kendisini kâfirlikle niteleyince ve ikiz kuleler yıkılıp Pentagon vurulunca mücahitler, Amerika için yok edilmesi gerekli teröristler oluverdi.
Taliban ve lideri Muhammed Ömer, Kaide ve lideri Usame bin Ladin başlangıçtı.
Ve deniliyordu ki, 'Bizimle beraber olmayan bize karşıdır.'
Peki biz neredeyiz? Bu savaşçılar şimdi kendilerine yapılanlara müstahak mı? Amerikan penceresinden bakılırsa yanıt evet. Peki Afganistan penceresinden nasıl? Her gördüğümüzde yüreğimizin sızladığı çaresiz mülteciler senelerdir acılı halleri için yardım istiyor. Pakistan sınırında 3 milyon, İran sınırında 2 milyon mülteci sefalet içinde yaşıyor. Ve bir o kadar da içerideki mültecilere sadece bazı hayır kuruluşlarından ve BM'ye bağlı yardım kurumundan yardım yapılabiliyor.
Resimlerdeki Afgan yüzlere dikkatli
bakıldığında içlerinde silah taşıyanlar ve Kuzey İttifakı'ndan olanlar gayet sağlıklı ve üstleri başları yerindeyken sivil mülteciler zayıf ve solgun yardım çabaları yeterli değil.
Hiç şüphesiz Molla Ömer ve Usame bin Ladin'in
Filistin sorunuyla, Kudüs sorunuyla hatta milyonlarca Afgan mültecinin durumuyla pek ilgilendikleri söylenemez. Kendi aralarında ve Amerika ile aralarında bir anlaşmazlık olduğunda bu, aile arasındaki bir anlaşmazlık oluyor.
Afganistan ne Taliban'dır ne de Kaide. Sınırın içinde ve dışında senelerdir çıplak ve aç yaşayan 10 milyon mültecidir sadece. Bir o kadar da şehirlerde. Feryat figân etmeyi ve birilerinin hesabına çaışmayı terk etmeliyiz. Hayat karşılıklı çıkar ilişkisi. Şimdi olacakların Afgan halkının çıkarları için olması gerekir. Amerika'nın Afganistan'da kalmaya niyetli olduğu şeklindeki düşünce sağlıklı değil. Şayet orada kalırsa Amerika hayatının hatasını yapar. Ayrıca bu savaş dinler ve medeniyetlerarası bir savaş değil, çıkarlar savaşı.
Çıkarlar için savaşmak beşeriyetin alın yazısı. Bu sebeple Amerikalıları haklı buluyorum. Biz de çıkarlarımız üzerinde yoğunlaşmalı, Filistin devletinin kurulması için bütün şartları kullanmalıyız.
(Mısırlı araştırmacı yazar, 22 Kasım 2001)