AİHM'de ağır ceza

Cesetlere işkence yapılmış
Yasadışı TİKKO adlı örgütün üyesi Doğan Altun ve Seyit Külekçi, 1999'da Tokat'ta güvenlik güçleriyle girdikleri çatışma sonucu öldürüldü. Altun ve Külekçi aileleri cesetleri teslim alınca gördüklerinden dehşete düştü. İkisinin de vücudunda ağır işkence izleri vardı ve kulakları kesilmişti.
'Geçmişte de olmuştu'
İki aile de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurdu. Cesedin güvenlik güçlerinin elindeyken zarar gördüğüne hükmeden AİHM, geçmişte de benzer olaylar olduğuna dikkat çekti. Mahkeme Türkiye'nin her iki aileye 20'şer bin avro manevi tazminat ödemesine karar verdi.
Haber: ERTUĞRUL MAVİOĞLU / Arşivi
CANDAN PEKDAŞ / Arşivi

İSTANBUL - "Savcılığa gittiğimizde bana fotoğraflarını gösterdiler. Ben tanıdım, 'Evet bu benim oğlum, ben babasıyım' dedim. Morga götürdüler sonra. Cenazelerimizi gördük. Seyit'i, Doğan'ın üstüne atmışlardı.
İnsanlık dışı uygulamalar vardı. Vücuduna işkence yapılmıştı."
Yaşadığı ağır travmanın etkisiyle düğümlenen boğazından güç bela bu cümleleri kuran Rıza Altun, Tokat Merkez'e bağlı Yeşilalan Köyü'nde 14 Nisan 1999'da güvenlik güçleriyle girdiği çatışma sonrasında arkadaşı Seyit Külekçi ile birlikte resmi kayıtlara göre 'ölü ele geçirilen' Doğan Altun'un babasıydı.
Seyit Külekçi; 1961 Maraş Elbistan Gücük Köyü, Doğan Altun ise 1972 Erzincan Tercan doğumluydu. Her ikisinin ailesi de İstanbul'a göç etmişti. Kaldıkları yoksul semtlerde Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) adlı örgüte katılmışlar, ikilinin yolu bu örgüt adına çalışma yapmak üzere gittikleri Tokat kırsalında kesişmişti. 14 Nisan 1999'da Tokat'ta güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada öldüler.
Cesetlere işkence
Doğan Altun ile Seyit Külekçi'nin aileleri, cenazeleri almaya gittiklerinde çocuklarının cesetlerine işkence yapılmış olduğunu gördüler. Seyit Külekçi'nin ablası Tamiş Akpınar, 16 Nisan günü Tokat'a gittiklerinde karşılaştıkları tabloyu ağlayarak anlattı:
"Seyit'i teşhis etmek üzere abim morga girdi. Karakolun önünde slogan atıp bizlere küfür eden 500 kişi toplanmıştı. Yapılan işkenceyi cenazeler yıkanırken gördüm. Dehşet içinde kaldım. Her ikisinin de kollarına zincir takmışlar, kaba etlerini kesici aletlerle delmişler, kulaklarını kesmişlerdi. Bacaklarında, cinsel organlarında, vücutlarının her tarafında derin izler vardı. Halktan kişilerden öğrendiğimize göre, Doğan ve Seyit'i öldürdükten sonra Turhal Karakolu'nun önüne getirmişler. Elbiselerini çıkarıp 'işte teröristler' diye teşhir etmişler. Sonra kaba etlerine geçirdikleri zincirleri tanka bağlayıp ilçede sürüye sürüye dolaştırmışlar. JİTEM görevlileri halkın arasına girerek cenazeyi tekmelemelerini istemişler."
Doğan Altun'un babası Rıza Altun da cenazeyi alırken gördüklerini, olayın üzerinden birkaç ay geçtikten sonra şöyle anlatmıştı:
"Cenazeyi almaya gittiğimizde çok büyük baskılarla karşılaştık. Neredeyse bizi öldürmeye çalıştılar. Savcılığa gittiğimizde bana fotoğraflarını gösterdiler. Ben tanıdım, 'evet bu benim oğlum, ben babasıyım' dedim. Morga götürdüler sonra. Cenazelerimizi gördük. Seyit'i, Doğan'ın üstüne atmışlardı. İnsanlık dışı uygulamalar vardı. Tabii ben o zamana dek inanamıyordum, 'belki kimliği ele geçti, o değildir' diye düşünüyordum. Görünce tanıdım tabii, kabullendim. Vücuduna işkence yapılmıştı."
Rıza Altun ve Tamiş Akpınar'ın bu feryatları, tam sekiz yıl sonra, Türkiye'nin AİHM'de mahkûm edilmesine yol açacaktı; hem de pek eşine rastlanmayan cinsten bir 'vahşet' suçlamasıyla... Tamiş Akpınar ve Rıza Altun, otopsi raporlarını ve cesetlerin fotoğraflarını da dilekçelerine ekleyerek avukatları aracılığıyla aynı yıl AİHM'ye başvurdu. Bu başvuru kayıtlara, "Başvuru sahipleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 'Hiç kimse, işkence ya da insanlık dışı veya alçaltıcı muamele ya da cezaya tabi tutulamaz' denilen 3. maddesine dayanarak yakınlarının cesetlerine ölümlerinden önce ya da sonra işkence yapıldığı ile cesetlerin durumunu gördüklerinde manevi zarar yaşadıkları şikayetinde bulunmuştur" diye geçti.
Dosyayı inceleyen mahkeme, "Cesetlerin başvuru sahiplerine teslimi sırasında Külekçi ile Altun'un kulaklarının tamamen ya da kısmen kesildiğinin tartışmasız olduğunu" not etti. Ayrıca Mahkeme'ye gönderilen fotoğraflardan Doğan'ın sol kulağının yarısı ile Külekçi'nin iki kulağının otopsi sırasında zaten kesik olduğunun belirlendiği de vurgulandı. Mahkeme ayrıca, "Otopsiden önce cesetlerin devlet güvenlik güçlerinin elinde olduğunu, yani cesetlere bu sırada zarar verilmiş olduğunu" da kayıt altına aldı. Türkiye'de cesetlere zarar verilmesi konusunda daha önce de başvuruların olduğunu anımsatan AİHM'nin kararında, "Külekçi ve Altun'un kulaklarının öldükten sonra kesildiği sonucuna varılmıştır" denildi.
Alçaltıcı muamele
AİHM, devleti suçlu gördü ve başvuru sahiplerinin yaşadıkları acıyı 'alçaltıcı muamele' olarak kabul ederek AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiği hükmüne vardı. Mahkeme Altun ve Külekçi'nin öldürülmesi olayının adli makamlarca yeterince tahkik edilmediği sonucuna da vardı. AİHM başvuru sahiplerine 20'şer bin avro manevi tazminat ve yasal masraflar için de 3 bin 930 avro ödemesine karar verdi.