@ismailsaymaz

Ali Fuat Yılmazer: İyi niyetli bir dönemdi, dinledik

Ali Fuat Yılmazer: İyi niyetli bir dönemdi, dinledik
Ali Fuat Yılmazer: İyi niyetli bir dönemdi, dinledik
"Ergenekon Davası'nın beyni" olarak bilinen eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer Radikal'in sorularını yanıtladı
Haber: İSMAİL SAYMAZ - ismail.saymaz@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, bu yıl ocak ayında emekli olmak için dilekçe verdikten sonra kendisini belki de ilk arayan gazetecilerden birisi de bendim. Görev yaptığı sürede meydana gelen Hrant Dink cinayeti, Ergenekon, KCK ve Devrimci Karargah davaları ile illegal dinleme iddialarına ilişkin görüşmek istediğimi ilettim. Yılmazer, ilk önce emeklilik prosedürü tamamlanmadığı için önerimi geri çevirdi. İki ay sonra tekrar aradım, söyleşi önerimi tekrarladım. Bu kez kendisi, “Nedim Şener’in arkadaşı olduğumu” belirterek, objektif olamayacağımı ima etti. Fakat devamında, önerimi dikkate aldığını ifade etti. Dakikalarca süren “off the record” sohbette, sonradan tüm kamuoyuna açıkladığı görüşlerini söyledi. Yazmamak kaydıyla anlattığı için bu görüşleri, kaynağıma saygı gereği haberleştirmedim. Yılmazer sonraki günlerde bir özel TV kanalına çıkmayı tercih etti.

Yılmazer cezaevine girdikten sonra, bu soruşturma sürecine kaynaklık eden polis müfettiş raporuna dair çokça habere imza attım. Bu dinlemelerden kayda değer kısmı, Yılmazer’in imzasıyla gerçekleştirilmişti. Dolayısıyla Yılmazer’e, habercilik ilkeleri gereği, “Dinlediniz mi, neden dinlediniz?” sorusunu yöneltmek gerekiyordu. Bu yüzden, avukatı Hüseyin Ataol aracılığıyla sorularımı Yılmazer’e ulaştırdım. O da kaldığı cezaevinden bana, hacimli bir yanıt gönderdi.

Söyleşimiz, yüz yüze gerçekleşmediği ve ani sorularla deşilmediği için teknik olarak eksiktir. Dolayısıyla Yılmazer’in sorularıma verdiği yanıtlar bir bakıma savunmasının ana hatları şeklinde olmuştur.


SÖYLEŞİ YÜZYÜZE OLSAYDI…


Şayet karşılıklı bir söyleşiye imza atabilseydik; sorulacak çokça soru olduğu muhakkaktı: Örneğin Hrant Dink cinayeti sırasında Trabzon’dan gönderilen F4 raporunu sakladı mı? Ergenekon Davası’nda, bir örgüt varsayımı etrafında bir siyasi tasfiye mi gerçekleştirildi? Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklandığı OdaTV davası, Gülen Cemaati hesabına yapılmış bir cemaat operasyonu muydu? KCK ve Devrimci Karargah davalarında sergilenmiş ‘Düşman Ceza Hukuku’ örnekleri ve herkesi her an ‘terörist’ ilan eden mekanizmayı savunuyor mu? Kimi gazeteciler tutuklanma ile tehdit edildi mi? Basın kuruluşları ‘bilgi notları’ ile ‘enforme” edildi mi? İstihbari ve adli dinlemeler, toplumu gözetleme ve fişleme yöntemi olarak mı kullanıldı?...


Bu sorular, Yılmazer’le yapılabilecek yüz yüze bir söyleşi için şimdilik ertelendi.

Yılmazer, illegal dinlemeleri konu alan söyleşimizde, görev yaptığı dönemde 30 bin kişi hakkında dinleme işlemi yapıldığını ve bunlardan sadece 27’sinin kuşkulu olduğunu ileri sürüyor. Bunların da ‘sehven’ gerçekleştiğini iddia ediyor. Altında imzası bulunan ve sahte isimlerle kimi dinlemeleri ise hatırlamadığını söylüyor. O dönemler Ergenekon, DHKP/C, Devrimci Karargah ve El Kaide gibi örgütlerle mücadele ettiklerini savunarak, bu dinlemeleri “İyi niyetli bir çalışma döneminin eseri” olarak görüyor.
Yılmazer’e yazılı olarak gönderdiğim sorulara karşılık yanıtları şöyle…


Polis müfettiş raporunda, ’hakimleri yanıltmak’ amacıyla sahte isim, kod isim, ön isim ve IMEI numaraları üzerinden dinleme işlemi yaptığınız iddia ediliyor. Bu iddia doğru mudur?

Şahsıma yönelik iddialarla ilgili olarak öncelikle, sorumluluk dönemim (27 Mart 2007 - Temmuz 2009) itibariyle bazı tespitlerde bulunmak isterim. Sorumlu bulunduğum dönem içerisinde yaklaşık 30.000 civarında mahkeme kararı işlem görmüştür. Bu muhtemelen 5-6 bin kişi hakkında çalışma yapıldığı anlamına gelir. Müfettişlerin tespitine göre 57 kişi hakkında usulsüz dinleme yapıldığı iddiası var.
Bu 57 kişiden 30 tanesi ilk dinlemeden sonra hiç uzatmaya gitmemiş. Bunlardan bir kısmı polis memurları hakkındadır ki, isim gizlemeyi gerektirecek bir durum söz konusu değildir. Şüpheli kabul edilebilecek 27 civarında kişi söz konusudur. Hiçbir dönemle kıyaslanmayacak yoğun operasyonel çalışmanın gerçekleştiği bu dönemde; sadece 27 kişi hakkındaki dinlemenin mevzu edilmiş olması(ki usulsüzlük iddiası kesinlikle doğru değildir) o telaşeli dönemde doğal karşılanması gerek bir durumdur.
İsim yanlışlıkları kasti değildir. Hakimi yanıltmak kastıyla sahte ya da eksik isim kullanılmış olması hiçbir şekilde söz konusu olamaz.

TV programcısı Müge Anlı’nın ‘Müge Öztekin’ sahte adıyla ilkin ‘organize suç örgütü’ üyesi, üç ay sonra da ‘uyuşturucu kaçakçılığı’ iddiasıyla dinlenmesi... Bu iki kararın altında da sizin imzanız var. Anlı’nın gerçek ismini bilmiyor muydunuz? Anlı’nın organize suç örgütü üyesi ya da uyuşturucu kaçakçılığı şüphelisi olduğuna gerçekten inandınız mı? Gazeteci Fikret Bila’nın ‘Fikri’, Fatih Altaylı’nın ‘Fatih Altay’ ve Oray Eğin’in ‘Oray Eğik’ sahte adlarıyla dinlenmesini nasıl izah ediyorsunuz?

Gazetecilerin dinlenmesini suç olarak kabul edebilecek bir durum söz konusu değildir. Bu dinlemeleri hatırlamıyorum ve dinleme içeriklerine ilişkin benim önüme herhangi bilgi getirilmiş değildir. Belli ki bunlarla ilgili resmi bir işlem tesis edilmediğinden konu benim önüme getirilmemiştir. Bu dinlemelerin gerçekten de yapılmış olduğundan çok emin değilim. Çünkü müfettişlerin geçmiş kayıtları inceleme mantığı bütünüyle gerçeği yansıtmaktan uzaktır ve teyit edilmeyen eksiklikler vardır. Bu dinlemelerin yapıldığını varsayarsak, ‘Fatih Altay’ ve ‘Oray Eğik’ öyle anlaşılıyor ki, yazım hatasından kaynaklı bir durumdur, bir gizleme kastı olması asla söz konusu değildir. Daha önce de dediğim gibi çok daha önemli kişiler gerçek isimleri üzerinden dinlenmiştir. Fikret Bila hakkında da belli ki eksik bir tespit söz konusudur diye düşünüyorum.

MHP ’li Özcan Yeniçeri ve AKP ’li Sadık Yakut’un, yasal engel olmasına rağmen milletvekilliği sürecinde dinlenmiş olmasını nasıl izah ediyorsunuz?

Sadık Yakut’un bir milletvekili olarak gerçek ismi ile dinlenmiş olması, zaten bütün bu kasıtlı isimleri gizleme iddialarını boşa düşüren bir durumdur. Eğer isimleri gizleme gibi bir kasıt olsa en başta bu isim gizlenmeye çalışılırdı. Bu dinlemeyi de hatırlamıyorum, bu dinlemenin içeriğine dair bana herhangi bir bilgi arz edilmemiştir. Dediğim gibi resmi işleme dönüşmeyen ya da arşive bilgi kaydı söz konusu olmadığı durumlarda bana arz edilmeyi gerektirecek bir durum yok demektir.

İş adamı Aydın Doğan’ın kullandığı telefonun ‘Ahmet Doğan’ adıyla, damadı Mehmet Ali Yalçındağ’ın ‘Haydar Şar’ sahte adıyla, Doğan Grubu’nun vergi davasına bakan hakim Hasan Erdem’in de ‘Hasan Yalçın’ sahte adıyla Ergenekon soruşturma kapsamında dinlenmesinin gerekçesi nedir? 

Mehmet Ali Yalçındağ benim dönemimde dinlenmemiştir. Hakim Hasan Erden konusunu hatırlamıyorum. Kendisi Doğan Grubu ile ilgili davaya baktığından olmuş olabilir diyor, ama kendisine yönelik tehdit-şantaj gibi bir girişim söz konusu değil. Beyanına göre; IMEI’den dinlemesi yapılmış telefonuna bazen oğlunun hattını taktığını beyan ediyor. Tabii kesin konuşmam mümkün değil belki oğlu ile ilgili bir durumdan dolayı da takibe alınmış olabilir. Art niyetli ya da dinleme kayıtlarının farklı bir amaçla kullanımı gibi bir durum yoktur. O dönemde malum hayli gelişen operasyon süreçleri vardır. Örgütün iltisaklarını deşifre etmeye çalıştığımız bir dönemdir. Oradaki Ergenekon çalışma konusunu ifade eden şahsın gerçekten Ergenekoncu olduğu anlamına gelmez. Sadece şüpheli bir ilişki görülmüş, ilişkinin örgütsel olup olmadığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Bir ilişki olmadan bu çalışmalar asla başlatılamaz. Ergenekon’un yapısını düşününce bu durumu normal karşılamak lazım. Yasal olarak suç değildir. İyi niyetli bir çalışma dönemidir, hiçbir şekilde kişisel ya da örgütsel amaçlı bir girişim, istismar söz konusu değildir.