Ağabeyi anlattı: İkinci tutuklama kararıyla yıkıldı

İntihar eden Yarbay Ali Tatar'ın ağabeyi: Serbest kalmasını kutluyorduk. Yarın tutuklanacağı haberi geldi, yıkıldı



TOLGA AKINER


ANKARA- Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Metin Ataç’a suikast hazırlığında olmakla suçlanırken, aldığı tutuklama tebligatının ardından evinde intihar eden Yarbay Ali Tatar’ın ağabeyi Ahmet Tatar, kardeşinin son saatlerini anlatırken bilgi kirliliğinden yakındı. Kardeşine ikinci tutuklama kararının bağlı olduğu komutanlıkça bildirildiğini kaydeden Ahmet Tatar, “Karar karşısında yıkıldı” dedi. Polisin ve savcının lojmanlara giderek kardeşini teslim alacağı yönündeki haberleri yalanlayan Ahmet Tatar, kardeşinin kendisini merkez komutanlığına götürecek inzibatla buluşmadan hemen önce intihar ettiğini söyledi.
Ali Tatar’ın Keçiören’deki annesinin evinde matem havası esiyor. Camlarına Türk bayraklarının asıldığı ev, başsağlığı ziyaretine gelenlerin akınına uğruyor. Ali Tatar’ın ağabeyi Ahmet Tatar, kardeşi ve onu intihara götüren süreçle ilgili Radikal’e şunları anlattı:
“Kendini işine adamıştı. Sürekli çalışırdı. Cumartesi-pazar demeden, eve hep gece 8-9 civarında dönerdi. İki ayrı master yapmıştı. Ama bir bedeli var bunun bu memlekette, yani çalışmanın bir bedeli. O da ödedi işte.
‘Alevidir’ ihbarları!
10 ay önce Veli Küçük’ün notlarından yola çıkılarak Karargahevleri ile ilgili bir soruşturma yönetiyorlar. İşte malum bu komutanlara suikast planlaması, onunla ilgili bizim rahmetli biraderin süreci. İlk gözaltı ve tutuklama kararı sonrasında biz avukatından savcılıktaki sorgu tutanaklarını ve hâkime verdiği ifadeyi aldık. Orada hakkında yazılmış 2-3 tane ihbar mektubu var. İleri geri konuşmuşlar. İşte ‘bunun ailesinde yasadışı örgütlerle ilişkisi olan adamlar var. İşte memleketi şöyledir, Alevidir’ gibi. Özellikle Alevi olmasını öne çıkararak yazılmış şeyler.
Ama asıl Gölcük’te yapılan operasyon sırasında bir teğmenin evinde yapılan aramada bir USB bellek ele geçiriliyor. Bu belleğin içerisinde bulunan dört belgede bizim çocuğun ismi geçiyor. Bunlarda sanki bir toplantı tutanağı gibi şeyler. Altına sanki rapor vermiş gibi bizim biraderin adını yazmışlar. Başka bir belgede güya Ali’nin referans verdiği isimler varmış. Fakat 9 aydır süren bir soruşturmada, savcı bey bu listedeki insanlardan hiç kimseyi çağırarak, ‘Kardeşim siz, size referans olan bu insanı tanıyor musunuz?’ diye sormuyor. Ali’ye soruyor, bunları tanıyor musun diye. Bir başka belgeye göre de, şu anda Ergenekon’dan yargılanan bazı insanlarla toplantı yaptığı, bu toplantılarda Ali’ye bazı görevler verilmiş güya. Ama bunun haberi yok. Yani yolda görse tanımayacağı adamlar.
Benim kardeşimle ilgili bir ev araması yok, işyeri araması yok, bilgisayarına el konulmamış, üzerinin aranması sırasında suçlama yapılabilecek bir şey yok. Yaklaşık 3-4 aylık bir telefon takibinin sözkonusu olduğu söyleniyor. Buna ilişkin bir şey yok. Zira birşey bulamamışlar. İddialar var ama bunları destekleyecek hiç bir şey yok ellerinde.
Hakkında yazılan çizilenler, televizyonlardaki haberlere çok üzülüyordu. ‘Dinleme bunları, ne seyrediyorsun oğlum bu kanalları’ diyordum.
Çarşamba günü serbest bırakıldı. Kutlamak, beraber olmak için Cuma günü eşimle birlikte İstanbul’a gittik. Kız kardeşimiz de evdeydi. Ev kalabalıktı. Akşam saat 19.00-19.30 civarında komutanlıktan telefon geldi. Yarım saat filan geçti bu arada sofra hazırlanıyor. Bir geldi yıkılmış. Beniz atmış. ‘Ne oldu oğlum?’ ‘Yarın sabah tekrar tutuklayacaklarmış’. O dakikada yıkıldık. O andan sonra toparlayamadık.
Konuş, görüş, anlat, bağır, çağır, iyi de kötü de... Arkasından ayrılmadım tüm gece. Aman yanlış bir şey yapmasın diye. Sinirleri bozuk diye evdekilere silahlarını kaldırın ortadan ne olmaz ne olmaz dedim. Ama onu ne ara nereden aldı bilemiyorum. Ertesi sabah lojmandaki askerlerle Merkez Komutanlığı’na gidilecek oradan da hakkındaki gıyabi tutuklamanın vicahiye çevrilmesi için savcılığa gidecektik. Ben askeri aracı takip etmek için aşağıda arabayı ısıtırken geciktiler. İçime kurt düştü. Bunun üzerine yukarı çıkmıştım ki, banyodan silah sesi geldi. Kapıyı açtım, tutamadım, parmaklarımın arasından kaydı gitti kardeşim. Koşullarımız, gücümüz el verdiği sürece buna sebep olanlara yargı yoluyla hesap soracağız.

‘Beşiktaş’ın Oruçreis’e yanıtı’
Çarşamba günü serbest bırakıyorlar ardından Cuma günü tekrar tutuklama çıkarıyorlar. Adeta dalga geçer gibi, oyun oynadılar. Benim kardeşimin üzerinden bir yerlere cevap verdiler. Beşiktaş’tan Oruçreis’e (Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Trabzon Limanında demirli Oruçreis Fırkateyni’nden yaptığı açıklama) cevap verdiler. Kardeşim de buna cevap verdi. Benim kardeşim ‘bir dakika’ dedi. ‘Ben bu oyunu bozuyorum’ dedi vücut bütünlüğüyle baş kaldırdı onun için. Bu intihar değildi bir baş kaldırıydı bana göre. Kaldıramadı çocuk. O fevri haliyle noktayı kendisi koydu.
(Cenaze sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit’in elini tutarak ne konuştuğu sorulunca) O mahrem bir konu onu söylemiyeyim ama bu mahiyette konuştum. Ama burada en önemlisi şu; Bir adam var hedef (Koramiral Yiğit’i kastediyor). Ben sana kastetmişim, sen benim cenazeme geliyorsun. Ben de kardeşiyim, sen cenazede benim önümde saf tutuyorsun. İnsan iddiaları ciddiye alsa, düşmanının kardeşine sırtını döner mi?