ANAP 'belge' izinde

'Açıklansın da bilelim'
Bakan Karakoyunlu: "Ulusal güvenliğin çerçevesini tartışmaya açacağız. Belli sınırlar içinde belge açıklanmalı ve tartışılmalıdır. Ben bakanım belgeyi görmedim. Çok kişinin de içeriğini bildiğini sanmıyorum. Ulusal güvenliğin sınırını siyasiler çizmeli."
'Demokrasiyi ihlal' cezası
"Parti liderini bir konuyu tartışmak istedi diye onursuzlukla suçlayamazsınız. Bizde demokrasiyi ihlal eden parti kapatılır,
Anayasa'daki diğer kurumlara ise hiçbir şey yapılmaz. Bu konu yarınki MGK'da tartışılacak."
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

MesutYılmaz, 'ulusal güvenlik'konusunu ANAP kongresinde tartışmaya açtı. Mesut Yılmaz, neden bu konuyu şimdi gündemegetirdi? Bu zamanlamanın özel bir anlamı var mı?
Bir siyasi liderin bir parti kongresinde önemli bir konuyu gündeme getirmesi, öyle üç, beş günlük bir tesadüfi düşüncenin ürünü olamaz. Bu konuyla ilgili önemli bir hazırlık döneminden geçildi. Ve Yılmaz, Avrupa'ya yaklaşan bir ülkenin ulusal güvenlikle ilgili değerlerinin de tartışılmaya açılması gerektiğini söyledi. Çünkü ulusal güvenlik konusunun Avrupa Birliği ile ilişkiler açısından özel bir anlamı var.
Nedir o?
Eğer gerekeni yapmazsak, 12 Kasım'da AB ile ilişkilerimiz yeni bir hüviyet kazanabilir ve biz AB trenini kaçırabiliriz. Mesut bey, 'AB için iki ayımız var' diyerek halkı uyardı. 'Ben bakan, başbakan ve başbakan yardımcısı olarak 18 senedir Milli Güvenlik Kurulu toplantılarına katılırım. Ama on sekiz senedir bu meselede istenilen noktaya varılamadığı için, bu konuyu kamunun tartışmasına açıyorum' dedi.
Mesut Yılmaz, tartışmaya açtığı görüşlerin arkasında duran biri olarak tanınmıyor. Bu kez sözlerinin arkasında durdu. Bu tavrı, 'ANAP'ın 'ulusal güvenlik' konusunu bir parti politikası haline getireceğini mi gösteriyor?
Zaten kongrede bu konunun takdim edilmesi ve sonra merkez karar yönetim kurulunda bu konunun sonuna kadar destekleneceği kararının alınması, ANAP'ın, ulusal güvenlik konusunu felsefi bir hedef haline getirdiğini gösteriyor. Ulusal güvenlik kavramının içeriği bizim sistemimizde o kadar zengin ki, bunun kamuoyunda tartışılması gerekiyor. Ulusal güvenliği tartışmak, hukuk yapımızdaki kısıtlamaları, demokratikleşme paketini, düşünceyi anlatma özgürlüğünü, 312'nci maddeyi, Terörle Mücadele Yasası'nın 8'inci maddesini tartışmayı getirir. Bugün bir siyasi parti eğer demokrasinin hükümlerini ihlal ederse, başsavcı bu partinin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne başvurur. Ama Anayasa'da diğer kurumlar da var. Bunlar demokrasinin ilkelerini ihlal ederlerse, onlar hakkında hiçbir şey yapılmaz. Demokratik ülkelerde ulusal güvenliğin çerçevesini siyaset çiziyor. Bizde ise siyasetin çerçevesini ulusal güvenlik çiziyor.
Peki ulusal güvenliğin çerçevesini kim çiziyor?
İşte biz onu tartışmaya açacağız. Bunun yetkisi siyasi partilerde olmalı. Bizde ulusal güvenliğin çerçevesini Milli Güvenlik Kurulu belirliyor.
Yılmaz'ın kongredeki konuşmasına, Genelkurmay Başkanlığı çok sert cevap verdi ve Yılmaz'ın açıklamasını 'onursuzluk' olarak değerlendirdi. Partinizin başkanı ve ülkenin başbakan yardımcısının böylesine hakarete uğraması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir siyasi parti liderini, bir konuyu tartışmak istemesinden ötürü onursuzlukla suçlayamazsınız. Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği'nin yayınladığı bildiride, Mesut Yılmaz'ın ulusal güvenlik konusunu meşru zeminlerde tartışmak yerine, bunu dünyaya şikâyet eder gibi dile getirdiği belirtiliyor. Böyle bir şeyi nasıl söyleyebilirsiniz? Mesut beyin cevabı çok hoşuma gitti. 'Dünyanın hiçbir yerinde de hiç kimse, kendi ülkesini iflas noktasına geldi diye dünyaya şikâyet etmez' dedi. Demokrasilerde siyasi partiler en meşru zeminlerdir. Atatürk, iki kurumu siyasetin dışına çıkarmak istedi.
Hangi kurumlar bunlar?
Biri Şeriye Vekâleti yani Din İşleri Bakanlığı. Diğeri Erkânı Harbiye Umumiye Vekaleti yani Genelkurmay Başkanlığı. Atatürk'ün talimatıyla 2 Mart 1924'te CHP Grubu Meclis'te toplandı, civar illerden parti temsilcileri geldi ve CHP Grup Başkanvekili, 'Bu iki bakanlığı ilga edeceğiz. Yerlerine, Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı kuracağız' dedi. İşte CHP Grubu, bu konuyu tartışan ilk meşru zemindi. Diyanet İşleri ve Genelkurmay Başkanlığı bir siyasi partinin grubunda kuruldu.
Başbakan Yardımcısı'nın açıklamasını 'onursuzluk' olarak niteleyen Genelkurmay Başkanlığı'nın komuta kademesiyle Mesut Yılmaz, aynı devletin yönetim kadroları içinde yer alıyorlar. Böyle bir açıklamadan sonra ya Genelkurmay Başkanı'nın ya da Yılmaz'ın istifa etmesi veya birinin görevden alınması gerekmez miydi?
O Başbakanın ve Cumhurbaşkanı'nın tasarrufudur. Bildirilerle müzakere edilmek yerine, bu konunun bir yerde ele alınıp değerlendirilmesi gerekir. 21'inde (yarın) MGK toplantısı var. Kuşkusuz bu mesele orada gündeme gelecek ve tartışılacak. Ayrıca ulusal güvenlik meselesinin tartışılmasındaki üslup da, içeriğindeki müdahale noktaları da gündeme gelmek durumunda.
Mesut Yılmaz, ulusal güvenlik anlayışının her türlü değişimin önünü kestiğini söylerken aslında tam olarak neden ya da kimden şikâyet ediyordu?
ANAP, üniter ve laik devlet ilkesinden asla vazgeçmeden, birey hak ve özgürlüklerinin korunmasını, Kopenhag Kriterleri'nin en kısa zamanda gerçekleştirilmesini istiyor. Böyle bir sistemde birey, kendisine tanınmış bütün hak ve özgürlükleri sonuna kadar kullanabileceği bir hukuk ve idare düzeniyle donatılmış olacak. Ama bugün idare olarak biz buna hazırlıklı değiliz. Oysa bir demokratik hukuk devletinde, birey devletten öndedir. Düşünce ve ifade özgürlüğünden, inanç özgürlüğünden ve ekonomik özgürlüklerden asla vazgeçilemez. Bu özgürlükleri tanırsanız, devletin 'üniter ve laik' niteliğini kaybetmezsiniz. Aksine devletin bölünmezliğini ve laikliğini pekiştirirsiniz.
Türkiye'de ordunun siyasetteki rolü çok fazla. Asıl şikâyetiniz bu mu sizin?
Hayır. Bizim şikâyetimiz kişiler ya da bir kurum değil. Biz, ulusal güvenlik konusunun tartışılması gerektiğine işaret ediyoruz.
Bu konuyu tartışmanızı kim engelliyor?
Siyasi partiler de bu konuyu tartışmaya yatkın olmadıklarını gösterdiler. Siyasette hedef, bir kurum olamaz. Bir siyasi kadro ancak siyasi kadrolarla muhatap olur. Çünkü diğerleri siyasi kurum değildir. Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanlığı, MGK siyasi kurum değildir. Bir defa karar mercii değildir, istişare merciidir. Ama siyasi partiler, ulusal güvenliği tarif etmediği, bunu tartışmadığı zaman sanki hukuk tarifi gibi olmaya başlıyor.
Ne dediğinizi anlamadım. Siz siyasetçiler meseleleri açıkça söylemekten neden bu kadar korkuyorsunuz? Bunca karşılıklı bildirilerden sonra, şimdi siz ordunun siyasetteki rolünün çok fazla olduğunu kabul etmiyor musunuz?
Hayır ediyorum. Türkiye'de ordunun çok özel bir tarifi ve müthiş bir
ağırlığı olduğunu biliyorum. Ama ben, siyasetçiden daha fazla şikâyetçiyim. 1924 Anayasası'nda demokrasi lafı yoktu. 1960 ihtilali, demokrasiyi kesintiye uğratmakla suçlandı ama ordunun hazırlattığı 1961 Anayasası dünyanın en liberal Anayasa'sıydı. Demokrasi lafını biz ilk defa o Anayasa'da gördük. 1982 ve 1961 anayasaları arasında çok büyük fark var.
Ulusal güvenliği belirleyen Milli Güvenlik Kurulu, çok liberal dediğiniz 1961 Anayasası'yla Türk siyasi sistemine girmedi mi?
Evet doğru. Anayasa Mahkemesi'ni de, YÖK'ü de o getirdi. Ama ben siyasetçilerden daha çok şikâyetçiyim. Çünkü siyasetçiler doğru bir fikrin etrafında birleşemiyorlar. Bunu, ülkenin çıkarı için gerekli görmediklerinden değil, rakibinin iktidarında doğru olan yapılırsa, bunun seçimlerde kendisine menfi tesir yapacağını düşündüklerinden doğru olanın yapılmasına karşı çıkıyorlar. Ulusal güvenliğinin sınırını siyasetçi çizmelidir.
Ulusal güvenlik siyasetçinin işidir.
Yılmaz ile Genelkurmay arasındaki asıl anlaşmazlığın AB üyeliğinden kaynaklandığı söylendi. AB konusunda Genelkurmay ile aranızda görüş farklılıkları var mı?
Bu, deklarasyonlarda belli olmaz, tavırlarda belli olacak. Gelecek aylarda AB konusundaki tavırları göreceğiz.
Siyasilerin, kişisel fayda nedeniyle ilkelerden vazgeçtiklerini söylediniz. 28 Şubat'ta da Mesut Yılmaz, Genelkurmay'la anlaşmazlığa düşen partilere destek olmamış, 28 Şubat'ın başbakanlığını kabul etmişti. Mesut Yılmaz, bu ulusal güvenlik tartışmasını açarken, 28 Şubat'taki tavrının yanlış olduğunu da kabul etmiş mi oluyor?
28 Şubat bir tartışma değil, bir fiili duruma dayalıydı.
Aynen bugün ulusal güvenlik konusunda yaşanan fiili durum gibi, 28 Şubat da tartışılması gereken bir fiili durum değil miydi?
Hayır. 28 Şubat'taki müdahale, MGK'da alınmış olan kararlar, Mesut Yılmaz'ın şahsıyla ilgili değildi. Yılmaz, o tarihte MGK üyesi de değildi.
Dediğiniz gibi 28 Şubat bir müdahaleydi ve o müdahaleyle bir hükümet gönderildi, yerine yeni bir hükümet kurduruldu. Bu müdahale siyaseti ilgilendirmez mi?
Güzel söylediniz de, 28 Şubat kararlarının altına Erbakan'la Çiller imza attılar. Yani gidenler, imza attılar.
28 Şubat'la gelen de Mesut Yılmaz oldu değil mi?
Biz bu kararı almıyoruz cesaretini gösteremediler.
Siz 28 Şubat kararlarına imza atmaz mıydınız?
Ben, hayır imza koymayabilirdim. Bazılarına koymayabilirdi.
Nelere imza atmazdınız?
18 maddenin tamamı aklımda değil.
Mesut Yılmaz atmaz mıydı?
Bilemem.
28 Şubat müdahalesini bir siyasi partinin önde gelenleri olarak aranızda hiç tartışmadınız mı?
Hayır hiç tartışmadık. Biz, 28 Şubat'ta taraf olmadık.
Ben sizin 28 Şubat'la ilgili herhangi bir eleştirinizi de hatırlamıyorum. Siz, sivil siyasete destek verdiniz mi, 28 Şubat postmodern darbesini hiç eleştirdiniz mi?
Eleştirmedik. Ama 28 Şubat ANAP kararları değildir. 28 Şubat'ta Erbakan'la Çiller'in ülkeyi getirdiği noktada onlara siyasi destek vermek değil, onlara karşı tavır takınmak gerekir.
Sivil siyasete destekten söz ediyorum ben. Bizim siyasetçilerin, ordunun gücünü yanına alarak iktidara gelmek gibi bir alışkanlıkları olduğunu söylersem, bu saptamaya da karşı çıkar mısınız yoksa bunun doğru bir saptama olduğunu mu söylersiniz?
Yoo, bütün siyasi partiler ordunun çok önemli bir yeri olduğunun farkındadırlar. Onunla karşıt bir noktada siyaset yapmak yerine, ona sempati ihsarında bulunmayı tercih ederler.
Batı demokrasilerinde bir siyasi parti, orduyu karşıma almayayım kaygısıyla siyaset yapar mı?
Türkiye'de 80 yıldır sürekli bu macera yaşandı. Tek parti döneminde devlet, ordu ve siyasi parti tek bir kurum halindeydi. Demokrat Parti döneminde ordu tam manasıyla siyasetin dışında kaldı. 1960 ve sonrasındaki müdahalelerle ordunun siyasetle olan ilişkisi son derece yakınlaştı, birbirinin içine girdi.
Siyaset kurumunda cesaret eksik mi?
Eksik olduğu gözlemine katılırım. Siyasiler, meseleleri tartışırken netleşmezler. Siyasiler cesaretlerini kontrollü kullanırlar.
Milli siyaset belgesi denilen bir tür gizli anayasadan söz ediliyor. Böyle bir belge var mı?
Ben böyle bir belge görmedim.
Bu belgeyi kim hazırlıyor. Siviller mi, askerler mi?
MGK'da hazırlanıyor..
Ulusal güvenliğin sınırı bu belgeyle çizilmiyor mu?
Evet, bu belgeyle çiziliyor. Ama bu belgenin içeriğinin ne olduğunu bilmiyorum. Çok kişinin bildiğini de sanmıyorum. Basında okuduğuma göre, güya bakanlara bu belge birisi tarafından götürülüyormuş ve okutuluyormuş. Bana böyle bir belge getirilmedi.
Ulusalgüvenlikkonusunda buncatartışmayapılırken,hiç merak edip de bu belgeyi görmek istemediniz mi?
İstemedim. Kimden isteyeceksiniz.
Siz bakansınız...
Öyle zannetmeyin, o kadar büyütmeyin gözünüzde.
Anlayamıyorum. Tartışalım dediğiniz şeyi nasıl görmek, okumak istemezsiniz?
İçeriğinin nasıl olacağını tartışalım diyoruz biz.
Önce içeriğinin ne olduğunu bilmelisiniz ki, sonra nasıl olacağını tartışabilesiniz. Bu ülke, halkın hayatını yakından ilgilendiren ve halkın varlığını bilmediği bir gizli anayasaya göre mi yönetiliyor?
Sizin şu verdiğiniz tarifin içeriğindeki belge açıklanmalı ve tartışılmalıdır. Nitekim ben belgenin içeriğini Hürriyet'te çıkan haberle öğrendim. Bu belge eğer mevcut düzende kısıtlamalar getirmişse, bunu tartışmaya açalım. Yılmaz bunu yapıyor. Ama bu belge her şeyiyle aşikâr olamaz. Siz burada zihninizi zorluyorsunuz. İçeriğini bilmediğiniz bir belgeyi, ülkenin bütün düzenini sağlayan bir belge olarak tarif ediyorsunuz. Sonra da bana, 'Bu belgeyi bilmeyenlerin ülkeyi yönetmede bilgi ve tecrübesi yoktur' diyorsunuz.
Eğer ulusal güvenliğin sınırlarını çizen bu belge, Türkiye'nin Avrupa'ya girmesini bile engelleyebiliyorsa, bu belgeden habersiz olan siyasetçi bağışlayın ama ülkeyi yönetmekte çok zorlanır.
Yılmaz Karakoyunlu NEDEN?
Türkiye'deki etliye sütlüye karışmaz, neredeyse ülkenin yönetimiyle hiç ilgilenmez sadece kendi aralarındaki tartışmalarla ve günlük işlerle vaktini geçirir gibi gözüken siyaset kurumunda, çoktan beri ilk kez ciddi bir ses yükseldi. Mesut Yılmaz ulusal güvenlik konusunu tartışmaya açtı. Ulusal güvenlik anlayışının, ülkenin gelişmesinin önünü kestiğini söyledi. Yılmaz'ın bu çok cesurca çıkışı karşısında, diğer siyasi partiler, geleneksel tavırlarını sürdürerek bu tartışmadan kaçtılar. Hatta bazıları Mesut Yılmaz'a karşı tavır aldılar. Mesut Yılmaz, genellikle kendi fikirlerinin arkasında durmayan biri olarak tanındığından,
ulusal güvenlik tartışmasında, ANAP'ın
ve Yılmaz'ın tavrının ne olacağı merak edildi.
Biz de Yılmaz'ın ulusal güvenlik konusundaki şikâyetlerini, ANAP'ın bu konuda ne tür bir politika geliştireceğini, özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu ile konuştuk. Yılmaz'ın kurmaylarından olan Karakoyunlu iki dönem ANAP Başkan Yardımcılığı yaptı.