@hakki_ozdal

Alper Sapan: Kurtların yediği güvercin

Alper Sapan: Kurtların yediği güvercin
Alper Sapan: Kurtların yediği güvercin
Alper 20 yaşındaydı. "Şu ana kadar tek bir canlıya kin besledim. O da güvercinlerimi yiyen Binnaz isimli lanet bir kediydi" demişti. Dün Suruç'ta katledildi. 100 yıl sonra tarih Eskişehirlilere "bütün bunlar olurken neredeydiniz" diye sorarsa, "Alperimiz oradaydı" diyecekler, diyebilecekler.
Haber: HAKKI ÖZDAL - hakki.ozdal@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL – Suruç’ta dün 32 kişinin can verdiği korkunç katliamda can verenlerden biri, Eskişehirli Alper Sapan’dı… Ülkenin doğusuna aitmiş gibi görülen bir acıyı paylaşmak için, ülkeye bir ‘kardeşlik köşegeni’ çizer gibi Eskişehir’den Suruç’a koştu büyük kalbiyle. Kobanili çocukların oynadığı kreşlerin duvarlarını boyamak, IŞİD’le en sert çatışmaların yaşandığı bir tepeye Berkin Elvan fidanı dikmek, bir çocuk parkının salıncak iskelesini çakmak, kaydırağını sağlamlaştırmak istiyordu.

Gençlik çocukluğun köpüğüdür; hayata olumlu bakışın ve ondan sonsuzca umutlu olmanın en ‘lezzetli’, en verimli çağı.

Alper iyilik dolu bir isyan köpüğüydü.

24 Mayıs 2014…

Kadıköy’de Vicdani Ret Derneği’nin bir etkinliğiyle bir grup genç “vicdani ret” kararlarını açıklıyor. Siyah saçları utangaç yüzünün yanından omuzlarına inen, çok zayıf ama çok kararlı bir genç çıkıyor eylem alanına:

“Merhaba, ben Alper Sapan... 19 yaşında bir anarşistim. Devletin adaletsizliğine, sömürüye ve zulme karşıyım. İnsanın insan öldürmesini, şiddeti ve devleti reddediyorum. Kimse için ölmeyecek, öldürmeyecek, kimsenin askeri olmayacağı, Savaşsız, ulussuz, sınırsız bir dünya için, özgürlük için vicdanımı dinliyor ve askerliği reddediyorum.”

Bir yıl sonra, 15 Mayıs 2015′te, bu kez ‘Eskişehir Anarşi İnisiyatifi’nin düzenlediği “Ölüm değil yaşam için reddet” eyleminde ‘total reddini’ açıkladı:

“Ben Alper Sapan,

Öncelikle bir insan, sonrasında bir anarşist olarak total reddimdir.

Devletler kendilerine itaat etmeyenlere işkence etti, sürgüne gönderdi, sindirdi, öldürdü. Bu zulmü görmezden gelmeyi, insanlık vicdanına aykırı buluyorum. İktidarların güçlerini ve zenginliklerini koruması uğruna verilen savaşları, kardeşi kardeşe kırdırtan militarist zihniyeti reddediyorum. İktidarların çıkarları uğruna bireylerin iradelerini gasp etmesini, dünyanın her bir yanında ezilen halkların katledilmesini izlemeyeceğim, sessiz kalmayacağım.

Ölümü kutsallaştıran, yapay sınırlar yaratan bütün iktidarlara karşı sınırsız, sınıfsız, sürgünsüz bir dünya için olan mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Hiç kimse için ölmeyecek, hiç kimse için öldürmeyeceğim.

Ölüm değil yaşam için militarizmi reddediyorum!”

Anarşizmin ve anarşistliğin ‘ sokak küfrü’ olduğu bir topluma “Ben anarşistim” diye haykırmak; “Her Türk’ün asker doğduğu” bir ülkeye askerliği reddettiğini “kimse için ölmeyecek, hiç kimse için öldürmeyeceğim” diye açıklamak kolay değildir. ‘Çocukluktan yeni çıkmış’ birinin dağ gibi cesareti bu; anarşizmi ‘ortalığı karıştırmak’ gibi anlayan bir gericiliğe bir ‘doğa durumu’nun özgüveniyle direnmenin gücü…

19 yaşında gençlere matem şarkıları yazılıyor bu ülkede. Sokak aralarında linç kalabalıklarının elinde; kardeş bir halkın acısına koşarken kahvaltı yapıp karpuz yedikleri bahçede katlediliyorlar.

“Militarizm yaşamlarımızı yok etmeden, biz militarizmi yok edelim” diyordu Alper. Bir savaşın belki de en zor yanına, ‘geriye kalanların’ yardımına koşuyordu.

“Kinci biri asla değilim. Şu ana kadar tek bir canlıya kin besledim. O da güvercinlerimi yiyen Binnaz isimli lanet bir kediydi. Hiç sevmedim, hala sevmiyorum. Çoktan ölmüştür ama hala küfrediyorum ona.”

Ah Alper, gördüğün en büyük kötülük bu olsaydı. Savaşın ve barbarlığın kara kurtları özgür kanatlarını yakamasaydı.

'Gökkuşağının karası'na kıydılar

Koray'ın bordo-mavi yumruğu nereyi gösteriyor?

Hatice Ezgi Sadet: Devrim şarkısı çalan bir laterna