Amerika, Irak'ta hedefine ulaştı

Milli Güvenlik Akademisi öğretim üyesi Doç. Mustafa Aydın: "Aslında Amerika, Irak'ta başlangıçta önüne koyduğu hedeflere ulaşmış durumda, Irak'a yerleşti. Yaşanan başarısızlıklar sadece ayrıntı."
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Mustafa Aydın
Amerika'nın Irak'a girmesinden sonra, bu ülkede işler çığırından çıktı. Amerika'nın Irak'taki beceriksiz uygulamaları, bütün dünyayı ayağa kaldıran işkenceleri, komşu devletlerin oralarda kendi güçlerini artırmak için girişimleri, Irak'ı şu anda dünyanın en karışık, en tehlikeli ülkesi haline getirdi. Herkesin aklına, 'Irak Amerika'nın ikinci Vietnam'ı mı olacak' sorusu takıldı. Ortadoğu'nun tam göbeğindeki Irak gibi bir ülkenin kaos görüntüsü vermesi, Türkiye başta olmak üzere bütün çevre ülkeler için bir tedirginlik kaynağı şimdi. Herkes bu ülkede ne olduğunu, ne olacağını, Amerika'nın ne hesapladığını anlamaya çalışıyor. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin yanı sıra Milli Güvenlik Akademisi'nin de öğretim üyesi olan, jeopolitik, strateji, güvenlik ve uluslararası ilişkiler üzerine çalışmalar yapan doçent Mustafa Aydın ile Ortadoğu'daki gelişmeleri, Amerika'nın Irak işgalinin daha nelere yol açabileceğini, Ortadoğu ülkelerinin ve İslam dünyasının bu olaylardan nasıl etkilendiğini, ne tür tepkiler ve değişimler beklenmesi gerektiğini ve Türkiye'nin Amerika tarafından nasıl değerlendirildiğini konuştuk.
* * *
Amerikane amaçla gitmişti Irak'a?
Irak'ta olduğunu söylediği kimyasal silahları yok etmek, dünyayı Saddam belasından kurtarmak ve Irak'a demokrasiyi getirmek diye açıklamıştı Amerika amacını. Bazılarına göre de amacı Ortadoğu petrolünü kontrol etmekti. Bir de tabii 11 Eylül yaşandı. Amerika için birinci tehdit 'terör' oldu. Ortadoğu'yu, hem İran gibi Amerikan hegemonyasına direnen ülkelerin, hem de ABD'ye yönelen terörün merkezi olarak gördü. Bu ülkeleri sindirmek ve terörün kökünü kazımak için Irak'a gitti.
Amerika bugün ne amaçla bulunuyor Irak'ta peki?
Amacında pek değişiklik yok.
Bütün bu rezaletler, o ahlaksızca işkenceler Amerika'nın amaçlarına uygun mu?
Uygun değil. Eğer Ortadoğu'da daha demokratik, liberal, daha Batı yanlısı rejimler kurmak istiyorsanız, bunu sağlamak için gidip Araplara işkence etmezsiniz. Aslında işkence olayı kamuoyuna sızmasaydı sorun olmayacaktı. Çünkü Amerikalının mantalitesi şudur. Bir sorun varsa hangi yolla
olursa olsun derhal çözülmelidir. Bunun kısa yolu işkence yapmaksa, yapılır, sorun çözülür ve olay kapatılır. Irak'taki işkencenin de emirle yapıldığı belli. İşkence yapanların psikolojisi ve sosyal kökeni de ortada.
Sosyal kökenleri ne?
Amerika'nın fakir, kendisini ifade edemeyen azınlık gruplarından geliyorlar ve kendilerini işkenceyle bir şekilde ifade ediyorlar. Ayrıca, Amerikan işgaline karşı Irak'ta büyük direniş var. Bu direnişin içinde El Kaide unsurları, komşu ülkelerin istihbarat örgütleri var. Bu direnişte İran, Suriye ve başka ülkelerden de herkes olabilir.
Türkiye olabilir mi?
Türkiye'nin bu şekilde doğrudan müdahale ettiğini sanmıyorum ama herkes gibi Türkiye de orada kendi çıkarını savunmaya çalışıyor. Kürt devletinin kurulmasını engellemek, Türkmenlerin bir güç olarak kalmasını sağlamak gibi... Ama Türkiye'nin çıkarları Amerika'nınkilerle yüzde 100 örtüşmüyor. Türk askerinin kafasına çuval geçirme olayının nasıl geliştiğini takip ettiysek, Türkiye'nin orada ne yapmaya çalıştığını görürüz. Çuvalın sembolik boyutu da var tabii. 1 Mart tezkeresinde suçlu gördüklerine cevap gibi...
Sizce Amerika, Irak sorununu çözebilecek mi?
Kısa vadede hayır. Amerika, 30 Haziran'da yönetimi Iraklılara devredecek. Geçiş süreci başarılı olmazsa, Amerikan güçlerinde zafiyet belirirse, Irak'ta iç savaş çıkabilir. Arapla Kürt, Sünniyle Şii çatışabilir. Kürtler kayıtsız şartsız Amerika'yla baştan beri işbirliği yapıyor. Bunu Sünniler ve Şiiler görüyor. Ayrıca Kürtlerin, Türkmen bölgelerinde talepleri var. Bu Türkmenlerin çoğunluğu ise Şii. Dolayısıyla Şiilerin de o bölgelerde hak iddiaları var. Irak, 10-15 yıl kaostan kurtulmayacak, Amerika çekilsin çekilmesin, Irak'a istikrar 10 yıl gelmeyecek.
Irak'taki kaos oradaki Kürtleri nasıl etkiliyor peki?
Kaos, Kürtlerin karşısına çıkabilecek güçlerin birleşmesini engelliyor. Bu ortamda Kürtler her geçen gün devletlerini daha devletleştiriyor.
'Irak, Amerika için ikinci Vietnam olur' diyenler haklı çıkmış gibi. Irak ikinci Vietnam mı sizce?
Amerika'nın psikolojisinde ikinci Vietnam'a dönüşüyor. Irak gibi CİA'in yıllardır cirit attığı, ambargo altındaki ülkede başarısız oluyorsunuz. Bunun Amerika'ya getireceği psikolojik yük ağırdır. Ama şu da var. Amerika'nın büyük planı neydi? Irak'a gelip yerleşecekti. Oradan, Ortadoğu bölgesinde nüfuz sahibi olacak ve bölgeyi değiştirecekti. Bütün bu başarısızlıklar vs.'ler bir yana, Amerika Irak'a yerleşti mi? Yerleşti. İran'a, Suudi Arabistan'a, Suriye'ye, Türkiye'ye komşu oldu mu? Oldu. İsrail'e, destek verebilecek kadar yaklaştı mı? Yaklaştı. Bu kadar basit. ABD büyük resimdeki hedefine ulaştı. Ötekiler ayrıntıdır.
Irak'taki kaos, bölgeyi ABD'nin istediği gibi mi etkileyecek peki?
Kısa vadede hayır. Amerikan karşıtlığı, işkenceyle en üst düzeye ulaştı. Çok komik şeyler oluyor. Amerika, niye Amerikan karşıtlığı ortaya çıktı diye heyetler gönderiyor. Türkiye'ye de 10 Kongre üyesi geldi, bölgede Amerikalıları niye sevmiyorlar diye soruyorlar. Ama resme stratejik yönden, askeri, ekonomik ve siyasi güç olarak bakarsanız, Amerika Ortadoğu'ya yerleşti. Ortadoğu'yu değiştirebilmek için onun merkezinde şimdi. Bölgeyi uzaktan değiştirmek kolay değil.
Amerika, Ortadoğu'yu nasıl değiştirecek sizce?
Amerika bütün dünyayı karşısına alarak Irak'ta bildiğini okudu. İran'a; Suriye'ye, Suudi Arabistan'a, Amerika'nın istediği değişime direnenlere büyük mesaj bu. Amerika, Irak'a barış, istikrar getiremiyor ama Saddam'ı gönderebiliyor. Bir yöneticinin en büyük korkusu da gitmektir. Amerika'nın rejim değiştirme gücü var. Bu mesajı vermiş olması, ABD için büyük bir stratejik avantaj. Ortadoğu'da önemli değişiklikler olacak ve oluyor.
Neler oluyor?
Bush yönetiminin, tarihte İsrail'e en büyük desteği veren Amerikan yönetimi olmasıyla, gene aynı Bush'un 'Bağımsız Filistin devleti kurulmalıdır' diyen ilk Amerikan başkanı olması tesadüfi değildir. İki süreç aynı anda ilerliyor. Bir taraftan İsrail memnun ediliyor ve kendisini güvenlikte hissedeceği bir yapı kuruluyor. Diğer taraftan İsrail'e tehdit oluşturmayacak daha küçük, daha alt düzeyde bir bağımsız Filistin devletinin kurulmasına gidiliyor. Ortadoğu'da sınırlar değil ama devletlerin yapısı değişecek. Amerika ve Batı için daha rahat yönlendirilebilir, kontrol edilebilir yapılar oluşacak.
ABD için bölgede birkaç diktatörle, şeyhle çalışmak daha kolay değil mi? Demokrasiler, kontrolü daha zor yapılar değil mi?
Doğru. Amerika Soğuk Savaş döneminde bu mantıkla diktatörlere destek oldu. Fakat şunu unutmayalım. Dünya uluslararası sisteminin kendi yükselen değerleri ve dayatmaları var. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yükselen değer self determinasyondu. Mesela Türkiye bu değerle bağımsızlığını kazandı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yükselen değer parlamenter demokrasiydi. Türkiye de böyle demokrasiye geçti. Şimdiki yükselen değer demokratikleşme, küreselleşme, ekonomide liberalleşme. Siyasetle ekonomi birlikte liberalleşmek zorunda. Baskıcı siyasi rejimle, ekonomik liberalleşme aynı anda var olamıyor, birbiriyle çelişiyor. O yüzden diktatörlüklerle artık olmuyor. Ülke ekonomilerini dünyaya açmak
için oraların siyasetini de açacaksınız. Demokratik ülkeler, Batı'yla daha rahat işbirliği yapar diye düşünülüyor. Ama Ortadoğu'ya demokratik yapının hemen gelmesi de tehlikeli.
Niye?
Hem bu ülkelerde çatışmalar doğurur, hem de radikal İslamcılar iktidara gelir. O zaman demokratikleşmeyi kontrollü yapacaksınız. Bu arada radikal İslam'ı yavaş yavaş sisteme dahil
ederek tasfiye edeceksiniz. Bunu uzaktan yapamıyorsunuz. Irak'a yerleşeceksiniz ve yapacaksınız. Ortadoğu'da radikal İslamcıların halk nezdindeki çekiciliği çok yüksek. 'Yabancı güçlere hayır, Amerikan emperyalizme hayır' gibi retorikler kullanıyorlar. Bugün Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Suriye'de, Körfez ülkelerinde serbest seçimler olsa, sandıktan Batı karşıtı, radikal İslam çıkar. Cezayir'de olan buydu. Biraz izin verildi, radikal İslam iktidara geldi. Sonra Batı 'Ben oynamıyorum' dedi ve onu bastıracak güce destek verdi. O yüzden Ortadoğu'da uzun vadeye yayılan minik adımlarla bir çoğullaşma süreci izleniyor.
Ortadoğu'da daha başka ne değişiklikler oluyor, neler yaşanıyor?
Libya'daki, Suriyede'ki, İran'daki dönüşümleri izleyin. Dışarıdan bir müdahale olmadan, rejimi kaybetmeden, neleri reforme edebilirim diye herkes kendi içine bakıyor. Suudi Arabistan da bu kaygıyı taşıyor. Körfez ülkelerinde çoğulcu yapılar ortaya çıkıyor. Sistemler yavaş yavaş halka açılıyor. Bu
arada İslam değişimden geçiyor. İslam dünyası 1900'lerin başında başlayan bir sürecin şimdi doruk noktasında. Modernleşmeyle yüz yüze geliyor ve geleneksel yapılar modernleşmeye farklı tepkiler veriyor. Mısır'da Arap milliyetçiliği, Libya'da yeşil sosyalizm, İran'da devrimci tepki verildi. Suudi Arabistan, köklere dönüş yani Vehhabizm tepkisi verdi. Bunların hepsi başarısız oldu. Endonezya ve Malezya ekonomide ilerledi ama modernleşmeyle kavgasını bitiremedi. Bir tek Türkiye örneği var. Sekülerleşme, toplumun yapısını modernleştirme, İslam'ı bu modern yapıya uydurma, İslam'ı günlük hayatı yönlendiren bir araç olmaktan çıkarıp, kişisel düzeye indirgeme ve dünyayla entegre olmada Türkiye tam olmasa da başarılı oldu.
Müslüman-Hıristiyan düşmanlığı artıyor mu Ortadoğu'da?
Artan şey Amerikan düşmanlığı ve Amerika'yla özdeş saydıkları için NATO karşıtlığı. Bölgede Avrupa karşıtlığı yok. Mısır'daki, Lübnan'daki Hıristiyanlara kimse saldırmıyor. Hıristiyan-Müslüman çatışması Ortadoğu'da da, dünyada da yaşanmıyor. Toplumlarını korkutmak, savunmaya, silaha daha çok para harcayabilmek için Batı'nın kullandığı bir argüman bu.
Haziran sonunda İstanbul'da NATO toplanacak. Sizce Türkiye'ye, NATO zirvesinde konuşulacağı söylenen Büyük Ortadoğu Projesi'nde nasıl bir rol verilecek?
Bir kere bu eski bir proje. Baba Bush'un Soğuk Savaş bittikten sonra, 'Yeni Dünya Düzeni' dediği şey bugün lokal olarak Büyük Ortadoğu Projesi oldu. Amacı belli. ABD ve Batı için sorun oluşturan bölgelere istikrar getirmek, buralardaki istikrarsızlık unsurlarını kaldırmak, tüm dünyanın serbest pazar ekonomisine açılmasını sağlamak. Büyük Ortadoğu, önce bütün petrol bölgelerini kapsayan, Cebelitarık'tan Endonezya'ya ulaşan bölgeydi. Şimdi Arap Projesi'ne dönüştü.
Niye?
11 Eylül, bu ülkelerin demokratikleşmeyi ve dünyayla entegre olmayı
uzaktan itmeyle yapamayacağını gösterdi. Amerika önce Afganistan'a geldi. Orta Asya ve Kafkaslar'la yakın ilişki kurdu. Amerika'nın buradaki diktatörlükleri dönüştürme kaygısı olmadı. Çünkü bunlar Batı yanlısı yönetimler, doğrudan Amerikan karşıtı değiller. Ortadoğu'nun merkezinde, İran, Irak, Suriye, Suudi Arabistan'da ise ciddi bir Amerikan karşıtlığı var. Amerika'nın bu bölgeleri değiştirmesine ve etkinlik kurmasına büyük muhalefet var. Bu tepki, terörizme desteğe de dönüşebiliyor. Bunun üzerine, Büyük Ortadoğu Projesi'nin çerçevesi daraldı, Arap Projesi oldu. Eğer NATO Ortadoğu'da rol alacaksa, ki Amerika'nın planına göre alacak, Türkiye de bunun merkezinde olacak. Asker göndermese bile lojistik destek verecek bir üs olacak. Amerika, şimdiden İncirlik Üssü'nü büyütmek istiyor. Türkiye'de yeni üsler kurulması gündeme gelebilir.
Amerikan Dışişleri Bakanı Powell, Türkiye'den ılımlı Müslüman cumhuriyeti diye söz etti. Bu bir dil sürçmesi mi yoksa Amerika Türkiye'yi böyle mi görüyor?
ABD, 'Diğer ülkeleri de Türkiye gibi değiştireceğim' diyor. Bu açıdan Türkiye ılımlı İslam'a örnektir ama Türkiye İslam cumhuriyeti değildir. Türkiye, İslam'ın moderniteyle, Batı'yla barışmasına bir örnektir. Amerika'nın kafasındaki ılımlı İslam da zaten, Batı'yla kavga etmeyecek, kendisini dini nedenle bomba olarak patlatmayacak adamların inandığı İslam'dır. Yoksa ülkede şeriat hukuku ya da Roma hukuku olmuş Amerika açısından önemli değildir. Ama tüm İslam dünyasını liberalleştirmek isteyen ABD'nin, Türkiye'yi İslamlaştırması da mantıklı değildir. ABD'nin Türkiye'yi İslam'la barışık hale getirmesi mantıklıdır. Türkiye'yi kendi Müslümanıyla kavga etmeyen bir ülke haline getirmek isteyebilir ABD. Çünkü o zaman Türkiye örnek olabilir Türkiye. Bu da aynı zamanda demokratikleşmedir zaten.
Türkiye'nin İslam'la barışmasının yolu demokratikleşmeden mi geçiyor?
Elbette. ABD, Türkiye'yi şeriatla yönetilen ülke haline getirmek istemez. 1980'deki büyük para yardımının arkasında da, Türkiye'nin İran'a benzemesi, İslam'a kaybedilmesi korkusu vardı. Türkiye radikal İslam'a kayarsa, Ortadoğu birbirine girer. Türkiye'nin İslamlaştırılması Amerika'nın çıkarına uymaz. O, laik, demokratik, Avrupa'ya entegre, ekonomisi liberal bir Türkiye ister. Bunu Türkleri çok sevdiğinden değil, kendisini böyle daha rahat hissedeceği için ister. Amerika'nın çalıştığı şey Türkiye'yi örnek göstermektir. 'Batı'yla kavga etmeyerek, liberalleşerek, demokratikleşerek Türkiye bakın nasıl başarılı oldu. Siz de yapabilirsiniz' demek için, zaten AB konusunda bu kadar yanımızda duruyor.
Peki Ortadoğu ülkeleri Türkiye'yi nasıl değerlendiriyor?
Türkiye'yle işbirliği yapma hevesleri yok. Türkiye'yi yeterince Müslüman görmüyorlar. Islam'a bir manada hıyanet etmiş olarak görüyorlar.
Peki Türkiye'de dindar bir iktidarın bulunması, dünya konjonktürü açısından baktığımızda tam olarak ne anlama geliyor?
Bu dönemde AKP'nin iktidarda olması bir şans gibi gözüküyor. Batı şu anda İslami terörle kavga ediyor. Türkiye'de ise İslam'a yakın durduğunu söyleyen bir hükümet var. Ama bu ülke Batı'yla kavga etmiyor. 'Bu ülkeye yardım etmek lazım' diye düşünüyor Batı. Bundan önceki hükümet olsaydı, Türkiye'nin AB'yle ilişkileri bu kadar yumuşak gitmezdi. Türkiye'yi İslam'a kaybetmemek için bu hükümete daha toleranslı davranıyor Avrupa. Çünkü AB'ye göre, bu hükümetin daha önceki hükümetlerden farklı olarak 'Türkiye'yi İslam'a çevirme' tehlikesi var.
Bu yüzden de AKP hükümetinin, AB'den tarih alma şansı daha yüksek...