Amerikan tipi işkence

İsmail Hakkı Avcı, 11 Eylül sonrası ABD'de FBI merkezinde nasıl yargılandığını anlattı: "Tazyikli su sıktılar, yerlerde sürüklediler, günlerce bir kutuda kıpırdatmadan beklettiler."
Haber: AHMET ŞIK / Arşivi

İSTANBUL - "Çırılçıplaktım. Havalandırmasından soğuk hava verilen bir odaya sokup tazyikli suyla yıkadılar. Ardından korkunç bir dayak başladı. Yumrukların biri inip diğeri kalkıyor, tekmeleniyordum. Yüzüm gözüm kan içinde kalmıştı. Kelepçeli ellerim zincirle belime, oradan da ayaklarımdaki prangaya bağlanmıştı. Yürüyemediğim için ayaklarımdaki prangadan tutup çekerek sürüklediler. Dayak koridorda yerde sürüklenirken de sürdü. Beni bir odaya attılar. 10 yıl önceki gözaltı sırasında ayaklarımın kırılmış olmasının burada yaşayacaklarımın yanında hiçbir şey olacağını sonraki günlerde anlayacaktım".
İlk işkence 1991'de
İsmail Hakkı Avcı, 42 yaşında. Avcı, 1989 yılında turist olarak gidip kaldığı ABD'de bir süre kaçak yaşadıktan sonra yasal çalışma izni aldı. 2001'e dek çeşitli işlerde çalışan Avcı, 11 Nisan 1991'de içkili halde araba kullanmaktan gözaltına alındıktan sonra götürüldüğü polis merkezinde kaba dayak ve ağır işkencelerden geçti: "Olay olduğu günlerde annem vefat etmişti. Polisler de anneme küfredince ben de karşılık verdim. Dövülerek gözaltına alındım. Daha sonra Long Island Mineola polis merkezinde birkaç polis beni daha şiddetli dövmeye başladı. Sonra ellerimi kelepçeleyip, belime doladıkları bir zincire onu da ayaklarımdaki prangaya bağladılar. Sonra da ayaklarımdaki zincirden baş aşağı şekilde beni bir çengele asıp coplar ve el fenerleriyle dövmeye devam ettiler. Yarım saat böyle tutuldum. Ayaklarımdaki kelepçeler etimi parçaladı."
Hastanede yargılama
Daha sonra polis merkezine gelen bir sivil polisin müdahalesiyle hastaneye götürülen Avcı'nın bir ayağının iki yerinden kırıldığı anlaşıldı. Avcı, hastane odasında kurulan mahkemede avukatsız yargılanıp, 'polis dövmek suçlamasıyla' tutuklanarak cezaevine gönderildi. 23 gün tutuklu kalan Avcı işkence nedeniyle de polislere dava açtı. Yargılama sonunda Avcı'ya 60 bin dolar tazminat ödenmesine karar verildi. Tazminatın yarıdan fazlasını avukatlarına ödeyen Avcı, kalanıyla da kendisine bir şirket kurarak, beş yıl minibüs kafe işletti. Bu işten sonra TIR şoförlüğü yapan Avcı, 14 Şubat 2001'de 'El Hakk Turkish Food Store' adını koyduğu bir şarküteri açtı.
'FBI. Kapıyı aç!'
Avcı'nın ilk zamanlar iyi giden işleri 11 Eylül saldırılarından sonra dükkânının isminden ötürü işleri bozuldu. Bir sabah Avcı'nın kapısı çalındı:
"19 Mart 2002 sabaha karşı evde uyuyordum. Kapı vurulmaya başladı. Dışarıdan 'FBI, kapıyı aç' diye bağırıyorlardı. Kapıyı açar açmaz silahlı
adamlar üzerime çullandı. Beni çırılçıplak soyup dövmeye başladılar. Evimi de talan edercesine arıyorlardı. Sonra gözlerim bağlı halde beni bir arabaya koyup Manhattan'da bulunan 26. Federal Plaza'ya götürdüler. Yolda da sürekli dövdüler. Sonra beni sorguya aldılar. Önce Kaide, Hamas, Hizbullah ve İslami Cihad ve hatta PKK'dan kimleri tanıdığımı, İsrail hakkında ne düşündüğümü soruyorlardı. Bu örgütlerin adını dahi duymadığımı, kimseyi tanımadığımı söyledim. Böylece akşama dek sorgulandım. Sonra beni Pakistanlı iki kişiyle birlikte New Jersey Middle Essex County Adult Correction Center adlı cezaevine götürdüler."
Zincire vuruldu
Hiçbir şey anlamadan kendini cezaevinde bulan Avcı, buraya girişte çırıpçıplak soyulup dövüldükten sonra soğuk bir odada tazyikli suyla yıkandı. Daha sonra el ve ayaklarından kelepçelenip zincire vuruldu, 'box' (kutu) diye tanımlanan demir parmaklıklı yüksekliği yaklaşık 1.5 metre boyundaki demir bir hücreye kapatıldı: "O hücrenin içine tıkılana kadar çok kötü dayak yemiş, zincirli ayaklarımdan yerde sürüklenmiştim. Çok canım yanıyordu. Koridor boyunca dayak devam etti. Bir ara kendimden geçtim. Sonra beni o demir kutuların içine soktular. Beş gün el ve ayaklarım kelepçeli halde kutunun içinde tutuldum. Günde iki kez yemek, periyodik olarakta tuvalet ihtiyacım için dışarı çıkarıyorlardı. O anlarda kendimi yere atıyordum hemen. Kutuların içine nasıl sokuluyorsanız öyle kalıyordunuz. Hareket etmek imkânsızdı.
Beş gün boyunca yarı eğik vaziyette ve zincirlenmiş olarak ayakta bekletildim. Tuvalet için çıkardıklarında ise her seferinde dayak atılıyordu."
Beş günün sonunda cezaevi içinde 'cell' denilen bir başka bölüme götürülen Avcı, 23 gün boyunca tek kişilik bir hücrede tutuldu. Sürekli değişen kurallara uymayanların yeniden box'lara götürüldüğü bölümde Avcı, yedi kez daha sorgulandı: "Sorguya gidip gelişlerin her biri ayrı işkenceydi. Zaten rutin olarak her gün dayak yiyorduk. Ama sorgu için götürülürken, kafamıza siyah torbalar geçirip döverlerdi. Zincirli ayaklarımızla yürümek zor olduğui için kimi zaman düştüğümde, zincirlerimden sürükleyerek götürürlerdi. Sonra dayak sorgu sırasında devam ederdi. 23 gün sonra beni cezaevinde 'dom' denilen bir bölüme aldılar. Buradayken hiç sorguya götürülmedim ve benim gibi yaklaşık 300 kişi daha vardı. Dayak atılmıyordu ama gün boyunca ya ranzada oturtuluyor ya da ayakta bekletiliyorduk. Burada da 10 gün tutuldum. Telefon etme hakkı verilince de arkadaşlarımı aradım ve bir avukat istedim. Avukat gelmeden önce America Civil Liberty Union adli sivil toplum örgütünden iki kişi gelmişti. Adımı onların listesine kaydettirebildim sadece."
Ya terörist olsaydı...
Arkadaşlarının yardımıyla bulunan avukat İskender Cemalettin tarafından cezaevinde ziyaret edilen Avcı, mahkemeye çıkartılmayı beklerken kendisine tahliye edileceği söylendi. Cezaevinden çıkarılmadan önce son kez yeniden dövülen Avcı sınır dışı edildiği bildirilerek JFK Havaalanı'na götürüldü: "Havaalanında kelepçeli vaziyette bekletilirken bana eşlik eden FBI görevlisine, 'Terörist gibi getidiniz beni' dedim. O da bana 'Terörist olsan burada olamazdın' karşılığını verdi.
Bir FBI görevlisiyle birlikte İstanbul'a getirilip havaalanında polise teslim edildim. Burada ifadem alındıktan sonra, polis bana İnsan Hakları Derneği'ne müracaat etmemi söyledi."
Dava açabilecek mi?
Yaşadıklarını etkisiyle bir ay hiç dışarı çıkamayan ve kimseyle konuşmayan Avcı, ablasının girişimleriyle önce İHD İstanbul Şubesi'ne oradan da 8 Ağustos 2002'de Türkiye İnsan Hakları Vakfı'na başvurdu. Avcı'nın halen psikilojik tedavisini sürdüren TİHV hekimleri tıbbi bulguların işkence iddialarıyla yüksek derecede uyumlu olduğuna dair rapor düzenledi. Avcı, ABD'de dava açmak istiyor. Avcı, şikâyet dilekçesini de avukatları aracılığıyla ABD'ye gönderen Avcı şimdi kendisine verilecek yanıtı bekliyor.