'Aklı 'Selim' olan 'Yavuz'a karşı çıkar!'

'Aklı 'Selim' olan 'Yavuz'a karşı çıkar!'
'Aklı 'Selim' olan 'Yavuz'a karşı çıkar!'
Dün Kadıköy'de yapılan Sivas Katliamı'nı anma mitinginde Aleviler bir araya gelirken Anti-Kapitalist Müslümanlar da oradaydı. Sivas Katliamı'nın yanı sıra, Gezi Protestoları ve 3. Köprü'nün ismi de ortak tepki konusuydu.
Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

Dün Kadıköy'de, 2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nde yaşanan Sivas Katliamı'nın 20. yılını anma etkinliği nedeniyle bir miting düzenlendi.

Geçen süre boyunca adaletin temin edilmediği ana fikriyle Kadıköy Rıhtım'da toplanan Aleviler, Sivas Katliamı'yla birlikte Gezi Parkı protestoları ve İstanbul 'a yapılacak 3. Köprü'nün adını da andı. Miting boyunca etrafı izlemekle beraber, yaşananlardan birebir etkilenen kişilerle de görüşme fırsatı buldum.

Öncelikle en büyük tepki İstanbul'a yapılmakta olan 3. Köprü'nün ismi: Yavuz Sultan Selim...

Bu tepkinin nedenini anlamak için önce Alevilik ve Yavuz Sultan Selim'in bir insana ne zaman tesir etmeye başladığına bakmak da gerekiyor galiba.

Uzun yıllara dayanan arkadaşlığım olmasına rağmen daha önce Alevi kimliğiyle ilgili herhangi bir sohbette bulunmadığım arkadaşım Serhat Sağlam'a miting alanında kimi sorular soruyorum. Mesela bir kişi, Alevi olduğunu kaç yaşında anlıyor, bu kimlik kendisine nasıl aktarılıyor? Burada bir parantez, Büyükşehir'de yetişmiş bir Sünni olarak, Alevi kelimesini ilk kaç yaşındayken duyduğumu hatırlamıyorum. Konuşulmazdı çünkü 'kimin ne olduğu...' İstanbul'un Anadolu Yakası'nda...

 



Şahin Büyüker ve Serhat Sağlam


'Kendin sorar öğrenirsin...' 
31 yaşında mühendis olan Sağlam yanıtlıyor, "Genelde sana söylenmeden önce, sen etrafta olan bitene kafa yormaya başladığın dönemde ailene sorup öğrenirsin. Bu da okuma yazma öğrenmeye başladığın zamandır. Mesela, Sünnilerin çoğunlukta olduğu bir ortamda 'ibadet' ile alakalı bir konu döner ve kendi ailende farklı olduğunu anlarsın. Gidip ailene sorduğunda da sana anlatırlar. O zaman Alevi olduğunu öğrenirsin. Genel anlamda ibadetten yola çıkılır bu soruyu sormada."

Daha ilerleyen zamanlarda ise bu kimliğini saklama ihtiyacı duyabiliyorsun tabii. Sağlam şöyle diyor: "Saklanıyorsun. Bir şeyleri saklıyorsun çocukluğundan itibaren. Tepkiden çekiniyorsun. Mahalle baskısından korkuyorsun. Sorulan sorular canını sıkıyor. Savunma yapmak zorunda kalıyorsun kimliğinle ilgili."

'Çocuğuna Yavuz'u anlatır' 
Alevilerin Yavuz Sultan Selim ile olan 'Durumu' peki nasıl nesilden nesile aktarılıyor? O da ebeveyn vasıtasıyla: "Bunu annen ya da babandan öğreniyorsun. O andan itibaren Osmanlı ve senin arandaki perdenin arkasındaki tek kişi Yavuz Sultan Selim oluyor."

56 yaşındaki Şahin Büyüker ise Anadolu'da 'Alevi kimliği'nin doğar doğmaz aktarıldığını söyleyip Yavuz Sultan Selim konusunu aktarıyor: "Anadolu'da Alevi köylerinden birinde yaşıyorsan doğduğun anda bu kimlik sana belirtilir. İki konu konuşulur bizde sadece: Kerbela ve Yavuz Sultan Selim'in yaptıkları. Bunlarla büyürsün. Yozgat Büyükincirli, bir Alevi köyüdür. Orada büyüdüm. Yıllarca jandarmalık olay olmadığı halde bizim köylüler jandarmadan çok korkardı. Niye korkuyoruz tartışması yaparken bu korkunun Yavuz'a dayandığı anlatıldı. Alevi köyleri hep dağlık yerlerdedir saklanmıştır. 8-10 yaşında öğrendik bunu. Alevi köylerinde zaten bir Kerbela vakası bir de Yavuz Selim hep konuşulur. Büyüklerimiz bunu bilir bunu konuşurdu."

'Çocuğuma anlatmamıştım, süreç yüzünden sordu anlattım'

"Biz çocuk yetiştirirken bunları anlatmadık ama. Ne Kerbela'yı ne de Yavuz'u pek anlatmadık. Güncel konuları anlattık hep" diyen Büyüker, köprü tartışması sonrası ise çocuğuna anlatmak zorunda kalmış: "Gelip nedir diye sordu kızım bana. Ben de anlattım."

'Uzaklardan Bakınca' isimli bir kitap yazdığını da öğrendiğim Büyüker, köprü konusunda ise önce olumlu bakmış: "Prensip olarak karşı değildim. Madem İstanbul, sanayi ve ticaret şehri olacak 'Trafik kaldırmıyor yapılabilir' diyordum. Ağaç kesildi kesilmedi tartışılır. Köprünün adı konusu gündeme gelince, Suriye'deki iç savaş Alevi-Sünni savaşına giderken, ülkemize sıçrama riski varken, Alevileri yok sayarcasına, onlara adeta meydan okuyarak geçmişte Alevi soykırımı yapmış bir padişahın adını vermek istemeleri bence Taksim direnişinin de ateşleyicileri arasındaydı."

'Lanetli köprü olur o...' 
Ama o buna rağmen köprüye başka isim verileceği kanısında: "Şuna da inanıyorum ki o köprüye Yavuz Sultan Selim adını veremeyecekler. Çünkü kendi tabanında da tepki var. Tanıdığım ve AKP'ye oy veren Aleviler de bu olay sonrası tepki gösterdiler. Ama her şeye rağmen o köprü yapılırsa o lanetli bir köprü olur. Bence kışla da yapılamayacak. O kışla şeytan tepesi gibi olur. Her gün polisle koruyamazlar. Bence aklıselim galip gelecek bu süre sonunda..."

Başbakan'ın Reyhanlı'da ölen vatandaşlarımız için 'Sünni' ifadesinin altını çizmesi Alevileri yaralamış. Şahin bey, "Başbakan 'Kerbela Aleviler açısından neyse şu anda Suriye'deki sunni kıyımı Sünniler için öyledir' demek istediğini söyledi. Ama bunu samimi bulmuyoruz. İkisi aynı şey değil... Suriye'de diktatöre karşı bir halk ayaklanması varken dış etkilerle bu Alevi-Sünni çatışmasına evrildi" diyor.

Devletin ise tarihsel olarak Alevilere düşman olduğu konusuna o da katılıyor. Ama "Devlet Alevilerin varlığını kabul ederse Aleviler devletle barışır" diyor. Çünkü "Biz bir yerden gelmedik. Buranın Alevileriyiz sonuçta. Ülkeyi terk etme ülkeye karşı gelme durumumuz yok" ifadesini kullanıyor. Yaratılan gergin ortamdan ise endişeliler elbette. 



Antikapitalist Müslümanlar da alandaydı

'Ezilenin yanındayız buradayız' 
Sivas Katliamı'nı anma mitinginin en şaşırtıcı anı ise AntiKapitalist Müslümanlar'ın meydanda yer almasıydı. Aralarında başörtülü kadınların da bulunduğu 50-60 kişilik bir grup, ellerinde Şura Suresi'nin 39. ayeti, yani "Onlar bir zorbalıkla ve saldırıyla karşılaştıklarında, yardımlaşıp yek vücud olurlar" yazılı pankartla geldiler. Pankartın başında da 'Bir' olmaya geldik yazıyordu. Tek tek konuşmak istesem de herkes tarafından yönlendirildiğim kişi, kendisini "Anti-Kapitalist Müslümanlar dönem sözcülerinden biriyim" şeklinde tanıtan Özgür Kazım Kıvanç oldu. 36 yaşındaki Kıvanç, neden bu mitinge katıldıklarını şöyle anlatıyor: "Dine bakış açımız ezilenlerin yanında olmayı gerektiriyor. Dolayısıyla Alevi halkı, yüzyıllardır Sünni kesim tarafından ezilen bir gruptur. Onların hem inanışları hem yaşayışları nedeniyle onlara zorbalık yapılmıştır. Madımak'ta Alevilere yapılan zulümdür. Kendileri gibi düşünmeyene karşı bir faşizan tutumla insanlar orada katledilmiştir. O yüzden Alevilerin yanındayız bugün."

'Allah'ın yoluna ne parası?'
Köprü konusunda Anti Kapitalist Müslümanlar da Alevileri haklı buluyor: "Manidar bir isim. Böyle bir şey yapılması manidar. Bizim için önemli olan iktidarın bugün açtığı tartışma üzerinden gidip 'Pir Sultan Abdal'a razı gelmek değil. Asıl mesele, neden o köprüden geçen her araba 3 dolar ödeyecek? Neden sermaye Allah'ın yolundan gelir elde edecek?"

"Neden o köprü var diye de soruyor musunuz?" dediğimde cevabı şu oluyor: "Tabii ki soruyoruz. 3. köprünün sebebi İstanbul'un nüfusunun yoğun oluşu. Yoğunluğun sebebi de insanların doğduğu yerde doyamaması. Büyükşehirlere göç etmeleri. Bu nedenle insanlar kalabalık yaşıyor. Bu nedenle yapılan köprü, yerleşim alanları iktidarların çaresizliklerini dile getirmeleridir aslında. 'Biz kardeşim sizi bir şehre tıktık doğduğunuz yerde sizi doyuramıyoruz, bu politikaları bilinçli olarak tüketiyoruz çünkü artık siz bizim için yani sermaye sınıfı için elimizde tuttuğumuz kölelersiniz' diyorlar. Bunu Alevilere, kendi kökenleri olan Sünnilere ya da Kürtlere de yapıyorlar. Aslında burada yapılması gereken ezilenlerin birlikteliği olmalıdır. Alevi halklarına bunu söylemek için geldik. Bu zulmü yapanlar iktidarlardır egemenlerdir. Bunu belirtmek için buradayız."

'Köprüye kişi ismi verilemez!' 
Peki köprü bedava olsa Yavuz Sultan Selim ismine razı gelirler mi? Bilhassa onlar "Fatih Sultan Mehmet" ismine de karşı. Sebebi şu: "Hayır, asla. Halkın ortak değeri olan, bütün insanların faydalanması için yapılan şeylere kişi ismi verilemez. Bu camiiler için de böyledir. Peygamber, kendi yaptırdığı camiye kendi adını vermemiştir. Onlar Allah'ın evidir. O yol Allah'ın yoludur. Öyleyse toplumun ortak değeriyle simgelenmelidir."