Agop'tan Şükrü'ye selam var

Agop'tan Şükrü'ye selam var
Agop'tan Şükrü'ye selam var

1993?te Ermenistan?ın Karabağ?ı işgali nedeniyle Türkiye?nin sınırı kapatmasının ardından Akhuryan İstasyonu?nda hayat durmuş. Fotoğraf çektirmeyen Agop?un masadaki şapkasında hâlâ Sovyet döneminden kalma arma var. Duvardaki levha 16 yıldır aynı yerde. Fotoğraflar: Demet Bilge Ergün

Ermenistan sınırında 16 yıldır tek bir trenin geçmediği istasyondayız. Eskiden Türkiye'ye giden trenlerde çalışan bekçi Agop, Türk arkadaşlarını unutmamış
Haber: DEMET BİLGE ERGÜN / Arşivi

GÜMRÜ - Küçük tek katlı taş binanın kapısı aralanınca eski bir masanın arkasındaki duvarda istasyon şefinin üzeri toz kaplanmış kırmızı şapkası asılı duruyor. Şapkanın Ermenistan arması Sovyetler Birliği zamanından kalma. Trenlerin geliş gidişlerini kontrol etmekte kullanılan flamalar ve işaret levhası da duvarda asılı. 16 yıldır bu istasyonda bir kez bile düdük çalmadı...
Burası Türkiye ile Ermenistan arasında açılıp açılmaması  tartışmalara neden olan sınırdaki tren istasyonu. Ermenistan’ın Karabağ işgalinden sonra Türkiye, Ermenistan’la sınırını kapattı. Devletler arasında bu gerilim yaşanırken, Ermenistan’dan Türkiye’ye giderken kullanılan iki istasyondaki görevliler son düdüğü çaldıklarını, ellerindeki flamaları son kez kaldırıp indirdiklerini bilmiyordu. Yıl 1993’tü.

Türkiye’ye iki kilometre
16 yıldır tek bir trenin geçmediği Akhuryan istasyonunda hayat durmuş gibi. İki köpek kuyruklarını sallayarak dolaşırken, Uluslararası Hrant Dink Vakfı’nın organizasyonuyla diyalog için Ermenistan’a giden 10 gazeteci sadece iki kilometre uzaklıktaki Türkiye topraklarına bakıyor. İstasyondaki en büyük tezat rayların yeni olmasına karşın, vagonların paslanmaya yüz tutmuş olması. Bu çelişkinin nedenini sormak için gözlerimiz bir yetkili ararken, tek katlı taş binadan biri çıkıyor. Adı Agop. İzin alarak istasyona giriyoruz.
Bina iki gözlü odadan ibaret. İlk odada yeni olan tek şey bir bardağa konulmuş mor leylaklar. Onlar da olmasa buranın yıllar önce terk edilmiş olduğu düşünülebilirdi. İstasyon şefinin yıllardır kullanmadığı kırmızı şapkası duvarda asılı. Şapkanın üzerinde eski Sovyet dönemindeki Ermenistan’ın arması var. Masada mürekkebi kurumuş iki mühür, eski siyah bir telefon duruyor. Bir köşede de 45 yıllık bir buzdolabı.

İstasyonda iki kişi
Hemen bitişiğindeki küçük odadaysa günde 12 saat vardiyalı olarak çalışan istasyon şefi ve yardımcısının üzerine eski battaniye serili, ortası çökmüş iki eski yatağı, masada  bir poşet içinde akşam yemeği olarak saklanmış domates, salatalık duruyor. Tuğlalı eski bir ısıtıcı ve televizyon, kenarında kurumuş telveler bulunan eski bir cezve küçük odanın mütevazı dekorunu oluşturuyor. Agop o gün istasyonda görevli bekçiydi. Peki yıllardır işlemeyen istasyonda neyi bekliyordu? Agop, fotoğrafının çekilmesini istemedi. Ancak art arda gelen sorulara yanıt verdi.
Asıl mesleği kondüktörlüktü. Sınırın kapatıldığı 1993’ten önce Ermenistan ile Türkiye arasında gidip gelen trenlerde çalışıyordu. Sınır kapatıldığında o artık bekçiydi. İstasyon şefiyle vardiya usulüyle çalışacaklardı. Görevleri ise belki bir gün yine gelecek olan treni beklemekti.
“1993 yılına kadar yük trenleri her gün bir seferliğine gidip geliyordu. Elbise, meyve, sebze getiriyorlardı” diyor, kısa cümlelerle devam ediyor:
“Turist trenleri kışın haftada bir gün, yazın ise haftada iki gün sefer yapıyordu. Seferlerde trenler dolu olurdu. Kimisi turist olarak geziyor, kimisi ticaret yapıyordu. O dönemde raylar farklıydı. Bizimkiler geniş, Türkiye tarafınınki dardı. Doğu Kapı dediğimiz yere geldiğimizde aktarma yapılıyordu. Raylara uygun trenlerle devam ediliyordu.”
Agop’a sınırın kapandığını günü soruyoruz: “Öğrendiğimizde çok şaşırdık. Önce sebebini anlamadık. Daha sonra Karabağ’la ilgili olduğunu öğrendik. Sınır kapandıktan sonra buradaki insanlar işsiz kaldı. Kimileri buradan ayrıldı, şehre çalışmaya gitti. Başka iş buldu.”

‘Nasıl istemem...’
“Sınırın açılmasını istiyor musunuz” sorusuna, “Nasıl istemem, 16 yıldır çalışmıyorum” diye yanıt veren Agop, şöyle devam ediyor:
“27 yıldır bu istasyonda çalışıyorum. 1993’e kadar kondüktördüm. Şimdi istasyon şefiyle beraber 12 saatlik vardiya olarak bekçiyiz. Buradaki vagonları bekliyoruz. İki kızım var. Biri tıpta okuyor, biri ortaokulda. Sınır kapandıktan sonra maaşım düşmedi ancak yoğun olduğu dönemde paramız da artıyordu.”
Sınırın açılması konusunda herhangi bir hareketlilik yaşanıp yaşanmadığı sorulunca, “Bilmiyorum. Sadece televizyondan gördüklerim var. Daha fazlasını bilmem” derken, rayların yenilenmesi konusunda da “Gümrü’nün içine doğru giden raylar üzerinde yenileme yapıldı” diyor.

Türk arkadaşıma selam
Sınır açılır açılmaz yeniden tren seferlerinin başlaması için rayların da vagonların da uygun durumda olduğunu anlatan Agop’a eski günlerden arkadaşı olup olmadığını soruyoruz. “Türk arkadaşlarımız vardı. Aktarma sırasında görüşür, konuşurduk” cevabını veren Agop o dönemden Şükrü beyi hatırladığını söylüyor. Ona gazeteciler aracılığıyla selamını iletiyor.
Agop’un aynı umutlu bekleyişle sürüyor. İstasyon binasının bahçesinde arı yetiştiriyor ve bir gün sınırın tekrar açılacağını umut ediyor...

‘Sınır ne zaman açılacak?’

Ailesi Muş’tan göçen Agop Pargesyan’ın da gözü sınırda.
‘Sınır açılacak’ umudunu istasyonun hemen yanındaki Garipcanyan köyünde yaşayanlar da taşıyor. Üç hanede, 15 kişi yaşıyorlar. Agop Parsegyan, Türkiye’den geldiğimizi öğrenince eliyle sınırın öte yanını gösterip, “Türkiye sadece iki kilometre” diyor. Ailesi Muşluymuş. 1919’da ailesinin büyük acılar çekerek göçtüğünü anlatıyor. Tuğlayla örülü tek göz evine giderken torununu kucağına alıyor. Onun da adı Agop. Küçücük evin içindeki kuzine sobanın üzerinde bir tencere ve iki cezve duruyor. Daha sonra  eşi, gelini ve bir komşusu da geliyor. Türkiyeli gazeteciler olduğumuzu söylediğimizde ilk hamleyi onlar yapıyor: “Önce biz soralım size sınır ne zaman açılacak?” 
Gazeteciler bunun için çalışmaların sürdüğünü belirtince, “Uğraşın açılsın. Ekonomimiz size bağlı” diyorlar.  Sınır açıkken gelen makinistleri tanıyan Agop ve arkadaşları sohbet sırasında hep aynı şeyi söylüyor:
“Sınırın açılmasından çok umutluyum. Siz ne dersiniz?”