Ankara'nın önüne konan ev ödevi

AB Komisyonu'nun İlerleme Raporu'nda sıralanan eksik noktaların geniş özeti şöyle:Azınlık hakları, kültürel haklar ve azınlıkların korunması konusunda Kürt dilinin kullanımıyla ilgili yasağın kaldırılması için Anayasada değişiklik yapıldı...

AB Komisyonu'nun İlerleme Raporu'nda sıralanan eksik noktaların geniş özeti şöyle:

Kültürel haklar

  • Azınlık hakları, kültürel haklar ve azınlıkların korunması konusunda Kürt dilinin kullanımıyla ilgili yasağın kaldırılması için Anayasada değişiklik yapıldı. Bu ilerlemenin önemine rağmen, kültürel hakların uygulanmasında radyo-televizyon yayımı ve eğitim dahil olmak üzere hâlâ kayda değer kısıtlamalar var.
  • Güneydoğu'daki güvenlik durumu 1999 yılından beri kayda değer düzelme gösterdi, ama son dönemde can kaybıyla sonuçlanan bir dizi olay oldu. Yerinden edilmiş kişilerin durumu vehametini koruyor. Korucu sistemi dahil bir dizi engel ve temel altyapının olmaması, bu kişilerin köylerine dönmesini engelliyor.

    Siyasi Partiler Yasası
  • Siyasi Partiler Yasası'nın değiştirilmesine rağmen, son beş yılda biri 2001'de ana muhalefet partisi olmak üzere iki önemli siyasi parti yasaklandı. Bu yasanın pek çok maddesi Avrupa standartlarının gerisinde.
  • Kadınlara yönelik şiddet hâlâ ciddi sorun.
  • Çocukların çalıştırılması ciddi endişe yaratan bir konu olmayı sürdürüyor.

    Kamu reformu ve vetolar
  • Bu raporun hazırlanması sürecinde, Cumhurbaşkanı, veto hakkını kamu yönetimi ve eğitim reformlarıyla ilgili alanlarda tam sekiz kez kullandı. Cumhurbaşkanı halen MGK'ya başkanlık ediyor ve Kıbrıs'la ilgili olağanüstü zirvelerine başkanlık etmeyi sürdürüyor.
  • Kamu Sektörü Reformu Çerçeve Kanunu, İl Özel İdareler Yasası, Belediye Yasası, Büyükşehir Belediye Yasası'nın amacı, idarenin dört düzeyi arasındaki yetki ve görev bölünmesini reforme etmek. Büyükşehir Belediyesi Yasası hariç, bu yasaların bir dizi maddesinin Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa'nın özellikle de kamu sektörünün birliğiyle ilgili maddelerine aykırı oldukları gerekçesiyle veto edilmeleri nedeniyle reformlar yürürlüğe giremiyor. Meclis, bu yasaları yeniden değerlendirmek zorunda.

    Sivil-asker dengesi
  • Ordu ve savunma harcamalarını denetleyecek yeni maddeler konuldu. Meclis başkanının talebi üzerine Sayıştay'ın bu harcamaları denetlemesine yönelik düzenleme çıkarıldı. Ama sonra bir Anayasa değişikliğiyle, ulusal güvenliğin gerektirdiği gizlilik ilkesine bağlılık gerekçe gösterilerek silahlı kuvvetlerin sahip olduğu devlet mal-mülk-emlakı, Sayıştay'ın denetimi dışına çıkarıldı. Bu önemli reformun uygulanabilmesi için uygun yetkiyi verecek bir yasanın çıkarılması gerekmektedir.
  • Ordu bazı maddeler sayesinde hâlâ belli bir düzeyde özerkliğinin keyfini sürüyor. Kurumsal çerçevede sivil yapılanmaya hesap vermeyen yasal ve idari yapılanmalar var. Siviller belli bazı suçlardan askeri mahkemelerde yargılanabiliyor. Silahlı kuvvetlerin rolü ve görevleri bir dizi yasa maddesinde tanımlanıyor. Yorumlanmasına bağlı olarak, bu maddeler birlikte ele alındığında orduya potansiyel olarak geniş bir harekât alanı sağlıyor. Buna örnek olarak şunlar gösterilebilir: Silahlı kuvvetlerin Anayasa'daki ilkeler temelinde Türkiye Cumhuriyeti'ni savunması ve koruması görevini tanımlayan TSK İç Hizmet Yasası'nın 35. ve 85/1. maddeleri. Milli güvenliği alabildiğine geniş tanımlayarak her politika alanını kapsayacak şekilde yorumlanmasına elveren MGK Yasası'nın 2a maddesi. Silahlı kuvvetler gayriresmi mekanizmalarla da etkilerini uygulamayı sürdürüyor. Her fırsatta MGK'nın asker üyeleri siyasi, toplumsal ve dış politika konularındaki görüşlerini kamuoyuna seslenerek, medyaya brifing vererek ya da açıklama yaparak ve bildiri yayımlayarak açıklıyor.

    Yargı sistemi
  • Yargının çalışmasıyla ilgili olarak duruşmalar uzuyor ve ertelemelere maruz kalıyor.
  • Ulusal Adalet Ağı Projesi ile ilgili çalışmalar sürüyor. Bütün yargıç, savcı ve mahkeme salonlarına bilgisayar temin edilmekte ve personel teknik bilgi eğitimi almakta.
  • Soruşturma sürecini gözetip denetlemekle yükümlü olan savcılar, iş yükünün yoğunluğuna bağlı olarak, pratikte polis ve jandarmanın bir suçu araştırdığı sırada bu görevini çok az yapıyor ya da hiç yapamıyor. Birçok dava mahkemeye eksik hazırlıkla geliyor. Bir de savcılar yargılamaya değmez davaları kesme konusunda tereddüt yaşıyor, çünkü adalet müfettişlerinin muhtemel eleştirilerinden çekiniyorlar.
  • 'İstinaf Mahkemesi'nin Kuruluşu Kanunu' Eylül 2004'te TBMM'de kabul edildi ancak yeni Ceza Kanunu ve 'Ceza Usul Kanunu' tasarısı gibi ilgili birkaç kanun kapsamında yürürlüğe girecek. İstinaf Mahkemesi, Temyiz Mahkemesi'nin yükünü azaltacak ve yerel mahkemelere yol gösterme fonksiyonuna yoğunlaşma imkânı verecek. Dernekler Kanunu'nun kabul edilmesinin ardından yargıçların profesyonel örgütlenmelerinin önünde engel kalmadı. Bununla birlikte yargıçların dernek kurmasıyla ilgili kanun tasarısı henüz onaylanmadı.
  • Adalet Bakanlığı, duruşmalarda iddia ve savunma makamlarının eşitliğini sağlayacak bazı tedbirlerle ilgili çalışmalara başladı.
  • Yargının bağımsızlığı anayasanın teminatı altında. Ancak bu ilke Anayasa'nın bazı maddeleriyle çiğneniyor. Tüm yargıç ve savcıların atama, terfi, disiplin gibi işlemlerini Adalet Bakanı'nın başkanlığını yaptığı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı'nın üyesi olduğu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yapıyor. Kurul tarafından uzaklaştırılma ya da sürülme endişesi yargıçların verdiği kararlarda etkili olabiliyor. Kurulun kendi sekreteri ve bütçesi yok.

    Dokunulmazlık ve yolsuzluk
  • Milletvekili dokunulmazlığının kapsamı, yolsuzluk kapsamında problemlerden biri olarak tanımlanıyor. Sıkça gündeme gelmesine karşın milletvekili dokunulmazlığının sınırlandırılması için ilerleme sağlanamadı. Milletvekili dokunulmazlığı ile ilgili Meclis Soruşturma Komisyonu'nun Ocak 2004'te sunduğu raporda, dokunulmazlığın diğer reformlarla birlikte alınana kadar bu haliyle kalması sonucuna vardı.
  • Türkiye yolsuzluğa/rüşvete karşı bağımsız bir organ kurulması ve 'yolsuzluğu önleme kanunu' çıkarmaya niyetli. Memurlar ve seçilmiş yöneticiler için Etik Kanunu geliştirilmeli. Rüşvetin ciddi bir suç olduğu yönünde kamuoyunun bilincini artıracak tedbirler alınmalı.

    Sivil ve siyasi haklar
  • Türkiye, Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçeve Anlaşması'nı ya da Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'nı imzaladı. Anayasa, Uluslararası Ceza Mahkemesi Kanunu'nun kabul edilmesine engel değil ama Türkiye henüz imzalamadı.
  • İnsan hakları ve azınlıkların korunması konusunda, Leyla Zana ile arkadaşlarının davası, reformların yorumu konusunda yargının farklı kademelerinde yaşanan zorlukların bir simgesi.
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kasım 2003'ten bu yana Türkiye ile ilgili 161 karar aldı. Kayda değer gelişmeler sağlansa da Türkiye bunlar arasında ifade özgürlüğünün ihlali ile ilgili 34 kararın gereğini henüz yapmadı.
  • Türkiye insan haklarını güçlendirmek ve desteklemek için 1999'dan beri Reform Gözleme Grubu, İnsan Hakları Başkanlığı, İnsan Hakları Danışma Komitesi gibi bazı organlar kurdu. Ancak bu organların etkisi hâlâ çok sınırlı. İnsan Hakları Başkanlığı ülke genelinde etkili olamadı. Bazı kurullara hiç şikâyet gelmezken, bazıları toplantı dahi yapamadı. Türkiye'nin iki büyük sivil örgütü İnsan Hakları Derneği ve Mazlum-Der bu kurulların çalışmalarına katılmaktan hâlâ menediliyor. Sivil toplum ve kamu yetkililerinin temsilcilerinin yer aldığı İnsan Hakları Danışma Komitesi, fikir alış-verişinde bulunsa da pratikte etkisi sınırlı oldu.

    İşkence
  • İşkence ve kötü muamelenin engellenmesi konusunda ise, hükümetin işkenceye karşı 'sıfır tolerans' politikası benimsediğini açıklamasının ardından, 2002 yılından itibaren, işkence ve kötü muameleyle ile mücadele konusundaki yasal ve yönetsel çerçevenin büyük bölümü uygulamaya sokulmuştur. Çeşitli yasal düzenlemeler çerçevesinde, mahkeme öncesi gözaltı süreci Avrupa standartlarına yükseltilmiş, işkence ve kötü muameleye ilişkin cezaların ertelenemeyeceği ya da para cezasına çevrilemeyeceği uygulamaya sokulmuş ve kamu çalışanları hakkında soruşturma açılması için üst makamlardan izin alma koşulu ise kaldırılmıştır. Avrupa Konseyi İşkence ve Kötü Muameleyle Mücadele Komitesi ve ilgili Birleşmiş Milletler kuruluşlarının tavsiyelerinin birçoğu yürürlüğe sokulmasına rağmen, Türk yetkililerinin hâlâ yürürlüğe sokmadığı bazı hükümler var. Türkiye'nin, güvenlik güçlerince uygulanan işkence ve kötü muameleyi ortadan kaldırmak için çabalarını aksatmadan sürdürmesi gerekmektedir.
  • Raporlara göre, insan hakları kuruluşları çalışanları dahil, insan hakları savunucuları adli yollardan tacize maruz kalmayı sürdürüyor.
  • Sivil ve siyasi haklar konusunda işkence ve kötü muameleyle mücadeleyi güçlendirmek için kaydadeğer çabalar sarf edildi. Ama yine de uygulamaya gelince polis her zaman gözaltındakileri hakları konusunda bilgilendirmiyor. İşkence sistematik olmasa da, işkence dahil çok sayıda kötü muamele hâlâ vuku buluyor, bu pratiğin ortadan kaldırılması daha çok çaba gerektiriyor.
  • Hükümetin 'sıfır tolerans' politikası ve reformları ciddi şekilde hayata geçirme konusundaki kararlılığı, işkence örneklerinde azalma yaşanmasına neden olmuştur. 2004'ün ilk altı aylık döneminde Türk İnsan Hakları Örgütü'ne, 692 işkence iddiasıyla başvuru yapılmıştır. Bu rakam 2003'ün aynı dönemine göre yüzde 29'luk bir azalmaya işaret etmektedir. Ancak, resmi gözaltı merkezleri dışındaki işkence iddialarında ise 2003'e oranla kayda değer şekilde artış görülmüştür. İnsan Hakları Başkanlığı'na Ocak-Haziran 2004 arasında gelen toplam insan hakları ihlalleri iddialarının dikkate değer bir bölümünün işkence ve kötü muameleyle ilgili olduğu gözönüne alındığında, reformların uygulamasında hâlâ sorun yaşandığı görülmektedir.
  • Şubat 2004'te İçişleri Bakanlığı'nın yayımladığı genelgede, işkence ve kötü muameleden sanık kişilerin mahkemelere çıkarılmasının sağlanması istenmiştir. Ancak bazı durumlarda, sanıklar yıllar boyu mahkemelere çıkmayabilmekte, bu da davaların zamanaşımına uğramasına neden olmaktadır. Reformlara rağmen, savcıların her zaman tutarlı şekilde işkenceyle suçlanan kamu görevlileri hakkında soruşturma açmadığına ilişkin endişeler sürmektedir.
  • Temyiz Mahkemesi tarafından Mart 2004 tarihinde yayımlanan raporda, Türkiye'nin güney ve güneydoğusunda yapılan incelemelere ilişkin veriler bulunmaktadır. Rapora göre, gözaltı merkezlerinde ve burada tutulan kişilere muamelede kayda değer şekilde iyileşme olduğu belirtilmektedir. Kollardan asma ve elektrik verme gibi işkence metotlarına artık çok nadir rastlanmaktadır, ancak bazı polis merkezlerinde bu tür yollar uygulandığına ilişkin raporlar bulunmaktadır. Tespit edilmesi zor işkence ve kötü muamele teknikleri hâlâ kullanılmaktadır.
  • Ocak 2004'teki düzenlemeye rağmen, gözaltındaki kişilerin, doktorun talebi olmamasına rağmen, tıbbi muayeneye bir güvenlik mensubu eşliğinde gittiğine ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Buna ek olarak, adli tıp raporlarının, güvenlik güçlerine kopyası verilmeden ilgili yetkililere ulaştırılması gerekliliği de her zaman yerine getirilmemektedir.
  • Sivil toplum kuruluşları, mahkeme öncesi gözaltı sürecinde sanıkların avukatlarıyla görüşmesinde gelişme sağlandığını belirtmektedir. Resmi kaynaklar da, bireylerin bu hakkın kullanılmasına yönelik isteklerinin arttığını ve 2004'ün ilk çeyreğinde DGM'lerin kapsamına giren suçlardan sanık kişilerin yüzde 46'sının avukatlarıyla görüşme talep ettiğini ve bunun sağlandığını kaydetmektedir. Bu oran bir önceki yılın aynı döneminde yüzde 28 olarak gerçekleşmiştir. Ancak, gözaltındaki sanıkların avukatlarıyla görüşme oranları ülke genelinde farklılık göstermektedir. Temyiz Mahkemesi'nin raporu, bazı güvenlik güçlerinin sanıkların avukatlarını görmelerini engellediği ya da bu haktan onlara hiç bahsetmediği örneklere rastlandığının altını çizerken, sivil toplum kuruluşları, birçok bireyin, bu hakkın tanınmasına ve bu konuda cesaretlendirilmelerine rağmen, avukatla görüşmenin suçu kabul anlamına geleceği şeklindeki korkuları nedeniyle haklarını kullanmak istemediklerine dikkat çekmektedir. Bir kişinin gözaltına alınmasının ailesine bildirilmesi gerekliliğinin yerine getirilmesinde artış olmasına rağmen, bunun da bazı durumlarda uygulanmadığı görülmektedir.
  • Hâlâ keyfi gözaltılar, kaybolmalar, kaçırılmalar ve en az bir tane yargısız infaz olduğuna ilişkin bilgiler gelmektedir. Bu olayların bazıları Türk yetkililerce soruşturulmaktadır. Savcıların, güvenlik güçlerine yönelik kayıplar ve yargısız infaz suçlamaları olduğunda, soruşturma açmak için hâlâ izin almaları gerekmektedir.
  • Türkiye'deki sistematik işkence iddiaları karşısında Komisyon Eylül 2004'te bir inceleme gezisi düzenlemiştir. Bu gezide, Komisyon hükümetin işkenceyle mücadelede 'sıfır tolerans' politikasını ciddi şekilde uyguladığını teyit etmiştir. Ancak buna rağmen, işkence ve kötü muameleye ilişkin uygulamalara ilişkin birkaç vakaya rastlanmış olup, bu tür uygulamaların kökünün kazınması için daha fazla çaba harcanması gerektiği belirlenmiştir.

    Cezaevi sistemi
  • Cezaevi sistemi 1999'dan sonra dikkate değer şekilde geliştirilmiştir. Resmi kaynaklara göre, Aralık 2003 itibarıyla cezaevi ve gözaltı merkezlerinde 64 bin 296 kişi bulunmaktadır. Bunların 37 bin 56'sı hüküm giymiş, 27 bin 240'ı ise haklarındaki ikinci bir suçlama nedeniyle gözaltında bulunmaktadır.
  • F tipi cezaevlerindeki durumun ise yüksek standartlarda olduğu tespit edilmesine rağmen, tutukluların izolasyonu ciddi bir sorun olmayı sürdürmektedir. Cezaevlerindeki durumu incelemek üzere 131 İzleme Komitesi görev yapmaktadır. Ancak bu İzleme Komiteleri'ne sivil toplum temsilcilerinin kayda değer bir katılımı sağlanmamış durumdadır ve hazırlanan raporlar ise 'gizli'dir. Aralık 2003'te Adalet Bakanlığı yayımladığı genelgede İnfaz Hâkimleri'yle ilgili başvuruların ön soruşturmaya gerek kalmadan işleme alınması gerektiğini duyurmuştur. İnfaz Hâkimleri'nin bugün itibarıyla eğitimi ise yetersizdir. Hükümlülerin hala uygun tıbbi tedavi alamadığına ilişkin raporlar bulunmaktadır.

    İfade özgürlüğü
  • 2001'den beri temel özgürlüklerin uygulanmasının genel çerçevesini pekiştirecek çok sayıda değişikliğe gidildi. Ancak farklı yasalardaki çok sayıda madde hâlâ ifade özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde yorumlanabiliyor ve savcılar şiddet içermeyen görüş açıklayanlar hakkında suçlamada bulunmayı sürdürüyor.
  • 2002'den bu yana Ceza Yasası, Terörle Mücadele Yasası ve Basın Yasası'nda yapılan düzenlemeler, ifade özgürlüğüne yönelik soruşturma ve hüküm giyilmesi vakalarını azaltmıştır. Ancak hâlâ, şiddet içermeyen fikirlerini açıkladığı için hakkında soruşturma açılan ve hüküm giyen kişilerin sayısı kayda değer orandadır. Yayıncılık alanında ise, Kürtçe başta olmak üzere, Türkçe dışındaki diller ve diyalektlerde radyo ve televizyon yayınları başlamıştır. Atılan olumlu adımlara rağmen, Türkiye'de kişiler, şiddet içermeyen görüşlerini ifade ettikleri için soruşturmaya tabii tutulmakta ve hüküm giymektedir. Buna ek olarak, yasalarda yapılan düzenlemeler nedeniyle hükmün bozulduğu hallerde ise, sabıka kayıtlarının düzeltilmesi ile sivil ve siyasi hakların geri verilmesi her zaman garanti altında değildir. Reformların etkisi ülke genelinde eşit şekilde hissedilmemektedir.
  • Ceza Yasası ile Terörle Mücadele Yasası'nın değiştirilen maddeleri ve hükümleri, hâlâ ifade özgürlüğünü kullanan kişiler hakkında soruşturma açılması ve bu kişilerin hüküm giymesi için kullanılmaktadır. Bazı durumlarda savcılar, Terörle Mücadele Yasası'nın kaldırılan 8. maddesi uyarınca hüküm giymiş kişilerin durumlarını, alternatif hükümlere göre yeniden hüküm giyip giyemeyeceklerini incelemek için gözden geçirmişlerdir. Buna ek olarak, var olan reform sürecinin gerisinde kalan çok sayıda yasal ve yönetsel hükümler, şiddet içermeyen ifade özgürlüğünü kullanan kişilerin hüküm giymesi için hâlâ kullanılabilmektedir. Gözden geçirilmiş 159. maddenin, devlet kurumlarını eleştirenlere hüküm giydirilmesi için Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu'yla paralel olmayacak şekilde kullanılmasına devam edilmektedir. Genel olarak bakıldığında, yeni TCK ifade özgürlüğüne yönelik sınırlı bir ilerleme sağlamıştır.
  • Özellikle Güneydoğu'da sivil toplum tarafından organize edilen basın toplantıları ve diğer etkinlikler polis tarafından rutin şekilde kameraya kaydedilmektedir. Birçok örnekte, bu etkinliklere katılan kişilerin kimlik kartları da kameraya kaydedilmiştir. Kimlik kartı göstermeyenler ise sıklıkla gözaltına alınmaktadır.

    Basın özgürlüğü
  • Basın özgürlüğü konusunda kayda değer bir ilerleme sağlanmakla birlikte var olan sorunları ortadan kaldırmak için çabaların sürdürülmesi gerekmektedir. Matbaaların malvarlıklarına yönelik Anayasa'nın 30. maddesi, bunların hiçbir şekilde haczedilmesine izin verilmeyecek şekilde değiştirilmiştir. Haziran 2004'te yürürlüğe giren yeni Basın Yasasında, basın özgürlüğüne yönelik önemli bir adımdır. Ancak, süren davalarla ilgili bilgi verilmesi durumunda, kişi ve kurumların ağır paza cezalarına çarptırılmalarını öngören 19. madde çok ağır olmakla eleştirilmektedir. Yeni yasada yaptırımların azaltılmasına rağmen para cezaları özellikle yerel basın üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır. Bu tür para cezalarının bu tür kurumların kapanmasına neden olabileceği gibi, özellikle bölgesel ve yerel düzeyde sıkça görülen 'otosansür'ün gelişmesine de neden olabilecektir. Ayrıca söz konusu yasa 'devlet sırlarına' da atıfta bulunmaktadır.
  • Gazetecilere karşı kovuşturmaların sıklığı da endişe kaynağı olmaktadır. Son raporlar, gazetecilere yönelik açılan davaların çoğunluğunun Basın Yasası'na dayandırılmadığını gösteriyor. Medya kuruluşlarına yönelik dava açılması için kullanılan hükümler, TCK'nın 159, 169 ve 312. maddeleri ile Terörle Mücadele Yasası'nın 6 ve 7. maddeleri. Resmi kaynaklar, yaptırımlarla sonuçlanan davalarda büyük bir azalma yaşandığını belirtiyor. Ancak, hüküm giyilsin ya da giyilmesin, basın mensuplarına karşı yöneltilen suçlamalar, medya aracılığıyla kullanılan ifade özgürlüğüne yönelik önemli bir caydırıcılık içeriyor. Buna ek olarak, basın yoluyla görüşlerini açıklayan bireyler yakın zaman içinde hüküm giydi. Örneğin, 1951 tarihli Atatürk'e yönelik suçları düzenleyen yasa çerçevesinde Mayıs 2004'te bir gazeteci cezaevine gönderildi. Türk Yayıncılar Birliği'ne göre, 2003 yılında 43 kitap yasaklandı ve 37 yazar ve 17 yayınevi mahkemeye çıkarıldı. 2004'ün ilk altı ayında 18 kitap yasaklandı.

    Yayıncılık
    Ocak 2004'te kabul edilen yeni bir düzenleme, TRT dışındaki özel radyo ve televizyonlara Türkçe dışındaki dillerde yayın yapma imkânı sağlayabilecektir. Yayınların 'devletin bölünmez bütünlüğüne' saygılı olması gerekliliği de dahil olmak üzere, yayımcı kuruluşlara daha önce getirilen sınırlamalarda bir değişiklik olmamıştır. Çocuk programları üzerindeki yasak hâlâ sürmektedir. Bazı yerel televizyon ve radyolar Kürtçe yayın için RTÜK'e başvurmuştur. Şu an için bu başvurulara izin verilmese de, bunlara olumlu yanıt verileceği bilgileri gelmektedir.
    RTÜK Yasası hâlâ ağır paza cezaları ve yayın lisanslarının iptali ya da askıya alınması gibi ağır cezalar verilmek üzere kullanılmaktadır. Yasanın daha da liberalleştirilmesi ve RTÜK politikalarının reform süreciyle daha uyumlu hale getirilmesi, hükümetin bu konulara müdahil olma ihtiyacını ortadan kaldıracaktır.

    Örgütlenme özgürlüğü
  • 1999'dan itibaren yapılan bazı yasal düzenlemeler, örgütlenme özgürlüğüyle ilgili var olan sınırlandırmaları ortadan kaldırmıştır. Haziran 2004'te parlamento yeni Dernekler Yasası'nı kabul etti, ancak cumhurbaşkanlığı vetosu nedeniyle bu yasa henüz yürürlüğe girmedi. Sivil toplum kuruluşları, geçmişe oranla yetkililerle diyaloğun çok daha açık şekilde yürütüldüğünü belirtse de, değişiklikler uygulamada somut bir etki yaratmamıştır. Bazı sivil toplum kuruluşları uygulamada, merkezi yurtdışında bulunan organizasyonlarla kurdukları ilişkiler sonucu sorun yaşamaya devam etmektedir.

    Din özgürlüğü
  • Din özgürlüğü Anayasa'yla koruma altına alınsa ve ibadet özgürlüğü de büyük oranda zarar görmese de, gayrimüslim topluluklar engellerle karşılaşmaktadır. Bu topluluklar yasal bir muhatap bulamamakta, mülk edinme hakları sınırlandırılmakta, vakıflarının idaresine müdahil olunmakta ve din adamı yetiştirmelerine izin verilmemektedir. Bu güçlüklerin ortadan kaldırılması için uygun yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Eylül 2003'te önde gelen dört Hıristiyan toplumunun temsilcisi ile yetkililer arasında başlatılan diyalog bugüne kadar pratik çözümler üretmekten uzak kalmıştır.

    Aleviler
  • Sünniler dışındaki Müslüman toplulukların durumunda değişiklik olmamıştır. Aleviler, resmen dini bir topluluk olarak kabul edilmemekte ve ibadethane açmakta zorlanmaktadırlar.
  • Dini kuruluşlar hâlâ, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden gelen müdahalelere maruz kalmaktadırlar. Vakıflar Genel Müdürlüğü, herhangi bir yasal hüküme dayanmaksızın, bu kuruluşları lağvedebilmekte, yönetimlerini dağıtabilmekte, mallarına el koyabilmekte, varlıklarının yönetimine müdahale edebilmektedir.

    Gayrimüslüm vakıfları
  • Haziran 2004'te kabul edilen Gayrimüslim Dini Vakıflarını Yönetim Esasları ve Metotları adlı düzenlemede var olan bazı kısıtlamalar, bazı kuruluşların kendi yönetimlerini seçmek için seçime gidememeleri sorununu doğurmuştur.
  • Mülk edinme hakkı konusunda ise, Ocak 2003'te yayımlanan düzenlemede yer alan 160 dini azınlık başvuruda bulunabilmektedir. Dini toplulukların yasal statü eksikliği, var olan mülklerine el konulması riskini ortadan kaldırmamaktadır. Yasal yollardan mülk edinme talepleri ise birçok engelle karşı karşıyadır. Dini toplulukların ibadet yerlerinin açılması izne tabidir. Ancak teknik gereklilikler, bu ibadethanelerin kayıt altına girmesini engellemekte ve izin süreci uzun ve sancılı olmaktadır.

    Ruhban okulu
  • Din adamı eğitimi konusundaki yasak ise durmaktadır. Gayrimüslim topluluklar, bir sonraki nesle geleneklerini taşımakta zorlukla karşılacaktır. Heybeliada'daki ruhban okulu hâlâ kapalıdır. Ulusal kriterler, Türk olmayan din adamlarının belirli kiliseler için çalışmasına sınırlandırma getirmektedir. Bu kişiler vizelerinin uzatılması ve çalışma izinlerinin yenilenmesi konusunda güçlüklerle karşılaşmaktadır. Din adamlarının azınlıklara ait okullarda din eğitimi vermesine izin verilmemektedir. Hıristiyanlar bazı durumlarda polis tarafından izlenmekte ve ibadetlere katılanlardan kimi zaman kimlik göstermeleri istenmektedir.