AGOS'un önünde kim yok ki?

Detay Müzik'ten yayılan o şarkı, önü ağlama duvarına dönüşen Sebat Apartmanı'nı bir hüzün bulutu gibi sarıyor: Civan Kasparyan, 'Siresi yarisdaran' diyor, 'Sevdiğimi aldılar elimden...'

İSTANBUL - Detay Müzik'ten yayılan o şarkı, önü ağlama duvarına dönüşen Sebat Apartmanı'nı bir hüzün bulutu gibi sarıyor: Civan Kasparyan, 'Siresi yarisdaran' diyor, 'Sevdiğimi aldılar elimden...'
O şarkı, apartmanın önünde saatlerdir bekleyen yüzlerce insanı, bir büyük göçün ardından bakakalmışlara çeviriyor: Ellerdeki karanfil, fotoğraf önündeki mum alevi, yakadaki fotoğraf, dilde söz ürperiyor.
Tüm 'sevdiği elinden alınanlar'ın Ermenice akan gözyaşına Türkçe bir mendil uzatılıyordu, gözler Kürtçe kurulanıyordu.
Sanki o kalabalık hep vardı, Halaskargazi Caddesi'ndeki AGOS gazetesi bürosu önünden hiç ayrılmamıştı. Biri, Dink'in katledildiği Filiz Optik'in, bir diğeri de Sebat Apartmanı'nın girişinde fotoğraflar konulmuştu.
Duvarda Türkçe-Ermenice'Hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeni'yiz' yazıyordu. Mumlar hâlâ yanıyordu. Karanfiller ıslaktı.
Gözleri kızarık insanlar toplanmış. Ötede polisler, karşıda canlı yayın araçları bekliyor. Bir de yine o şarkı çalınıyordu.
Kalabalık saat 10.00'dan sonra arttı. Ellerinde karanfiller ve buketlerle, her köşebaşından gruplar geliyordu.
Karanfil yerine olta
Avedis Hilkat'in elinde karanfil değil, olta ve misina vardı. Oltayı Dink'in fotoğrafının önüne bırakırken, "Benim balık arkadaşımdan ne istediniz" diyordu.
Hilkat, Dink'le her perşembe günü 6 metrelik tekneleriyle istavrite veya karagöze çıkmak için gün sayıyordu: "Ben emekliyim.
Emekliliğimizi paylaşacak, beraber balığa çıkacaktık. Ne istediler ondan?"
Rıza Çınar, bir 'demokrat' olarak tanıdığı Dink'i yalnız bırakmamak için gelmişti. "Bir aydını kaybettik..." derken sesi titriyordu.
Enver Dertli, yaslandığı duvarda, göz kapaklarını güçlükle kaldırıyordu. "Ben kimim ki?" diyordu. Dedesinin asıl adının 'Sarkis' olduğunu, birkaç yıl öncesinde nüfus kayıtlarını çıkarırken öğrenmişti: "Ben çok kimlikliyim; Ermeni'yim, Kürt'üm, Türk'üm... Çokkimlikli bu ülke böyle yönetilmemeli. Güzel insanlar ölüyor."
İki liseli, Ezgi Kaleci ve Zereycan Çarmıklı, 'rockçı' siyah tişörtleriyle geldiler. Cinayetten önce Dink'i pek tanımıyorlardı. Duyup gelmişlerdi. Zereycan, Dink'i öldüreni değil, ölüme yol açanı merak ediyordu.
Mehmet Tanık, bastonuna dayanarak ayakta durabiliyordu. Takati yetmiyordu ama sabah ilk ziyaret için gelmiş, eve dönmüş, sonra cinayeti içine sindiremediğinden geri gelmişti. Namaz takkesi hâlâ başındaydı: "Şahsen tanımazdım. Ancak çok değerli bir adamdı. Yazık değil mi? Ermeni olsun, Türk olsun, gayet güzel geçiniyoruz."
Suskunlar da vardı. Hele o, üzerinde, 'Bugün Ermeni'yik' yazılı pankartla yere oturan kişi, ağzını hiç açmadı. Pankart yetiyordu.
Dün herkes Ermeni'ydi. Uzatılan her bir karanfilde, 'Hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeni'yiz' diye slogan atılıyordu. Öfkeler de benzeşmişti. Sık sık 'Veli Küçük bize hesap verecek' diye bağrılıyor, '(Adalet Bakanı Cemil) Çiçek, istifa!' deniyordu. Bir kadının çığlığı yükseliyor 'Türklüğümden utanıyorum.'
Kalabalık azalmıyor, her geçen saat artıyordu: Eski Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili Ozan Ceyhun, Hamburg Milletvekili Nebahat Güçlü, İşviçre Milletvekili Hasan Kaber, Berlin milletvekilleri Bilkay Öney ve Özcan Mutlu ile Münih Belediye Encümen üyesi Yaşar Sincan yan yanaydı.
Ceyhun'a göre, Dink demokrasi için mücadele veriyordu. Türkiye bu cinayeti çözmeliydi, aksi takdirde bunun altından kalkamazdı.
Milletvekilleri kırık, kızgın ayrılırken, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı Türkan Saylan geldi. Saylan'a göre, Dink adliye koridorlarında yalnız bırakılmış, bu yüzden adaleti kendilerinin sağlayacağını düşünenlerin kurbanı olmuştu.
Sonra Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, geldi. Topbaş, toplumun bu cinayete kayıtsız kalmayacağını düşünüyordu.
Tamamı genç Güçlü Türkiye Partisi, 'Katil 301'ciler' dövizleri ve karanfilleriyle sıra sıra geldiler. Sosyal Demokrat Halkçı Partililer, "Bir devrimciyi yitirdik!" diyordu. Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel'in bakışları, Dink'in fotoğrafına takılıp kalmıştı.
Yokluğu hissetmek
Apartmanın ikinci katındaki AGOS gazetesinde de Dink'in yokluğu fark edildikçe bir çığlık yükseliyordu. Gazeteye adımını atan herkes, onu karşılayana sarılıyordu. Her bir odada usulca ağlayanlar vardı.
Prof. Dr. Baskın Oran, gazeteciler Oral Çalışlar, eşi İpek Çalışlar, Ali Bayramoğlu, suskundu. Gelenlere teselli vermek, yaşadığı tüm yıpranmışlığına rağmen Yayın Kurulu Üyesi Sarkis Seropyan'a düştü. Gazetenin çalışanları, yeni sayıya değil, cenaze törenine hazırlanıyordu. Bilgisayarda 20 bin kokart ve 100 güvenlik kartı basıldı.
Gazetenin küçücük balkonu, içerdekileri rahatlatan 'Hepimiz Hrant'ız' sloganına açılıyordu. Bu kez 'işaret eden' değil parmaklar savrulmuyordu. Bir kadın, cama yüzünü yapıştırmış, o şarkıyı mırıldanıyordu:
"...Siresi yarisdaran..."