Altan Tan'ın babasını oruç tuttuğu için işkenceyle öldürmüşler

Altan Tan'ın babasını oruç tuttuğu için işkenceyle öldürmüşler
Altan Tan'ın babasını oruç tuttuğu için işkenceyle öldürmüşler
12 Eylül darbesi sonucu HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın babasının oruç tuttuğu için gördüğü işkence ve bu yüzden hayatını kaybetmesi "Diyarbakır 5 No'lu Cehenneminde Ölümden de Öte" kitabında anlatıldı

RADİKAL - 12 Eylül sürecinde tutuklara yönelik sistematik işkenceler ve ölümlerle gündeme gelen Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananları "Diyarbakır 5 No'lu Cehenneminde Ölümden de Öte" adlı kitabıyla o cezaevinde yaklaşık 10 yıl kalan Hasan Hayri Aslan yeniden gündeme getirdi. CNN Türk'ten Murat Aydın'ın haberine göre, kitapta HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın babasının nasıl öldürüldüğü de yer alıyor.

Almanya'da yaşamını sürdüren Hasan Hayri Aslan'ın ilk kitabı olan "Diyarbakır 5 No’lu Cehenneminde Ölümden de Öte", 12 Eylül darbesiyle birlikte Diyarbakır Cezaevi'nde uygulanan sistematik işkence ve buna karşı yürütülen ölüm orucunu anlatıyor. Kitap yer alan bazı anektodlar şöyle:

FARE YAKALAMA

Cezaevinde tutuklulara yönelik o kadar saçma emirler var ki. Bu "emir"ler bazen işkenceye zemin hazırlamak için kullanılır. Bunlardan biri de "fare yakalama" emiridir. Tutuklulara "Her hücre bir fare yaklayacak" komutu verilir; yakalayamayanlara dayak, falaka vardır. Yakalayanlara ise fare yedirilir!

DUVARDAN DUVARA ÇARPARAK ÖLDÜRÜLDÜ

PKK operasyonunda gözaltına alınan Cemal Kılıç, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi'nde işkenceyle öldürülür. Bir bacağına bağlanan iple onu duvarda yüksek bir yerde bulunan projektör lambasınının demir stabilesi çengeline baş aşağı asarlar. Sonra duvardan uzaklaştırıp bırakarak sarkaç gibi beton duvara çarparlar. Kılıç, bu işkence sonucu ölür.

SİGARA KÜLÜ İLE MİDE AĞRISI GEÇİRME

Tutuklular sadece asker ve gardiyanların işkencelerine, keyfi uygulamalarına maruz kalmazlar; cezaevi doktoru da kendilerine yönelik bir tehdit sebebidir. Revire sağlam giden, hasta gelir... Bu yüzden doktora gitmeyip mide ağrısına karşı sigara külünü suya karıştırıp içen tutuklular, kendi çözümlerini kendileri bulmuş!

KENDİLERİNİ YAKTILAR

24 Şubat 1981'de Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran'ın İç Güvenlik Amirliği'ne başlamasıyla işkence had safhaya ulaşır. Aynı koğuşta kalan Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Eşref Anyak ve Mahmut Zengin ise işkenceye karşı 18 Mayıs'ta kendilerini yakarlar.

ALTAN TAN'IN BABASI HAYATINI BÖYLE KAYBETTİ

Şu anda HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın babası Bedii Tan, ağır işkencelerle öldürülür.  Kitabın yazarı olan Hasan Hayri Aslan bu dönemi şu sözlerle anlatır: "Ramazan ayıdır, Bedii Tan oruç tutuyor. Cezaevi idaresi onun oruç tuttuğunu öğrenince Bedii Tan'a önce ağır işkenceler yapar, ardından da havalandırmadaki rögar kapağını açtırarak pislik yedirirler. Bundan dolayı ishal olur ve kaptığı basil parazitlerden hastalanır ve tamamen harap düşer. Gardiyanlar, zorla yataktan kaldırır ve döverler, düşer, tekrar kalkar, bu kez gardiyanlardan biri tekvando gösterisiyle göğsüne vurduğu tekme ile kafa üstü yere düşer. Yerde karnına basarak bağırsaklarını ve diğer iç organlarını patlatırlar, ölür... Ölümünden sonra koğuşa gelen bir hakim yüzbaşı ile bir asteğmen 'Bedii Tan, koğuşa gelmeden önce ishale yakalanmıştı. Bağırsak enfeksiyonundan dolayı öldü' diye koğuştaki mahkumlara ifade imzalatırlar.

YILMAZ GÜNEY DE YÜRÜYÜŞTE

O dönem tek tip elbiseye karşı yapılan ölüm orucuna dışardan da destek verilir. Hatta Paris'ten Strasburga'a yapılan "Uzun Yürüyüş" iln ilk 5 kilometresine Yılmaz Güney de katılmıştır.

RADYASYONLU ÇAYI İÇİRDİLER

Hasan Hayri Aslan, Çernobil Nükleer Faciası'nın yaşandığı günlerde bidonla günlük bol miktarda koğuşlara çay verilmeye başlandığını belirterek, o dönemi, "O sıra Çernobil nükleer faciası yüzünden Karedniz çaylarının radyosyon serpinti taşıması nedeniyle kullanılması sağlık raporları doğrultusunda sakıncalı bulunmuş ve hükümetçe bedeli ödenerek imha kararı alınmıştı. Belli ki bazıları imha etmeyip orduya ve cezaevlerine göndermiş. Mahkumlar da bunu bilmelerine rağmen çaya özlem yüzünden o çayları içerler" sözleriyle anlatır.

DÜNDAR KILIÇ'TAN MEKTUP

Mafya babası Dündar Kılıç da o günlerde Diyarbakır'daki cezaevine gönderilir. Kılıç, başgardiyanlarla TKM/ML davası mahkumlarına "ben Dündar Kılıç, Yılmaz Güney benim kirvemdir. Kirvem Yılmaz Güney'in arkadaşları olduğunuzu öğrenince çok sevindim. sizleri misafir olarak koğuşumda ağırlamak istiyorum, teşrif etme onuru verirseniz çok mutlu olacağım..." notu gönderir. Tutuklular önce bu isteği reddeder, Kılıç'ın ısrarı üzerine bir kez ziyarete giderler ve hediyelerle geri dönerler.

KÖPEĞE HER GÜN KUZU ETİ!

Hasan Hayri Aslan, kitabında Diyarbakır zindanında kadın mahkum Nuran Çamlı Maraşlı'nın kaleme aldığı bir yazıyı da paylaşır. Orada Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran'ın köpeği 'Co' ile ilgili ilginç bilgiler yer alır. Nuran Çamlı Maraşlı ö dönemi şu sözlerle ifade eder: "Esat Oktay'ın 'Kızım' dediği Co isimli köpeğini biz kadın tutsaklar besliyorduk. Sabah yemeği için bizim hücreye getirirdi. Her sabah yeni kesilmiş iki kilo yağsız kuzu eti, bazen de dalak, ciğer yediriyorduk. Gardiyan her akşam köpeğe kan içirdiğini söylüyordu. Biz karnını doyurduktan sonra erkek arkadaşların üzerine saldırtmak için diğer koğuşlara götürüyorlardı."