AİHM'den türban davasına ret

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, türbanla ilgili Türkiye hakkında açılan bir davada insan hakları ihlali bulunmadığına hükmetti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), türbanla ilgili olarak Türkiye hakkında açılan bir davada insan hakları ihlali bulunmadığına hükmetti.
Ege Üniversitesi Hemşirelik Okulu öğrencisi Zeynep Tekin ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Leyla Şahin, 1998 yılında derslere türban takarak girme konusunda ısrar etmeleri sonucu aldıkları disiplin cezalarının insan hakları ihlali olduğu gerekçesiyle AİHM'de dava açmıştı. İki öğrenci, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili 9. maddesini ihlal ettiği görüşünü savunmuştu. Zeynep Tekin, avukatları aracılığıyla daha sonra Türkiye hakkında yaptığı şikayet başvurusunu çektiğini açıklamıştı.

9. MADDEYİ İHLAL YOK

AİHM'den yapılan açıklamada, başvuruyla ilgili olarak Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 9. maddesini ihlal etmediği görüşüne varıldığı bildirildi. Kararın, AİHM'nin ilgili dairesindeki yargıçların oy birliğiyle alındığı belirtildi.
Şahin'in avukatlarının, bu karara itiraz ederek, davayı temiz niteliğindeki 17 yargıçtan oluşan büyük daireye götürme hakları bulunuyor. Davanın temyiz niteliğindeki büyük dairede görülebilmesi için, AİHM'nin beş yargıçtan oluşan panelinin önce onay vermesi gerekiyor.
AİHM, 2 Temmuz 2002 tarihinde verdiği kararda başvurunun incelenmeye alınmasını kararlaştırmış, 19 Kasım 2002 tarihinde ise başvuruda bulunanların ve Türk hükümeti avukatlarının görüşlerini dinlemek üzere bir duruşma yapmıştı.

İŞTE GEREKÇELİ KARAR

AİHM, türban konusunda açılan bir davada Türkiye'yi haklı bulurken, üniversitelerdeki türban yasağı konusundaki müdahale için Türk yasalarının meşru temelleri olduğunu bildirdi. Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'nin üniversitede türbana izin verilmesinin anayasaya aykırı olduğu yolundaki kararına atıfta bulunan AİHM, yüksek idari mahkemelerin de üniversitelerde türban takılmasının cumhuriyetin temel ilkeleriyle bağdaşmadığı yolunda görüş belirttiğini hatırlattı.
'Üniversitelerdeki türban yasağının, başvuruyu yapanların üniversiteye kayıt yaptırmadan önce de var olduğu' anımsatılan gerekçeli kararda, 'yine başvuruda bulunanların kayıt yaptırdığı sağlıkla ilgili okullarda giyim konusunda da talebelerin uyması gereken özel kurallar olduğuna' işaret edildi.

LAİKLİK, DEMOKRASİ İÇİN GEREKLİ

Gerekçeli kararda, Türkiye'de türban konusundaki müdahalenin ''gerekliliği'' konusunda birbirlerini tamamlayan laiklik ve eşitlik ilkelerinin temel alındığının gözlendiği ifade edildi. Kararda, Türk anayasasının, laikliğin, demokratik değerlerin korunması, din özgürlüğüne dokunulmazlık ilkesinin ve vatandaşların yasa önünde eşitliği ilkesini sağladığı görüşünü taşıdığı bildirildi.
Anayasa Mahkemesi'nin, 'bu ilkeleri ve değerleri savunmak için bir kimsenin dinini göstermesine kısıtlamalar getirebileceği' yolundaki görüşüne atıfta bulunulan gerekçeli kararda, AİHM'nin de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre bu yoruma katıldığı bildirildi. Gerekçeli kararda, laiklik ilkesinin Türkiye'de demokratik sisteminin korunması için gerekli olduğu vurgulandı.
Türk anayasasında da kadın haklarının korunduğu hatırlatılan kararda, kadın erkek eşitliğinin, AİHM tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin en önemli maddelerinden biri olduğu ve üye ülkeler tarafından da uygulanmasına büyük önem verildiği vurgulandı. Kararda, bunun Türk anayasasının içinde de önemli bir yer aldığına işaret edildi.

DİNİ SEMBOLLER

AİHM'nin kararında, Türk anayasasının da belirttiği gibi, dini sembollerin taşınmasının, zorunlu olarak dini bir görev olarak değerlendirildiği ve sunulduğu yorumu yapıldı ve bu sembolleri taşımayı reddedenlere yapacağı etkinin göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulandı.
AİHM'nin kararında, kadın erkek eşitliğine değer veren ve çoğunluğu İslam inancını paylaşan toplumda, kamu düzeninin sağlanması ve diğerlerin haklarının ve özgürlüklerinin sağlanması için bu karara varıldığı bildirildi.
Kararda, Türkiye'de aşırı siyasi hareketlerin varlığının ve bu hareketlerin kendi dini sembolleri ve dini kurallara dayalı bir toplum dayatma isteğinin de göz ardı edilmemesi gerektiği kaydedildi.