Ağlarsa 'star' ağlar!

'Erkekler ağlamaz' klişesi günümüzde artık eski bir film adı gibi kaldı.
Haber: HIZIR TÜZEL / Arşivi

'Erkekler ağlamaz' klişesi günümüzde artık eski bir film adı gibi kaldı. Neyse ki erkekler de ağladıklarını rahatlıkla gösteriyor, anlatıyor ve eskisi gibi bundan gocunmuyorlar. Öyle ya, bozuk giden bir memleket hali, şaşırmış bir dünya düzeni, kalbi kırık, mutsuz insanlar. Durum içler acısı yani, ağlamayıp da ne yapacaksın? Kadın olsan ne yazar, erkek olsan ne?
Sanaçı Gülsün Karamustafa bunun farkına varmış olacak ki, erkeklerin ağlamasını bir sanat eseri biçiminde yorumlamış. Levent'te açılan Güncel Sanat Müzesi'nde üç adet monitörden aynı anda izlenen üç kısa film gerçekleştirmiş. Filmleri Atıf Yılmaz yönetmiş. Başrollerde Cüneyt Arkın, Ekrem Bora ve Fikret Hakan oynamış. Karamustafa, bu ilginç projeyi şöyle hazırlamış:
'Erkek Ağlamaları' adını verdiğim projeyi uzun süredir gerçekleştirmek istiyordum. Levent'te açılan, ve İstanbul'un sanat hayatını önemli bir biçimde etkileyecek olan 'Güncel Sanat Müzesi'nde bunu gerçekleştirme imkânı buldum.
Nerede ağlıyorlar?
Projeye başlamadan önce Mimar Sinan Üniversitesi Sinema Televizyon Enstitüsü'nün sundugu özel imkânla 60'lı ve 70'li yıllarda çekilmiş filmlerdeki ağlama sahnelerini taramaya başladım. İzlediğim örneklerde erkek oyuncular da çeşitli sebeplerle, çeşitli biçimlerde sık sık ağlıyorlardı. Kimi mezar başında veya cami avlusunda mistik gözyaşları döküyor, kimi yaşadığı ama kendine yakıştıramadığı durumlarda her şeyi kırıp dökerek, agresif bir ağlama biçimi sergiliyor. Kimi de, acılarını yüreğine gömerek romantik bir biçimde ağlıyordu. Bu filmlerde erkek ağlamalarının sayısı tahmin ettiğimden çok daha fazlaydı. Dönem filmlerindeki erkeklerin ağlama bölümlerine gönderme yapan yeni çekimler yapmak, aynı aktörlerin bugünkü halleriyle aynı sahneleri gerçekleştirmek istiyordum ve başlangıçta bu filmleri kendim çekmeyi düşünüyordum. Filmleri izlemeye devam ettikçe, en çok erkek ağlaması çekmiş olan rejisörün dostum ve ustam Atıf Yılmaz olduğunu keşfetmeye başladım. Bu küçük filmleri Atıf Yılmaz'ın çekmesi gerekiyordu. Böylece proje,
'filmlerin ağlama bölümleri+ağlatan dönem
yönetmeni+ağlayan dönem oyuncuları' şekline dönüşecekti. Atıf Yılmaz eski akademililiğinin getirdiği esneklik ve görsel sanatlara olan yakınlığı ile projeye hemen destek verdi. Çok profesyonel bir tat içeren filmlere bütünüyle hâkim oldu. Senaryoları kendi istediği biçimde yazdı ve yönetti."
Nasıl ağladılar?
Gülsün Karamustafa 1984 yılında Atıf Yılmaz'ın çektigi 'Bir Yudum Sevgi' filminde de sanat yönetmenliği yapmıştı. Dolayısıyla işin yabancısı değil. Proıjeyi Atıf Yılmaz'a götürünce önce filmlerde kimleri ağlatacaklarını düşünmeye başlamışlar. Sonuçta, Cüneyt Arkın, Ekrem Bora ve Fikret Hakan'la çalışmaya karar vermişler. Yılmaz, usta oyuncuları nasıl ağlattığını anlattı. Kolay olmuş:
"Hiç zor olmadı. Önceleri projeyi pek anlamadılar ama bana güvendikleri için kabul ettiler. Hepsi yılların aktörü, hemen rollerine adapte oldular. İşte kimi gözüne limon damlattı, kimi ovuşturdu, kimi de işi Visine (göz ilacı) ile halletti. Bugün artık Robert de Niro, da Al Pacino da ağlıyor, ağlamayan yok yani."
Levent'teki Güncel Sanat Müzesi'nde sergilenen bu siyah-beyaz çekilmiş filmleri izlerken, sinematografik bir nostalji yaşamamak olanaksız. Özellikle Ekrem Bora'nın oynadığı film, insana ister istemez Ertem Eğilmez'in çektiği 'Sürtük' isimli filmi anımsatıyor. Bu filmde şarkıcı Türkan Şoray'a âşık olan acımasız pavyon sahibini oynayan Ekrem Bora, finalde kızı Cüneyt Arkın'a bırakıyor ve Beyoğlu'nda ağlayarak ilerliyordu. Filmi izlediğimde çocuktum ve bir erkeğin böyle hüngür hüngür ağlayabileceğini de ilk bu filmde görmüş, hiç unutmamıştım. Ekrem Bora ağlarsa ben de ağlayabilirimdi yani! Ama babam buna izin vermezdi. Erkekler ağlamazdı çünkü. Yasaktı.
Atıf Yılmaz ise erkeklerin ağlamasını şöyle değerlendiriyor:
"Bu, adamına göre değişir. Ben mesela zor ağlayan bir adam değilim. Duygusal bir şey anlatıldığı zaman bile etkilenebiliyorum, gözüm yaşarıyor filan. Zaten illa ağlamam diye bir şey yok. Belki Alaaddin Çakıcı, Abdullah Öcalan filan ağlamaz derdik ama onlar da ağlıyor şimdi. Sanırım erkekler en çok kadınlar için ağlıyor. Haksız da değiller aslında. Sevdiğin kadın seni terk etti başkasına gitti ne yapacaksın, oturup ağlayacaksın."
Ağlamayan yok
Gülsün Karamustafa erkek egemen bir toplum olmamıza karşın, erkek starların filmlerde hiç çekinmeden ağladığını saptamış:
"Bu proje için yerli-yabancı birçok filmde yer alan erkek ağlamaları bölümlerine odaklandım. Şunu gördüm ki, erkeklere kendilerini zayıf hissettikleri durumları ve duyguları dışlaştırabilecekleri roller verilebiliyor ve onlar da hiç çekinmeden ağlıyorlar. Bütün toplumların geleneğinde yaratılagelmiş soğukkanlı ve duygularına hâkim erkek görüntüsüne kontrast oluşturan bir durum bu. Dolayısıyla bir gerçeğe işaret ediyor. Hiçbir aktörün 'Karizmam bozulur!' diye böyle bir durumu reddedeceğine inanmıyorum. Ayrıca bu proje süresince üç ünlü aktörümüzün oynadığı olağanüstü ağlama sahnelerine şahit oldum. Ağlamayan ya da ağlayamayan aktörle henüz karşılaşmadım."
'Erkek Ağlamaları' isimli bu proje bir yandan da, artık devrini kapatmış olan Yeşilçam'a bir saygı duruşu gibi olmuş. Gülsün hanım tam öyle diyor :
"Yeşilçam dayanışmasının hâlâ var olduğunu görmek çok etkiledi beni. Kameramanlarımız Erdal Kahraman ve Gökhan Atılmış'ın sadece sanat uğruna bize katılmaları, ışık ve set ekibinin, ayrıca prodüksiyonun verdiği destek inanılmazdı. Oyuncularımız, dönemin büyük yıldızları Cüneyt Arkın, Ekrem Bora, Fikret Hakan ve Deniz Türkali büyük bir içtenlikle işin içine girdiler. Fimlerin müziğini Selim Atakan yaptı. Çok kısıtlı imkânlara, zorluklara rağmen, çekimler süresinde yaşadığımız, inanılmaz bir Yeşilçam coşkusuydu."
Sakın kaçırmayın!
Bu üç kısa filmi, 24 Kasım tarihine kadar Levent'te Gültepe girişindeki Proje 4L İstanbul Güncel Sanat Müzesi'nde izleyebilirsiniz. Bence sakın kaçırmayın. Bir daha hiçbir yerde bulamazsınız. Tel: (0212) 281 51 50